EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, direnişteki DIGEL işçileriyle buluştu
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, İzmir’de 305 gündür sendikal hakları için mücadele eden DIGEL Tekstil işçileriyle bir araya geldi.
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Teksif Sendikası İzmir Şubesinde 305 gündür sendikal hakları için mücadele eden DIGEL Tekstil işçileriyle bir araya geldi.
İlk olarak söz alan Teksif Sendikası Genel Başkan Danışmanı Makum Alagöz, “Sürecin başından beri Emek Partisi, DIGEL Tekstil direnişinin yanında oldu. Başta DIGEL olmak üzere Türkiye’nin her yerinde süren mücadeleler kazanımla sonuçlansın istiyoruz. O yüzden biz mücadele etmekte kararlıyız” dedi. Sadece işçilere dönük hak gasplarının olmadığını belirten Alagöz, “Kadınlar sokakta öldürülüyor. Hak, hukuk isteyenlere tutukluluk, ev hapisleri veriliyor. İktidarın karşısındaki belediyelere kayyım atanıyor. Bu ülkede bir şey değişecekse işçi sınıfı değiştirecek. Bu yüzden örgütlü mücadele çok önemli” diye konuştu.
‘İnsanca yaşayabileceğimiz hayat örgütlü olmaktan geçiyor’
Ardından söz alan Emek Partisi İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar, işçi sınıfının verdiği mücadelenin sadece ekonomik bir mücadele olmadığını, insanca bir yaşam için verilen bir mücadele olduğunu vurguladı. Çuhadar, “İnsanca yaşayabileceğimiz bir hayat örgütlü olmaktan geçiyor. Bizler de sizin bu mücadelenizin içindeyiz. Türkiye’nin pek çok yerinde işçiler insanca yaşamak için mücadele veriyor. Tümü de politik bir mücadele. Çünkü bu mücadele iktidarın işçilerin çalışma yaşamına karşı müdahalelerine karşı” ifadelerini kullandı. Gelir dağılımı açısından makasın açıldığını belirten Çuhadar, “Ülkede 5 milyon kişi ülke gelirinin yüzde 60’ını alıyor. Kalan 80 milyon ise yüzde 40’ını alıyor. Gelir dağılımında çok ciddi bir adaletsizlik olduğunu görüyoruz. Asgari ücret tartışmaları var. Yoksulluk sınırı 100 bin TL. İşçiler bunu istediğinde afaki olduğu söyleniyor. Ama tabii ki yoksulluk sınırının üstünü talep edeceğiz. Sermaye zenginleşirken biz mutlak bir yoksullaşmaya gidiyoruz. Eskiden ‘İşimiz varsa iyiyiz’ diyorduk. Ama artık işi olan da olmayan da yoksul. Ciddi bir uçurum oluştu. Bu sorun sadece DIGEL işçisinin sorunu değil. O yüzden soruna ortak olanların birlikte mücadelesi çok önemli. Biz de bu birleşik mücadelenin nasıl oluşacağını tartışmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İşçi sınıfı kendi sistemini kurmadıkça sorunlarla yaşamaya devam edecek’
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, “İşçilerin sendikalaşma, insanca ücret alma, ağır koşullara karşı çıkma, iş yerinde yaşanan tacize karşı çıkma mücadelesi bugün açısından çok önemli. Ama işçi sınıfı ve emekçiler kendi sistemini kurmadığı sürece bu sorunları farklı şekillerde yaşamaya devam edecek” dedi. Emek Partisi’nin her zaman işçilerin yanında olduğunu söyleyen Aslan, “Biz işçilerin mücadelesine destek vermeye, birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Her grev, direniş işçi sınıfı için bir okul. İzmir Büyükşehir Belediyesi işçilerinin grevinde 23 bin işçi insanca bir ücret için mücadele etti. Çoğunluk ‘CHP’ye karşı nasıl grev yapılır’ dedi. İşçilerin ne kadar ücret aldığını, çalışma koşullarını soran olmadı. Hangi parti olursa olsun mücadele eden işçiler bizim için önemlidir. Biz her zaman işçilerin yanında oluruz. Bugün iktidarın başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere CHP’li belediye başkanlarını tutuklamasına, kayyımlarına da karşıyız. Çünkü artık iktidar kendisinin karşısında bir direnç görmek istemiyor. Nerede haksızlık hukuksuzluk varsa biz orada olacağız” diye konuştu.
‘Birleşmenin önündeki engelleri tartışmalıyız’

Mücadelenin büyümesi gerektiğini ifade eden Aslan, birleşmenin önündeki engellerin tartışılması gerektiğini vurguladı. AKP’nin her alanda sermayeyi beslediğini ifade eden Aslan, “Orta Vadeli Program (OVP) ilan edildi. Önümüzdeki dönem çalışma yaşamında çok ciddi esneklikler, sermayeden yana olan hazırlıklar var. Asgari ücreti de ona göre belirliyorlar. Bu bütün Toplu İş Sözleşmesi süreçlerini de etkileyecek. 2026 bütçesi konuşuluyor. Patronlardan alınmayan vergiler bütçelerden fazla. Toplam vergilerin yüzde 60’ını 70’ini halktan, işçiden, emekçiden alıyorlar. Bu bütçe, dağıtılırken sermayeye daha fazla veriliyor. İktidar bir sermaye iktidarı” dedi.
