TAM HAK EŞİTLİĞİ VE İNSANCA YAŞAM İÇİN DEMOKRATİK HALKÇI ÇÖZÜM!

Pazartesi, 23 Kasım 2009 12:55
Yazdır PDF

Türkiye’nin tarihi, yaşamsal, demokratik sorunlarının bütün çarpıcılığıyla konuşulduğu bir dönemdeyiz. 86 yıllık Cumhuriyet rejimi sorgulanmakta; devletin ne kadar laik, ne kadar demokratik olduğu tartışılmaktadır.

images/stories/parti_1.jpgPartimiz Bölge Örgütü, ulusal zorbalığa karşı mücadele eden Kürt işçi ve emekçilerinin demokratik özlemlerinin örgütü olarak, son gelişmeleri 21–22 Kasım tarihlerinde Dersim’de yaptığı konferansta değerlendirmiş; Kürt sorununun barış, tam hak eşitliği ve insanca yaşam taleplerine dayalı demokratik halkçı çözümü için mücadele platformunu ve görevlerini yenilemiştir.

TBMM’de yapılan demokratik açılım tartışmalarında CHP sözcüsü Onur Öymen tarafından hatırlatılan ve yol gösterici örnek olarak sunulan Kürtlerin ve Alevilerin “Tedip ve Tenkil” (terbiye etme ve ezme) amaçlı Dersim Katliamı, Kürt sorununun ve Alevilerin taleplerinin anlaşılmasında bir kırılma noktası olmuştur.

Ağıtlar, hikâyeler, araştırmalar, belgesellerle günümüze taşınarak aktarılan Dersim Katliamı, Kürt halkının ruhunda derin izler bırakmış; kapanmayan yaralar açmıştır. Cumhuriyet rejimi, Dersimin Kürt ve Alevi toplumunu; onların kimlik ve özgürlük istemini büyük bir tehdit olarak görmüş ve tarihe katliam olarak geçen, en şiddetli şekilde bastırmayı yol bilmiştir. Ancak, Kürtler ve Aleviler 38’deki gibi çaresiz; yok edişe ve baskılara boyun eğen durumda değillerdir. İnkar, imha ve Türkleştirme politikaları çare olmamış, Kürt ulusal uyanış ve direnişi yıllar geçtikten sonra da olsa yeniden alevlenmiş ve Türkiye devletinin egemen sistemine çözüm yolunda adım atmaya zorlamıştır.

“İyi şeyler olacak” sözleri ve yaratılan beklentiden sonra aylar geçmesine rağmen tartışma, lafazanlık ve atışmalardan öte somut bir iyileşme, atılan olumlu bir adım yoktur.

AKP Hükümeti ve başbakan bir yandan devlet projesi deyip muhatap olarak milleti gösterirken “şunlarla görüşmem” diyerek Kürt ulusal güçlerini, halkı ve taleplerini yok saymakta, herkesi kendisine biat etmeye ve politikasına boyun eğmeye zorlamaktadır.

Başbakanın söylediği “devlet olarak ciddi yanlışlar yaptık” dediği şeyler nelerdir? Bunlar açıklanmalı, tarihi gerçekler aydınlatılmalıdır. Bu açıdan sadece ‘38 Katliamı gibi Cumhuriyetin ilk yıllarında olan bitenler değil; yakın tarihte ‘80 sonrasında olanlar da ortaya çıkarılmalıdır. İşkenceci katiller, JİTEM’ciler, darbeciler, suç örgütleri aydınlatılmalı ve faili meçhullerin sorumluları halka hesap vermelidir.

Başbakanın çokça söylediği ve polemik yaptığı “anaların ağlamaması” için ne yapmak gerekir? Bu, her halde meclisten yeni tezkereler geçirerek operasyonlara devam etmek olmamalıdır. Ya da her gün yeni cinayetler işleyen koruculuk sistemini sürdürmek de olmamalıdır. Bugün ‘Açılım’ tartışmaları sürerken yargılanan yüzlerce çocuk, halen anaların gözyaşına neden olmaktadır. Her halükarda iktidarın da muhalefetin de sıkça başvurduğu terör, güvenlik gibi halkı karşısına alan ve düşmanlaştıran söylemler hiç olmamalıdır.

Başbakan bir yandan bebelerin süngülenip kurşuna dizildiği Dersim Katliamı’ndan duyduğu üzüntüyü ifade etmekte, ama öte yandan Dersim isminin geri verilmesine ise karşı durmaktadır. O ki, TBMM’de AKP milletvekili muhalefeti, ülkeyi OHAL yasalarıyla yöneterek bölmekle suçlarken, AKP iktidarı Dersim’de ‘özel güvenlik bölgeleri’yle özel hukuk ve yasanın uygulanmasına göz yummaktadır.

Bu yoğun çelişkiler içerisinde AKP Hükümeti ve Başbakan halkın acılarının ve özlemlerinin istismarına; söylev malzemesi yapmaya son vermeli; ciddi, beklenen yasal ve anayasal düzenlemeleri derhal yapmalıdır.

