Emek Partisi, TPI işçileri ile bir araya geldi: ‘Bu mücadeleyi işçi sınıfının ortak mücadelesi haline getirmeliyiz’
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, TPI işçileriyle bir araya geldi; ‘İşçiler bir mücadele örgütlemeden yasaların tersine dönmesi mümkün değil.’
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ve Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Emek Partisi Çiğli ilçe binasında TPI işçileriyle bir araya geldi. Buluşmada grev sürecinde yaşananlar, işçilerin karşılaştığı sorunlar ve önümüzdeki süreçte atılacak adımlar üzerine görüş alışverişinde bulunuldu.

‘Bizim üzerimizden tüm işçi sınıfına ‘grev yapmayın’ mesajı veriliyor’
Buluşmada söz alan bir işçi sürecin giderek daha karmaşık ve belirsizliklerle dolu bir hal aldığını belirterek, “Arkadaşlarımızın çoğu artık tamamen hukuksal boyuta odaklanmış durumda. Biz ise hâlâ mücadelenin sürmesi gerektiğini düşünüyoruz ama zihinsel olarak yorulduk. ‘Bu mücadeleyi nereye taşıyabiliriz?’ diye kafa yoruyoruz” ifadelerini kullandı.
Bir diğer işçi ise, “Şu an sözlü çıkışlarımız verildi ve arkadaşlar büyük bir panik haline kapıldı. Herkes bir avukat bulma telaşına düştü. Oysa bizim bir sendikamız vardı. Maaşlarımızdan aidat kesen bir sendika… Yasal olarak sendikanın bizi örgütlemesi, yönlendirmesi ve özellikle böyle davalık süreçlerde bizi savunması gerekmiyor muydu” diye konuştu.
Bir diğer işçi ise, TPI işçileri üzerinden tüm işçi sınıfına olumsuz mesaj verilmeye çalışıldığını kaydederek, “Tüm işçilere bizim üzerimizden ‘Hakkınızı ararsanız, greve çıkarsanız siz de TPI gibi olursunuz” mesajı veriliyor. Bu algıyı kıracak olan sendikadır. Bunu düzeltecek, temizleyecek olan sendikadır. Sendikanın bu süreci sahiplenmesi, işçiyi yeniden bir araya getirecek bir örgütlenme zemini oluşturması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Devlet işçiyi koruyan adımlar atsaydı bunları yapamazlardı’
Son olarak söz alan bir işçi ise sürecin bu noktaya gelmesinde devletin payı olduğunu vurgulayarak, “Bugün TPI’da yaşananlara baktığımızda da görüyoruz ki, devlet işçiyi gerçekten koruyan adımlar atsaydı sendika da, şirket de, en güçlü yöneticisi de hukuken bu kadarını yapamazdı. Bugün geldiğimiz noktada hukukun tamamen sulandırıldığını görüyoruz. Bize yöneltilen maddeler, dayandırılan gerekçeler açık” ifadelerini kullandı.
‘İşçi sınıfı güç sahibi olmadıkça düzenin bu şekilde devam etmesi kaçınılmazdır’
İşçilerin akabinde konuşan Emek Partisi Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, TPI patronunun bu hukuki boşlukları bilerek Türkiye’ye geldiğini kaydederek, “TPI bu hukuki boşlukları bilerek Türkiye’ye geldi. Çünkü bu ülkenin yasaları işçiden yana değil, patrondan yana. Bu hükümet onu buraya çağırırken de ‘gel yatırım yap, burada hukuk senin için var’ dedi. Bu memlekette hak, gücü olanındır.Bu memlekette hukuk, gücü olanındır. Yasa, kanun, düzen gücü olanın elindedir. İşçi sınıfı bir bütün olarak güç sahibi olmadıkça, bu düzenin böyle devam etmesi kaçınılmazdır” ifadelerini kullandı.
Sendikanın işçilerin en büyük silahlarından biri olduğunu vurgulayan Karaca, “Ama bu silahın gerçekten işçinin elinde olabilmesi için işçinin kendi komitesiyle, kendi yol haritasıyla sendikayı zorlaması gerekir. Grev döneminde birkaç işçinin ön safta durması yetmez. Bütün işçilerin bu grev okulunun öğrencisi olması önemli. Çünkü aksi durumda bölme hamleleri başladığında önde duranlarla arkada kalanlar arasındaki mesafe açılır” diye konuştu.
TPI işçileri grevdeyken yenilenebilir enerji sektörünü büyütmeye yönelik yeni yasaların meclisten geçtiğini kaydeden Karaca, “Maden Yasası, İklim Yasası… Daha bu sanayi alanları kurulmadan bile, tüm enerji ve petrokimya işçilerinin önüne TPI üzerinden bir “çıtayı aşağı çekme” hamlesi yaptılar. Çünkü TPI işçisinin elde edeceği küçük bir kazanım bile, sektör büyürken diğer işçilere güç verecekti. İşte bunu engellemek istediler. Bu bir iktidar politikası. TPI grevi bu yüzden sadece TPI işçilerinin ne bilip bilmediği meselesi değil. Açık bir şekilde ‘İşçi örgütlenmesin, sendikalı olmasın, mücadeleye girmesin’ diyen bir düzenle karşı karşıyayız” diye konuştu.
