ENTERNASYONAL


Hamma Hammami’ye polis saldırısı

Cumartesi, 31 Ekim 2009 09:38
Yazdır PDF

Tunus’ta demokrasi ve özgürlük mücadelesinin tanınmış simalarından Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) Sözcüsü Hamma Hammami, polisin fiziki saldırısına uğradı. 1970’li yılların başından beri birçok kez tutuklanarak yıllarca hapiste tutulan Hammami, son yıllarda ülke içinde ve dışarıda doğan güçlü tepkiler nedeniyle nispeten serbestçe hareket edebilmekteydi.
Eylül ayı sonunda El-Cezire televizyon kanalında bir saatlik bir söyleşiye katılan Hammami, ülkeye dönüşünde havaalanında yirmi kişilik bir polis ekibinin tekme tokat saldırısına uğradı. Yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde ezik ve morluklar oluşan Hammami, öylece dışarıya koyuverildi.
Hamma HammamiBirkaç gün sonra, Cenevre’de bir toplantıdan dönen eşi, insan hakları savunucusu Avukat Radia Nasravi’yi havaalanında karşılamaya gittiğinde, daha büyük bir saldırı girişimiyle karşılaştı. Havaalanı parkında bıraktığı otomobilinin benzin deposuna yanıcı ve patlayıcı kimyasal madde konulmak suretiyle, Hammami ve eşine suikast girişiminde bulunuldu. Olay yerine çağrılan uzmanlar, depoya konan maddenin şans eseri alev almadığını, otomobilin havaya uçurulmasının planlandığını tespit ettiler.
Bu olay, Bin Ali rejiminin muhalif hareket karşısındaki tahammülsüzlüğünü ortaya koymaktaydı. Bugüne kadar tüm muhalifler ezilerek sindirilmiş veya sürgüne zorlanmışlardı. Hammami ve partisi ise ezilmeye karşı direnmiş, sürgün seçeneğini de reddetmişti.
Tunus İşçileri Komünist Partisi giderek daha açık bir şekilde ülkedeki muhalif hareketin yönetiminde rol oynamaktaydı. 25 Ekim seçimlerinde boykot çağrısı yapan kolektifin oluşmasında, PCOT ve onun sözcüsü olarak Hammami aktif bir çaba sarf etmişti.
Saldırının duyulmasıyla birlikte, Avrupa’nın birçok ülkesinde Tunus demokrasi güçleriyle dayanışma içindeki güçler, Bin Ali rejimine karşı tepkilerini ve Hammami ve partisiyle dayanışmalarını ifade ettiler.

 

HAMMAMİ'YE SALDIRIYI KINIYORUZ
Tunus’ta demokrasi ve özgürlük mücadelesinin tanınmış simalarından Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) Sözcüsü Hamma Hammami’ nin, kısa bir süre önce polisin fiziki saldırısına uğradığını öğrenmiş bulunuyoruz. 1970’li yılların başından beri birçok kez tutuklanarak yıllarca hapiste tutulan, işkence gören Hammami, son yıllarda ülke içinde ve dışarıda doğan güçlü tepkiler nedeniyle nispeten serbestçe hareket edebilmekteydi.

Partimizin kongrelerine ve bazı toplantılara katılmak için ülkemize de gelmiş ve yakından tanıdığımız, parti dostumuz Hammami Tunus halkının en fedakar devrimcilerinden biridir.

Eylül ayı sonunda El-Cezire televizyon kanalında bir saatlik bir söyleşiye katılan Hammami, öğrendiğimize göre, ülkeye dönüşünde havaalanında yirmi kişilik bir polis ekibinin tekme tokat saldırısına uğramıştır. Bu saldırı sonucu Hammami’ nin yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde ezik ve morluklar oluşmuştur.

Daha sonra, Cenevre’de bir toplantıdan dönen eşi, insan hakları savunucusu Avukat Radia Nasravi’yi havaalanında karşılamaya gittiğinde, daha büyük bir saldırı girişimi ile karşılaşmış, Havaalanı parkında bıraktığı otomobilinin benzin deposuna yanıcı ve patlayıcı kimyasal madde konulmak suretiyle, Hammami ve eşine suikast girişiminde bulunulmuştur. Olay yerine çağrılan uzmanlar tarafından, depoya konan maddenin şans eseri alev almadığı, otomobilin havaya uçurulmasının planlandığını tespit edilmiştir.