Aslan son olarak şunları söyledi:
“Türkiye’de hem uluslararası hem yerli sermaye için adeta dikenleri temizlenmiş bir gül bahçesi yaratılmak isteniyor. Buna dur diyecek tek güç işçi sınıfı ve onun etrafında birleşen toplumsal güçlerdir. Biz de yaptığımız konferansın sonuçlarında bu nedenle çağrı yaptık: İşçi sınıfının birleşik bir mücadelesini kurmak, bu saray rejimine son vermek, insanca çalışıp insanca yaşayacağımız bir düzeni birlikte yaratmak zorundayız.”
‘Sorularımızın yanıtını işçiler olarak birlikte aramalıyız’
DIGEL Tekstil işçisi, “Gaziantep’te 1000 kişilik eylemler örgütlenebilmesi bir tesadüf değil; örgütlenme iradesinin ve sürekli çalışmanın sonucudur. Peki, biz İzmir’de bunu niye başaramıyoruz? Türkiye’nin dört bir yanında aynı anda, eş zamanlı eylemleri neden örgütleyemiyoruz? Bu soruların yanıtını biz işçiler olarak birlikte aramalıyız. Daha güçlü, daha yaygın, daha birleşik bir örgütlenmeyi nasıl kurarız? Mücadeleyi nasıl ortaklaştırırız? Bunu tartışmak ve çözüm üretmek zorundayız” diye konuştu.
Ardından söz alan direnişteki bir diğer DIGEL işçisi ise “İnsanlar ekmekle tehdit ediliyor. İçerideki arkadaşlarla konuştuğumuzda herkes mücadeleden yana; fakat iş yürüyüşe ya da açık bir eyleme gelince tereddütler ortaya çıkıyor. ‘Çocuğum var, işimi kaybedemem’, ‘Göze batmak istemiyorum’ diyorlar. Biz de işçi olduğumuz için kimseyi zorlayamayız. Evine ekmek götürmek zorunda olan insanı anlamak gerekiyor. Ama çalışanların bir kısmı hala işverenin onları bu konuma nasıl ittiğini göremiyor” dedi.
“Karşımızda sadece patron değil, hükümet de var”
İşçilerin karşısında patronlarla birlikte hükümetin de durduğunu belirten işçi, “İşçi patronun gücünü kimden aldığını, nasıl korku yarattığını fark etmiyor. Almanya’daki merkezden Türkiye’deki koşullara bakan DIGEL yöneticisinin, ‘buradaki işçiler böyle çalışıyor, ben de böyle yönetirim’ demesi çok şaşırtıcı değil. Bu düzenin işçiyi nasıl yalnız bıraktığını açıkça görmemiz lazım. Bizim sesimizi kısan şey ise sadece bir gerçek: ‘Hiç değilse bir işim var.’ Kira günü geliyor, faturalar geliyor… Kimse artık ‘Bu düzen bana ev sahibi olma imkanı tanımıyor, çocuğuma bir gelecek bırakamıyorum’ diye sorgulayamıyor. Bu suskunluğun temelinde çaresizlik ve mecburiyet var” ifadelerini kullandı.
Söz alan bir diğer işçi, direnişten önce ülkedeki baskının, sömürünün boyutunun bu kadar büyük olduğunu bilmediğini belirterek sözlerine başladı. İşçi, “Bizi fabrikaların içine sıkıştırmışlardı. Serbest bölgede bütün işçileri adeta duvarların içine kapatıyorlar. Hayatımız; sabahın köründe kalkıp işe gitmek, bütün gün nefes almadan çalışmak, akşam eve dönüp ertesi gün aynı döngüyü baştan yaşamaktan ibaretti. Ama direniş başladığından beri inanılmaz şeyler öğrendik” dedi. İşçi, işçi sınıfının kendi gücünü anlaması gerektiğini sözlerine ekledi.
‘İnsanlığı ileriye taşıyacak olan işçi sınıfıdır’
Söz alan Emek Partisi GYK Üyesi Gürsoy Turan, işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişkinin uzlaşmaz bir çelişki olduğunu vurgulayarak sözlerine başladı. Turan, “İşçiler bir hak elde etmişse bunu ancak ağır bedeller ödeyerek ve güçlü mücadeleler vererek kazanmıştır. Üstelik işçi sınıfı kendi iktidarını kurmadığı sürece bu hakların güvencesi de yoktur; her an yeni saldırılarla geri alınabilir. Sınıf mücadelesi yalnızca ekonomik hakların değil; bilim, kültür, demokrasi, özgürlük, barış ve tüm insani değerlerin gelişiminde belirleyici olmuştur” dedi.
Bugün demokrasinin temel kabul edilen birçok kazanımının işçi ve emekçilerin verdiği mücadelelerle kazanıldığını belirten Turan, “Genel oy hakkı, sendikal haklar, kadınların oy hakkı gibi haklar işçilerin, emekçilerin verdiği mücadelelerle hayata geçirilmiştir. Bu nedenle insanlığın geçmişteki tüm ilerlemeleri işçi sınıfı sayesinde gerçekleşmiştir; gelecekte de insanlığı ileri taşıyacak olan yine işçi sınıfı mücadelesi olacaktır. Çünkü yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da toplumsal ilerlemenin önünde duran en büyük engel tekelci sermayedir. Enerji, silah, teknoloji tekelleri… Bugün savaşları çıkaran, uluslararası politikaları belirleyen, hükümetleri yönlendiren işte bu tekellerdir” diye konuştu.