‘Bakanlık TPI’a ilişkin tek kelime etmedi’
Bütçe görüşmelerine değinen Karaca, “Çalışma Bakanlığı bütçe görüşmelerinde beş fabrikayı sorduk: DIGEL, Temel Conta, TPI, Şık Makas ve Smart Solar. Bunlar bugün Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde devletin patronların yanında nasıl açıkça durduğunu gösteren en çarpıcı örnekler. Yasaymış, hukukmuş… Toz duman içinde her şey. Bakan, Şık Makas’a, DIGEL’e, Temel Conta ve Smart Solar’a cevap verdi. TPI işçilerine dair tek kelime etmedi. Bürokratlarla görüştüğümüzde de ‘Konu henüz değerlendiriliyor’ dediler. Bu önümüzdeki dönemde işçinin nasıl bir atak yapacağına bakarak kendi pozisyonlarını belirleyecekler demek” ifadelerini kullandı.
Hukuki mücadele sürecinin fiili mücadele ve çeşitli eylemlerle birlikte düşünülmesi ve bunun için tüm işçileri kapsayacak şekilde örgütleyecek bir komite kurulması gerektiğini kaydeden Karaca, “Mücadeleyi iki bin sekiz yüz işçinin en az iki binine ulaşacak şekilde kurmalıyız. Asıl dayanak sizin kendi dayanışmanız, kendi sınıf gücünüz olacak. Bu mücadeleyi yalnızca TPI işçisinin değil, İzmir işçi sınıfının ortak mücadelesi haline getirmek istiyoruz. Sendikalarla yaptığımız toplantıda da, diğer tüm görüşmelerimizde de TPI’ı gündem ediyoruz. Diğer fabrikalardaki işçileri de ‘Bu mücadele hepimizin’ diyerek katkı vermeye zorlayacak bir ortak çalışma zemini kurmayı hedefliyoruz. Hukuki mücadelenin ekonomik dayanaklarını güçlendirecek adımları da bu komiteyle birlikte tartışıp oluşturalım. Bu süreç yürürken, sizler çalışmaya devam ederken, irili ufaklı eylemlerle, görünür mücadele biçimleriyle kamuoyuna ‘TPI işçisi haklarını yedirmedi’ mesajını verelim” diye konuştu.
‘İşçiler kendi sınıf partisinde bir araya gelmedikçe bu sorunları yaşamaya devam edecek’
Ardından konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, işçilerin bağımsız sınıf partisinde bir araya gelmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ama adları farklı olsa da neredeyse tamamı sermaye partisidir. Parlamentoda, yerel yönetimlerde, valilerin–kaymakamların eliyle, polisin gücüyle sermayenin çıkarlarını savunurlar. İşçinin karşısına barikat kuran, hak alma mücadelesine engel olan yapı budur. Bu nedenle işçi sınıfı kendi bağımsız mücadelesini örgütlemediği, kendi bağımsız sınıf partisinde bir araya gelmediği sürece bu sorunları yaşamaya devam edecek. Bu çok nettir. Sendikalar elbette sömürüyü azaltabilir, daha iyi sözleşme yapılmasını sağlayabilir. Ama şunu hiç unutmamalıyız: Bu düzen değişmedikçe, üretim araçlarının sahibi olmadıkça, işçi her zaman en ağır koşullara mahkûm edilecektir. Hem ekmeğimizi büyütmek hem de bu sermaye düzenini ortadan kaldıracak bir mücadeleyi birlikte yürütmek zorundayız” diye konuştu.
Tokat’ta Şık Makas işçilerinin mücadelesi için 2 bin 500 kişinin yürüdüğünü hatırlatan Aslan, “TPI işçisi 2 bin 800 kişi. Ailelerle birlikte en az 10 bin kişi ediyoruz. Buna komşularımızı, demokrasi güçlerini eklerseniz İzmir Konak’ta 15 bin kişi yürütmek mümkündür. Ama bunun için önce TPI işçisinin buna inanması, kendi içinde birliği sağlaması ve bu gücü örgütlemesi gerekir. Siz bu iradeyi ortaya koymadan başkaları da etrafınızda toplanamaz” ifadelerini kullandı.
‘İşçiler bir mücadele örgütlemeden yasaların tersine dönmesi mümkün değil’
Meclisin patronlar lehine işlediğini vurgulayan Aslan, “Mecliste her türlü yöntem ile sermaye lehine yasalar çıkarıyorlar. İşçi alacakları için 10 yıla bir gün kala bile dava açılsa alabiliyordunuz. Şimdi bunun süresini kısalttılar. Bunun gibi birçok mesele hep sermayenin kendi çıkarlarını korumak üzere mecliste milletvekilleri üzerinde her türlü baskıyı oluşturarak yapılıyor. Zaten meclisin yüzde 98’i de onların temsilcisi; gerçekten işçi temsilcisi diyebileceğimiz bir elin on parmağını geçmiyor. İşçiler bir mücadele örgütlemeden bu yasaların tersine dönmesi, yasaların işçilerden yana çıkarılması çok mümkün değil. Türkiye işçi sınıfı tarihinde bunun örnekleri var” ifadelerini kullandı.