Hammami’ ye yönelik saldırı ve suikast girişimleri demokratik muhalefete tahammülsüzlüğün göstergesidir. PCOT sözcüsü ve Tunus demokratik muhalefetinin öncülerinden Hamma Hammami’ ye yönelik uygulanan şiddet ve saldırıları kınıyoruz. Derhal durdurulmasını istiyoruz. Saldırganların yakalanarak yargılanmasını ve cezalandırılmasını talep ediyoruz.

Baskı ve terör dünyanın hiçbir ülkesinde demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinin gelişmesini ve başarıya ulaşmasını uzun süre engelleyemediği gibi, Tunus’ da da emekçilerin, demokrasi güçlerinin mücadelesini engelleyemeyecektir.

Hammami ve onun şahsında Tunus emekçilerinin demokrasi ve bağımsızlık mücadelesine destek ve sempatimizi, dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz.

Ülkemizin emek, demokrasi ve barıştan yana güçlerini Hammami ve Tunus halkının demokrasi mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz.

 

Kamil Tekin Sürek

Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı

 

 

Dostluk Ve Dayanışmamız Devam Edecek

Cuma, 17 Temmuz 2009 09:52
Yazdır PDF

KÜBA büyükelçiliği birinci katibi Alejandro Simancas Marín, Genel Merkezimizi veda ziyaretinde bulundu. Bu göreve yeni atanan Luis Ernesto Morejon Rodriguez’le birlikte Genel Merkezimiz ziyaret eden Marín, “Kişiler değişebilir ama dostluk ve dayanışmamız devam edecek” dedi.

Küba elçiliğinin ziyaretiGenel Başkan Yardımcımız Haydar Kaya, Ankara İl Başkanı Selma Gürkan ve Uluslararası Büro Üyesi Mehmet Özer tarafından kabul edilen eski ve yeni birinci katipler, Latin Amerika’da yaşananların Türkiye halkına doğru bir şekilde anlatılmasının önemine dikkat çektiler. Honduras’taki darbenin, kıtada yaşanan baskıları bir kez daha ortaya koyduğunu söyleyen Haydar Kaya, birçok kez darbe ve darbe girişimiyle karşılaşmış bir ülkede, tüm darbelere karşı mücadele ettiklerini ifade etti. Kaya, Obama döneminin Küba, Venezuela ya da Ortadoğu politikalarında hakim olan Amerikan dış politikasını değiştirmeyeceğini belirtti. Partimiz hakkında bilgi alan yeni birinci katip Luis Ernesto Morejon Rodriguez de, Türkiye’nin karmaşık durumu daha iyi anlayabilmek için bu tür ziyaretleri daha sık yapmak gerektiğini kaydetti.

 

Küba Beşlisi için destek

Salı, 10 Şubat 2009 00:00
Yazdır PDF

Ankara İl Örgütümüz, ABD'de tutuklu bulunan "Küba Beşlisi"ne destek verecek. İl Örgütümüz bu doğrultuda Küba Halklarla Dayanışma Enstitüsü yetkilileri ile görüşerek, desteğini açıkladı.

Küba Halklarla Dayanışma Enstitüsü (ICAP) Avrupa Dairesi Başkanı Emeria Ceballos Amador ve Çalışma Sorumlusu Arlene Davila Alvares, dün Küba Büyükelçiliğinde, Genel Başkan Yardımcımız Haydar Kaya ve Ankara İl Başkanımız Selma Gürkan ile biraraya geldi. Küba Büyükelçiliği Sekreteri Alejandro Simances Marin'in de katıldığı görüşmede karşılıklı olarak dayanışmanın daha da geliştirilmesi ve emperyalizme karşı mücadelede ortak adımların atılması çağrısı yapıldı.

