Darbe ve arkasındaki gerçekler birlikte yargılanmalıdır

12 Eylül askeri faşist darbesi sermayenin ve uluslararası burjuvazinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerçekleştirildi. Türkiye bugün askeri bir darbe ile yönetilmiyor ancak emperyalist güçler, Türkiye sermayesi ve gerici güçler bugün AKP Hükümeti eliyle darbe koşullarını aratmayan bir yönetim mekanizmasına sahip bulunuyorlar.
Türkiye, 12 Eylül darbesi koşullarında uygulamaya sokulan IMF’nin 24 Ocak kararlarını defalarca katlayan ekonomik ve sosyal hak gaspları ile karşı karşıyadır. O dönem kapatılan sendikalar, siyasi partiler, cezaevine atılan aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler , idamlar, işkenceler, sıkıyönetim vardı; gazeteler kapatılıyordu, gençler sorgusuz sualsiz içeri atılıyordu, filmler yasaklanıyor, kitaplar toplatılıyordu.
Bugün de farklı yöntemler, yeni usul ve kaidelerle baskı, sömürü ve zulüm devam ediyor. Yargıdaki gelişmeler daha düne kadar AKP yandaşlığı ile bilinen yargıçları bile çileden çıkarır hale geldi. Toplantı, basın ve örgütlenme özgürlükleri ayaklar altında. İçişleri Bakanı, Askeri Konsey üyelerini aratmıyor. Yasaklar, baskılar, tutuklamalar, kapatmalar, engellemeler, yok saymalar, katliamlar, cinayetler birbirini izliyor. Polise öldürme yetkisi veren kanunlar yürürlükteyken, TMK, TCK, PVSK ve Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılmadan, halkın, emek, barış ve demokrasi taleplerini karşılayan bir anayasa hazırlanıp yürürlüğü konmadan, demokratikleşmeden ve darbelerle hesaplaşmaktan söz etmek gülünçtür.
12 Eylül darbesini gerçekleştiren generallerin yargılanacağı bir davanın başlamakta olması bu gerçeği değiştirmiyor. Zira Türkiye’nin karanlık tarihini aydınlatmayı bırakın, yeni karanlık olaylar ve katliamların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Kemal Türkler Davası, Beyazıt katliamı, Sivas davası gibi onlarca katliam ve tertip zaman aşımına uğratıldı. Maraş, Sivas, Çorum katliamlarının arkasındaki güçler sapasağlam duruyor! Kürtlere, Alevilere, aydınlara, işçi ve emekçilere yönelik düzenlenen tertipler sır olmaya devam ediyor. Faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar konusunda bir arpa boyu bile yol alınmadı.
Sömürü ve baskının arttığı, İş cinayetlerinin, kadın cinayetlerinin, Uludere’de olduğu gibi Kürtlere yönelik baskılar ve gerçekleşen katliamların, gazetelerin kapatılmasının, milletvekillerinin tutuklu hallerinin devamı, belediye başkanlarının tutuklanması ve daha birçok uygulama, AKP’nin darbeleri ve darbecileri yargılamak, Türkiye’nin karanlık tarihini aydınlatmak, emek, barış ve demokrasi güçlerinin taleplerini karşılamak gibi bir çabası olmadığını göstermektedir.
Dahası mevcut yargı sistemi, darbeleri, arkasındaki nedenleri açığa çıkarmaktan uzaktır. Darbenin esas muhatabı olan işçi ve emekçilerin hak ve hukukunu gözeten olmasını beklemek mümkün değil. Halk iradesinin yansımadığı, bağımsız bir yargı mekanizmasının oluşmadığı koşullarda, gerçek anlamıyla darbeyi ve darbecileri yargılayıp mahkûm etmek mümkün olmayacaktır. 12 Eylül Askeri Darbe Anayasası ile yönetilen ve 12 Eylülü ve darbecileri bu generallerin hazırladığı yasalarla yargılamaya kalkmak, bu davanın seyri konusunda daha şimdiden bir fikir vermektedir.
Kontrgerilla, JİTEM, Özel Harp Dairesi, MİT, Özel Kuvvetler, koruculuk gibi organizasyonlar sorgulanmadan, bunların devlet görevi olarak gerçekleştirdikleri katliam ve tertipler açığa çıkarılmadan 12 Eylül darbesini yargılamak görüntüden ibaret olacak, gerçeklerin üstünü örten bir AKP şalı olarak kalacaktır.
Türkiye ve dünya kamuoyu nezdinde mahkûm olmuş, itibarsızlaşmış, idam ve katliamlarla anılan, kan ve şiddetle beslenmiş, sermayenin ihtiyaçlarını karşılayan mekanizmanın işlevi bittikten sonra fırlatılıp bir kenara atılmış darbeci eskilerini yargılayarak, demokrasi havarisi kesileceğini düşünen AKP Hükümeti, bunu başaramayacaktır.
4 Nisan 2012’de başlayacak olan davanın muhatapları olarak, takipçisi olacağız. Darbe, işçi sınıfımıza, halkımıza, emek, barış ve demokrasi güçlerine karşı yapılmıştır. Darbeciler, darbeyi hazırlayan yargılanmalı, mahkûm edilmelidir.
İşçi, ve emekçiler, aydınlar bu davayı demokratik hak ve özgürlüklerin kazanılması, sermayenin ve onun diktatörlük yüzünün, faşizan uygulamalarının açığa çıkarılması ve mahkûm edilmesi için değerlendirecektir. Bu davaya müdahil olmak, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorunun demokratik çözümü, emeğin haklarının kazanılması, inançlar üzerindeki baskının son bulması ve AKP’ye karşı mücadelesinden bağımsız düşünülemez.
Ender İmrek
Genel Başkan Yardımcısı
İLETİŞİM