Kürt sorununda demokratik çözüm istiyoruz!
Kürt sorununda ‘Çözüm’ ve ‘Açılım’ tartışmaları, Kandil Dağı ve Maxmur Mülteci Kampı’ndan “Barış ve Çözüm Grubu”nun gelişiyle, Kürt halkının yaşadığı sevinci, barışa olan istek ve özlemin ifadesi olarak kabul etmek yerine sorun, farklı zeminlere taşınıyor. Bu gelişmelerin on yıllardır süren çatışma ortamını tamamen ortadan kaldıracak, kalıcı bir çözüme kavuşturulması için herkes gibi, bizler de önemli bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Barış umudunun gerçeğe dönüşmesi geleceğimiz için önemli bir kazançtır. Bu umudun hayal kırıklığına yol açması ise telafisi mümkün olmayan yeni acılara yol açacaktır.
Barış arayışları karşılıksız kalmamalı, demokratik adımlar atılmalıdır…
Türkiye’nin biriken pek çok önemli sorunu vardır. Ancak Kürt sorunu, kanayan büyük yaramız olmaya devam etmektedir. 25 yıldır yaşanan çatışmalı süreç 40 bin yurttaşımızın ölümüne, 400 milyar dolar dolayında askeri harcamaya, büyük maddi ve manevi kayıplara neden olmuştur.
19 Ekim'de barış gruplarının gelmesiyle oluşan olumlu atmosferi sevince ölçü koymak yerine, yapılması gereken bu sevincin ülkenin her köşesinde yaşanmasını sağlamak, acılara son vermek, kalıcı çözümlere dönük adımların basamağı haline getirmektir. Türkiye’nin ihtiyacı kalıcı çözümdedir. Operasyonlara son vermek, çatışmaları tamamen durdurmak, barış ve diyalogu geliştirmek, Kürt sorununda kalıcı çözüme giden yolu açacaktır.
Kalıcı barış ve demokratik çözüm için, Kürt halkının varlığı tanınarak, yasal ve somut adımlar atılmalı…
Bir yandan beklenti yaratan bir söylem, diğer yandan acıları derinleştiren gerçeklerle iç içe yaşıyoruz. Daha birkaç hafta önce yaşadıklarımızın yeniden yaşanmayacağını güvence altına alan gelişmelere ihtiyaç var. 13 yaşındaki Ceylan Önkol’un parçalanarak ölmesi, spor müsabakalarında yaşanan ırkçılık ve şiddet, bölge illerindeki belediyeler üzerinde artan baskılar, tezkerenin uzatılması, sınır içinde ve sınır dışında süren askeri operasyonlar, halkın büyük desteği ile parlamentoya girmiş DTP'li milletvekillerine dönük hukuku zorlayan uygulamalara parlamentonun da eşlik etmesi kaygılarımızı arttırıyor.
Demokratik güçlere yönelik tahammülsüzlük, saldırganlık ve polis şiddetinin eşlik ettiği uygulamalar AKP hükümetince sürdürülen ‘demokratik açılım’ söylemini yalanlarken, CHP ve MHP’nin ırkçı ve şoven tutumu ve birçok gelişme halkımız gibi, bizleri de düşündürüyor.
Baskı, inkar, asimilasyon ve şiddet çözüm olamaz, barışın dilini geliştirmeliyiz...
Onlarca yıla yayılmış asimilasyon ve baskı politikalarının sonucu ortadayken, yine onlarca yıla yayılmış bir şiddet ve acı yükü sırtımızdayken, hala kullanılan aynı dile ve uygulamalara tahammülümüz yok. Operasyonların, koruculuğun, siyasal baskı ve yasakların ve bunları meşrulaştırmak için üretilmiş düşmanca dil ve üslubun sürdürülmesi bu uzun acı tarihten ders çıkarılmaması anlamına gelmektedir. Bunlar hızla terk edilmelidir.
Kürt sorunu tüm Türkiye’nin sorunudur, çözümü hep birlikte bizler bulmalıyız...
Bizlere, Türkiye'nin işçilerine, emekçilerine ve sosyalistlerine düşen görev, Kürt sorununun demokratik, eşit haklar temelinde çözümünde inisiyatif alarak, emperyalizmin ve gericiliğin kurmak istediği tahakkümü kırmaktır. Halklarımızın tarihsel birikimi bunu başaracak potansiyeli sunmaktadır. Emperyalizmin halklar arasındaki tarihsel sorunları istismar ederek, ülkelerin iç işlerine müdahale ederek yarattığı çatışmaların acı deneyimleri göz ardı edilemez. Halklarımız el ele vererek, barışın, eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin ülkesini kendi iradeleriyle kurabileceklerini göstermelidir.
Bizler, “çözümden” Kürt halkının AKP'lileştirilmesini anlayan AKP’ye karşı da, “çözümden” sömürgeleştirmeyi anlayan ABD'ye karşı da “halkların kardeşliği, Türk ve Kürt halkının eşit ve özgür koşullarda birlikte yaşaması” nın koşulları için mücadele edeceğiz.
Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik mücadelesini büyüterek sürdüreceğiz...
Bu gün, halklar arasında karşılıklı anlayışın güçlendirilmesine, ırkçı-şoven tutum ve söylemlerin önüne geçilmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır. Bu zorunluluk Türkiye’nin batısındaki demokrasi güçlerine acil görevler yüklemektedir.
Emperyalizmin ve burjuva gericiliğin sultasından uzak, Kürt halkının tüm hak ve özgürlüklerine sahip olduğu, eşit, özgür ve kardeşçe bir arada yaşamın temellerinin atılması için hep birlikte harekete ihtiyaç bulunmaktadır.
Bunun için;
Operasyonlara son verilmeli, savaş ve şiddet son bulmalı, çatışmalar durmalıdır;
Barışın ve diyalogun yolu açılmalıdır.
Kürt halkı üzerindeki dil, kimlik, kültürel ve diğer baskılara son verilmeli, halkın temsilcileri muhatap kabul edilmelidir.
Anadilde eğitim hakkı ve bölgede Kürtçenin yerel yönetimler ve kamu yönetiminde kullanımının önü açılmalı, eşit yurttaşlık hakkı tanınmalıdır.
Bizler, başta emek örgütleri olmak üzere, aydın, sanatçı, bilim insanı ve tüm halkımıza çağrı yapıyoruz. Onlarca yıldır tüm Türkiye’de, halkımıza acı ve yoksulluktan başka bir yaşam sunamayan bu politikalar son bulmalıdır. Siyasal aktörlerin düşmanlaştırıcı siyasetlerine ve diline karşı kardeşliğin siyasetini ve dilini kuralım. Eşit ve özgür bir ülkede yaşamak için birlikte mücadele edelim. Barış içinde bir arada yaşamanın, Kürt sorununda demokratik çözümü geliştirmenin yolu buradan geçiyor.
Bizler, Kürt halkının barış sevincini Türk halkının da barış sevincine dönüştürmek zorundayız.
Zaman düşmanlık değil, kardeşlik zamanıdır!
Barış umudunun, umutsuzluğu yenerek bu ülkenin kahredici kaderini değiştirmek için, Kürt ve Türk halkının el ele vermesi zamanıdır!
Bunu başarmak mümkündür.
Bizler Türk ve Kürt halkının barış ve kardeşlik mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz.
Emek Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Halkevleri
(EMEP) (ÖDP)