Emeria Ceballos Amador, Küba Halklarla Dayanışma Enstitüsü'nün, Küba'yı merak edenlerin, sevenlerin ilgilerini karşılayabilmek, Küba Devrimi ve Küba gerçeğini mümkün olduğunca doğru olarak aktarabilmek amacıyla 1960 yılında kurulduğunu aktardı. Enstitünün halkların dayanışması ve ilişki kurmasında bir köprü görevi gördüğünü belirten Amador, dünyada 147 ülkede 2 binin üzerinde Küba Dostluk Derneği bulunduğunu söyledi. Amador, davetleriyle gerçekleşen ziyaret için, "Yeni dostlarla tanışmak, varolan dostlukları geliştirmek istiyoruz, bu nedenle de Emek Partisi yöneticileriyle görüşmek istedik" dedi.

Küba'nın yaşadığı sorunların başında ABD'nin ablukası olduğunu aktaran Amador, ablukanın sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir abluka olduğunu belirtti. Sorunların dünya kamuoyu ile paylaşılmasını, ablukaya karşı dayanışmanın genişletilmesini istediklerini söyleyen Amador, "48 yıldır süren bu abluka Küba için 89 milyar dolarlık bir kaynağın kaybolmasına yol açıyor" dedi.

'DAYANIŞMA GENİŞLETİLSİN'

ABD'de tutuklu bulunan, 5 Küba vatandaşı hakkında Atlanta Mahkemesi tarafından aleyhte karar verildiğini, yüksek mahkemeye başvuru yapıldığını da belirten Amador, "Küba Beşlisi" için dayanışmanın genişletilmesi çağrısında bulundu.

 

Amador, EMEP yöneticilerinden, "Küba Beşlisi"nin serbest bırakılması için, kamuoyu oluşturulmasına destek eylemleri yapmalarını, bu tutumu protesto edecek fakslar göndermelerini, yurt içinde ve dışında, hatta ABD'de dayanışma içerisinde oldukları örgütlerle de dayanışmayı genişletmelerini" istedi.


Amador, 1 Mayıs'ta Tugay toplantıları, ardından da "Küba beşlisi" için dayanışma toplantıları yapacaklarını belirterek, EMEP'i ve gençliğini bu etkinliklerde görmek istediklerini söyledi. Amador EMEP yöneticilerini Küba'ya da davet etti.

 

Genel Başkan Yardımcımız Haydar Kaya da davete teşekkür ederek, bunu değerlendireceklerini söyledi. Küba'nın ayakta duruyor olmasının kendileri için de çok önemli olduğunu kaydeden Kaya, her türlü desteği vereceklerini söyledi.

 

Küba Büyükelçiliği birinci Sekreteri Alejandro Simanes Marin, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki sözlerini Emek Partisi'nin nasıl değerlendirdiğini sordu. Kaya ise "İsrail'le yapılan ikili ekonomik ve askeri anlaşmaların devam ettiği gözönüne alındığında, Davos'ta yüksek sesle söylenenler bizim açımızdan bir anlam ifade etmiyor" dedi.

 

Siyonist barbarlık derhal durdurulmalıdır!

Pazartesi, 05 Ocak 2009 00:00
Yazdır PDF

İçerisinde değişik kıtalardan devrimci partilerin yer aldığı Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML), bir açıklama yaparak Filistin’deki Siyonist saldırganlığı lanetledi ve dayanışma çağrısında bulundu.

Konferansın açıklamasında İsrail saldırganlığının arkasındaki büyük emperyalist güçlere ve bölgedeki emperyalizm işbirlikçisi gerici yönetimlerin rolüne de dikkat çekildi.

Konferans, bütün dünya emekçilerine, kendi hükümetlerinin harekete geçmesi, İsrail’e yaptırımlar uygulanması için baskı kurma ve mücadeleyi yükseltme çağrısı yaptı. Türkiye Devrimci Komünist Partisi’nin de üyesi olduğu Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı adına yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Emperyalizmin Ortadoğu’daki koçbaşı İsrail Siyonist yönetimi, bir kez daha masum ve savunmasız Filistin halkının kanına girdi. Savaş uçakları, bombardıman ve top atışları ile girişilen büyük çaplı saldırıda ölenlerin sayısı 500’e, yaralıların sayısı ise 2500’e ulaştı.