Kürt halkının dil, kimlik gibi eşit haklar ve demokratikleşme yönünde ulusal talepleri iktidar ve muhalefet arasındaki ilkel dalaşma, düello ve hâkimiyet kavgasına kurban edilemez, edilmemelidir.

Kürtler, CHP Genel Başkanı Baykal’ın dediği şekilde Türk milletinin bir üyesi olmadığı gibi, eşit bir parçası da değildir. Kürtler, toplum, tarih, dil, kültür, gelenek nihayet bir millet olarak ayrıdır. Katliamlar dahi göze alınarak zora dayalı bir arada tutma ve Türkleştirme denenmesine rağmen yeniden bu insanlık suçuna başvurma arayışı, çağdışı, faşizan ve kabul edilemezdir.

İktidarın ve muhalefetin Kürt halkının anadil talebi karşısında tekçi anlayışla ayağa kalkmaları da anlaşılır değildir. Kürde ve Kürtçeye, etnik kimliklere saygıdan dem vuranlar, Kürtçenin eğitim dili olarak yaşaması ve geliştirilmesini kabul edememektedir. Oysa ki, hak eşitliğinin ilk karşılığını bulacağı alan dil konusudur ve anadilde eşitlik ülkeyi söylendiği gibi bölmeyecek, bir arada yaşamı güçlendirecektir.

AKP, temsilcisi olduğu kapitalist düzenin kriz fırsatçılığı ve saldırganlığıyla Kürt emekçilerini adeta açlıkla katletmektedir. Kabul edilmelidir ki, Bölge’nin halen ekonomik olarak da ayrıma tabi tutulması, yağma ve sömürü, işsizlik ve yoksulluğun en ağır, en katı koşullarda sürmesi söz konusudur. Bölgenin tarım ve hayvancılığı bitirilmiştir. Aç ve işsiz yoksullar, fiilen uygulanan ‘Bölgesel Asgari Ücret’ koşullarında çalışmakta, zam yağmuru altında ezilmektedir. Sadece Gaziantep’te 650 bin elektrik abonesinin yarısının borçlarını ödeyememiş olması yeterince çarpıcıdır.

Başbakan Erdoğan’ın 2008 yılında Diyarbakır’da açıkladığı ‘GAP Eylem Planı’nda tüm yatırımların 4 yılda bitirileceği ve 3 milyon kişiye iş olanağı sağlanacağı söylenmesine rağmen, bu güne kadar hiçbir somut adım atılmamıştır. Hükümetin en son ‘İşsizlik Fonu’ndan yağmaladığı kaynakların bir kısmının Bölge’ye yatırım propagandası eşliğinde GAP’a ayrılmış olmasının Kürt yoksullarına bir getirisi, faydası olmamıştır.

Halkımızın isteği, yeni savaş operasyonları için yatırım ve harcamalar değil; açlığın, eğitimsizliğin, sağlıksızlığın, konutsuzluğun, topraksızlığın giderilmesi için merkezi ve yerel kaynakların Bölge’ye aktarılmasıdır. Dersim’de yeni açılan üniversitenin öğrencilerinin barınma ihtiyaçları için kullanabilecekleri okul ve yurtların güvenlik gerekçesiyle askerler tarafından kullanılmasına son verilmeli, gençlerimizin her bakımdan eğitim koşulları yaratılmalıdır.

Yakın zamanda binlerce Dersimlinin katıldığı mitingle duyarlılık gösterilen Munzur vadisinin doğal güzelliklerini yok edecek barajlara karşı gelişen mücadeleyi daha da yükseltmeliyiz. Bölge’nin Munzur ve Hasankeyf gibi tarihi ve doğal güzelliklerinin yağmalanması sessiz kalmamak aynı zamanda insanlığın değerlerini savunmaktır.

Partimiz, Kürt ve Türk işçilerinin ve emekçilerinin örgütü; ulusal, demokratik, ekonomik, sosyal taleplerinin ve çıkarlarının ısrarlı savunucusudur. Ülkemizin her yerinde sürdürdüğü çalışmalarıyla eşitsizlikler, inkar, baskı ve zorbalık karşısında demokratik ve halkçı bir çözüm için Türk ve Kürt emekçilerinin el ele vermesi ve birleşmesi yönünde mücadele etmektedir. Partimiz, dillere, inançlara, kültürlere tam hak eşitliği talebiyle, eşit özgür gönüllü birliğe dayanan demokratik Türkiye mücadelesini yükseltecektir.

AKP hükümetinin ve karşısındaki burjuva muhalefetin yalan, inkar ve katliamlara sarılan politikalarını protesto ederek bu partilerden istifa eden bütün Kürt ve Alevi kardeşlerimizin bu tutumunu destekliyoruz. Artık ülkemizi yıllarca halkımızın dilini, inancını, kültürünü yok sayarak yöneten bu iktidarlardan kurtulma zamanıdır. Bu kardeşlerimize sözümüz emek, barış, demokrasi ve kardeşlik saflarında birleşmek olacaktır.

Tüm halkımızı barış, ulusal hak eşitliği ve insanca yaşam taleplerine sahip çıkmaya çağırıyoruz!

Levent TÜZEL

Genel Başkan