‘Hukuki sürecin de mücadele sürecine dönüşmesi gerekiyor’
Hukuki süreçte de birlik içerisinde hareket edilmesi gerektiğini kaydeden Aslan, “Hukuki dava sürecinin de bir mücadele sürecine dönüşmesi gerekir. Yarın dava açılsa bile üç yıl sürebilir. Türkiye’de yargı sistemi maalesef böyle. Yargıtay var, bölge idare mahkemesi var, yerel mahkeme var, yıllarca süren süreçler… Bu üç yıl içerisinde paranız pul olabilir. Eskiden alacak davalarında faiz, en yüksek oranla işletiliyordu, kayıp olmasın diye. Şimdi faizler düşürüldü. Üç yıl sonra dava kazandırsa bile, tazminatlar artık dönemin ücretleri üzerinden değil, bugünkü ücret üzerinden ödeniyor” şeklinde konuştu.
‘Patronlar istediklerini fiiliyatta yapar ardından yasalar dizayn edilir’
Akabinde konuşan Emek Partisi GYK Üyesi Gürsoy Turan ise, patronların hak gasplarında önce yapmak istediklerini yasalara rağmen fiili olarak hayata geçirdiklerini ardından ise buna göre yasalar uygulamaya konulduğunu kaydederek, “Patronlar fiiliyatta ne yapmak istiyorlarsa yapar, sonra onların temsilcileri yasayı ona göre dizayn eder. Hep böyle olmuştur. Son yıllarda işçilerin alacaklarına ve kıdem tazminatına da çökmeye çalışıyorlar. Yalnızca Çiğli’de, geçen yıl Akar Tekstil’de yaklaşık 2 bin işçinin tazminatına iflas gerekçesiyle el konuldu. Bugün ise TPI’da 2 bin 800 işçinin tazminatı yasadışı lokavt ve çeşitli hilelerle ödenmiyor. Şimdi işçiler olarak buna izin verecek miyiz, vermeyecek miyiz? Mesele biraz budur. TPI işçisinin haklarına çökülmesine müsaade edip etmemesi, işçi sınıfının tamamı için hayati önemdedir. Biz diyoruz ki: Biz TPI işçileri bir taraftan kendi haklarımızın mücadelesini verirken, diğer taraftan sınıf kardeşlerimize de ‘Kardeşim, bak iş buraya gidiyor’ diye anlatmalıyız. Mesela esnek çalışmayı önce iş yerlerinde fiilen uyguladılar, ardından patron devleti bunu yasalaştırdı. Benzer süreci kıdem tazminatında da işletiyorlar. Patronlar fiilen kıdem tazminatını yok sayıyor, alacaklara çöküyor. İktidar da bunun yasasını meclise getirmeye hazırlanıyor. Dolayısıyla biz bunun farkında olan işçiler olarak, ileri işçiler olarak diğer işçileri aydınlatmalı ve bu konuda bir kampanya örgütlemeliyiz. Bir taraftan kendi alacaklarımız için mücadele ederken, diğer taraftan sınıf kardeşlerimize bu gidişatı anlatmamız, mücadele çağrısı yapmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘İşçi sınıfı ordu disipliniyle örgütlenmeli’
Grev sürecindeki eksikliklere değinen Turan, “ Greve üç ay kala nasıl ki işveren fabrikada üretim ve stokunu artırıyorsa, işçilerin de her ay ücretlerinden bir miktarını ayırıp bir grev fonu oluşturmaları gerekirdi. Sendika yapmadıysa bizim yapmamız gerekiyordu. Grev fonu sadece bizim fabrikamızdan ibaret değildir; “Biz greve hazırlanıyoruz” diyerek başta petrol işçilerinden ve diğer işçi havzalarından destek çağrısı yapılmalıydı. Daha da önemlisi, greve çıktığınızda grev komiteniz yoktu. Bu, savaşa örgütsüz ve silahsız girmek demektir. Bir grev olacaksa bunu yönetecek bir grev komitesi gerekir. İşçi sınıfının kazanması için bir ordu disipliniyle örgütlenmesi lazım. Üniteler, bölümler, sözcüler, vardiya temsilcileri olmalı. İşçi sınıfı bir ordu gibi örgütlenmezse bu savaşı kazanma şansı yoktur” ifadelerini kullandı.
Toplantıya katılan işçiler, sürecin bundan sonra daha örgütlü yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak iki temel karar aldı. İlk olarak, sendikanın da sürecin içine aktif biçimde dahil edilmesi ve atılacak her adımın ortaklaşa planlanması gerektiğini belirttiler. İkinci olarak ise, temsilciler, şube yönetimi ve komite ile oluşacak bir toplamın kurulması; bu toplamın önümüzdeki süreci birlikte tartışarak kararları netleştirmesi ve bu kararların hayata geçirilmesi için ortak mücadele yürütmesi kararlaştırıldı.