Siyonist katiller, Arap ve dünya halklarının tüm protesto ve feryatlarına rağmen şimdi de, Gazze’ye kara operasyonuna girişmiş bulunuyorlar.

Çocuk katilleri, halkın kutsal saydığı ibadet yerlerini kasten hedefleyerek bombalayanlar, milyonlarca insanın duygularını incitmekten kaçınmayanlar, eşi görülmedik bir devlet terörünü sürekli kılanlar; bir de dönüp, “teröre karşı mücadeleden”, “uygar dünyanın değerlerini savunmaktan” söz ediyorlar.

Peki, bunları bu kadar pervasızca hareket etmeye iten nedir? Kimden, nereden cesaret almaktadırlar?

Bu sorunun yanıtı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin son toplantısının kararında (kararsızlığında) yatıyor. Tüm dünyaya demokrasi, insan hakkı dersi vermeye kalkışanlar, İsrail’deki katil Siyonist yönetimin bu vahşetini kınayamamıştır bile! Kınamak bir tarafa, henüz işgalci Siyonist ordunun sözcüleri bile değerlendirme yapmaya fırsat bulamamışken, Batılı emperyalist sözcüler bunun, “bir savunma savaşı” olduğunu iddia edecek kadar alçalmışlardır.

İsrail, emperyalist hükümetlerin sessizliğinden ve somut bir tedbir alma ihtimallerinin bulunmamasından cesaret almaktadır.

Zira Birleşmiş Milletlere de hükmeden kapitalist-emperyalist dünyanın baş haydutları, Siyonist işgalci ve zorbaların da arkasındaki güçtür.

Öyleyse, “demokrasi ve insan hakları şampiyonları”ndan beklenecek en ufak bir şey yoktur.

Filistin, 60 yıldır yaptığı gibi, dimdik ayakta duracak ve direnmeye devam edecektir!

Ortadoğu’daki Arap ve Müslüman halklar, eğer Filistinli kardeşlerine gerçekten yardım etmek istiyorlarsa, kendi işbirlikçi yönetimlerini başlarından defedecekler!

Hem ABD işbirlikçiliği yapmak ve hem de Siyonizm’in Filistin’deki zulmüne karşı çıkmak imkanı yoktur. Öyle olduğunu bugün artık daha gür haykırmak zamanıdır.

Biz Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı olarak dünyanın tüm emekçilerini, ilerici demokratik güçlerini; Siyonist zorbalığa karşı direnen Filistin halkıyla somut dayanışmaya çağırıyoruz.

- Hükümetlerin İsrail’e karşı bazı yaptırımlarda bulunmaları, diplomatik ilişkileri dondurmaları, işbirliği anlaşmalarını iptal etmeleri için,

- Filistin halkına karşı girişilen bu toplu kıyım savaşının uluslararası düzeyde kınanması için,

- Dünyanın dört bir yanında İsrail askeri saldırganlığının durması talebiyle gerçekleşen kitlesel inisiyatifleri desteklemek için, girişimlerde bulunmaya çağırıyoruz.

- İsrail’i destekleyen ve cesaretlendiren emperyalizme ve emperyalizm-Siyonizm işbirlikçisi yönetimlere karşı herkesi mücadeleye çağırıyoruz.

 

Komşudan alınacak dersler...

Cuma, 12 Aralık 2008 00:00
Yazdır PDF

Yunanistan’da 16 yaşındaki bir gencin cumartesi günü polis tarafından öldürülmesinin ardından yükselen kamuoyu tepkisi ve hükümetin yaptığı açıklamalar ülkemizde yaşananlar açısından da önem taşıyor.
Son aylarda çok sayıda insanın polis kurşunuyla öldürüldüğü Türkiye’de hükümet ve ana muhalefet partisi polisi koruyan, hatta müdahalesini yumuşak bulan açıklamalar yapıyor. Yunanistan’da ise polisin genci öldürmesinin ardından önce İçişleri Bakanı ve yardımcısı istifalarını sundu. İstifalar kabul edilmedi ancak hükümetten polisin “örnek teşkil edecek şekilde” cezalandırılacağı açıklaması geldi.
Polisin bir genci Atina’nın merkezi sokaklarından birinde “soğukkanlı” bir şekilde öldürmesi karşısında kamuoyunda yükselen tepki de, hükümetin tutumunda etkili oldu. Muhalefet partilerinden sendikalara, başta ortaöğrenim ve üniversite gençlik örgütlerinden aydınlara kadar her kesimden tepki geldi. Olayı protesto eden mitingler düzenlendi, okullarda boykot ilan edilmesinin ardından eğitim bakanlığı dün okullarda tatil ilan etmek zorunda kaldı.

Cenaze öncesi gerginlik
Polis tarafından öldürülen Alexandros Grigoropoulos’un dün kaldırılan cenazesi öncesinde ise hükümetin tutumu sertleşmeye başladı. Önceki gün protesto eylemlerini “meşru” gördüğünü ifade eden Yunanistan İçişleri Bakanı Prokopis Pavlopoulos, “şiddet olaylarına dönüşen eylemlere hoşgörü göstermeyeceklerini” söyledi.
Gösterilere karşı verilecek tepkiyi tartışmak üzere yapılan acil bakanlar kurulu toplantısının ardından konuşan Pavlopoulos, “tek bir hayatın bile tehlikede olmadığını” belirterek, “hayatı korumak mülkiyeti korumaktan daha önemlidir” diye konuştu.
Atina kent merkezinde bulunan parlamento binasına girmeye çalışan, Dışişleri ile Çevre Bakanlıklarına molotofkokteyli atan, bölgedeki otellerde zarara yol açan, Yunanistan Milli Bankası ile Olimpic Havayolu merkezi şubesini, Sindagma Meydanı’ndaki dev Noel ağacını ateşe veren göstericilere güvenlik birimlerinin göz yaşartıcı gazla yanıt verdiği belirtildi.
Göstericilerin, Pire kent merkezinde çok sayıda polis aracını ters çevirerek ateşe verdiği, Larissa kentindeki tüm banka şubelerinin taş ve sopalarla camlarının kırıldığı ve kundaklandığı, Hanya’da valilik binasının kundaklandığı, işyerleri ve kamu binalarına saldırılar yapılan Patra’da ise yerel bir televizyon kanalını işgal eden grupların tüm Yunanistan’ı protesto gösterilerine çağırdığı bildirildi. Kent merkezlerindeki olaylarda 176 kişi gözaltına alındı.
Öte yandan, Paris’teki Yunan konsolosluğuna giren yaklaşık 60 eylemci, kısa süren işgal eylemlerinde, Yunan polisinin öldürdüğü gencin adı yazılı bir pankart taşıdı. Önceki gün de Almanya’daki büyükelçilik binası işgal edilmişti.

Bugün genel grev var

Bir gencin polis tarafından öldürülmesine karşı ayağa kalkan Yunanistan’da bugün kamu ve özel sektör çalışanları genel grev yapacak. Sendikalardan yapılan açıklamada, “hükümetin izlediği ücret politikası, çalışma koşulları, işsizlik ve hayat pahalılığını” protesto etmek amacıyla ülke genelinde 24 saatlik grev yapılacağı bildirildi. Yunanistan İşçi Sendikaları Federasyonu (GESEE) ile Yunanistan Kamu Çalışanları Konfederasyonu’nun (ADEDY) çağrısıyla yapılacak greve, kamu kurumları, yerel yönetim, banka, vergi daireleri çalışanlarının yanı sıra avukat ve eğitimciler de katılacak. Sivil havayolu çalışanları dahil tüm toplu taşıma araçları çalışanlarının da gerek iş durdurma eylemleri aracılığıyla destek verecekleri gerekse 24 saat süresince katılacakları grevde, posta, elektrik ve su işleri çalışanlarının yanı sıra Atina ile Pire kentlerinin de içinde bulunduğu Atika bölgesindeki devlet hastaneleri çalışanlarının da yer alacağı kaydedildi. Greve katılanların Atina ile Selanik kent merkezleri başta olmak üzere birçok kentte protesto gösterileri yapacağı açıklandı. Gösterilerin, hafta sonundan beri devam eden protesto gösterileriyle birleşerek, beklenenden daha güçlü geçeceği tahmin ediliyor.

Evrensel Gazetesi,10/12/08