Genel Yönetim Kurulumuzun 23-24-25 Ocak 2026 tarihinde İstanbul’da Yaptığı Toplantıda Türkiye, Ortadoğu ve Dünyada Yaşanan Ekonomik ve Siyasi Gelişmelere Dair Değerlendirme ve Sonuç Bildirgesi  

Genel Yönetim Kurulumuzun 23-24-25 Ocak 2026 tarihinde İstanbul’da Yaptığı Toplantıda Türkiye, Ortadoğu ve Dünyada Yaşanan Ekonomik ve Siyasi Gelişmelere Dair Değerlendirme ve Sonuç Bildirgesi  

Genel Yönetim Kurulumuzun 23-24-25 Ocak 2026 tarihinde İstanbul’da Yaptığı Toplantıda Türkiye, Ortadoğu ve Dünyada Yaşanan Ekonomik ve Siyasi Gelişmelere Dair Değerlendirme ve Sonuç Bildirgesi  

Saray Rejimine Karşı Ekmek, Barış, Eşitlik ve Özgürlük İçin Mücadeleyi Büyütelim

Partimizin 27 Eylül 2025 tarihinde İstanbul’da açıkladığı “Saray Rejimine Karşı Ekmek, Barış, Özgürlük İçin Birleşmeye ve Mücadele Etmeye” çağrısını bir kez daha yineliyoruz. Aradan geçen beş ayda yaşanan ekonomik, siyasal ve uluslararası gelişmeler; 27 Eylül’deki tespit ve çağrımızı doğrulamakta ve öngörülerimize uygun ilerlemektedir.

Saray iktidarı ve etrafındaki güçler, faşist rejimin inşası yönünde adımlar atmaya devam etmektedir. Uygulanan ekonomik programla ucuz emek, düşük ücret politikası sürmektedir. Bu program “IMF’siz IMF” programıdır ve uluslararası tekellerle Türkiye burjuvazisinin çıkarları doğrultusunda hazırlanmıştır. Asgari ücretin açlık sınırı altında belirlenmesi, Metal TİS sürecinde yapılan dayatmalar, enflasyon ölçümündeki hilelerle ücretlerin daha da düşürülmeye çalışılması, emeklilere sefalet maaşı ödenmesi; geçen yıl yapılan TİS’ler’de kamu işçisine ve kamu emekçisine dayatılan yoksulluk düzeninin devamıdır. 

12. Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program (OVP), 2026 bütçesi şunu göstermektedir: Saray düzeni; sendikasızlaştırma, düşük ücret politikaları ve sömürüyü katmerleştiren ekonomik programını uygulamaya taviz vermeden devam edecektir. MESEM sömürü programı ile çocuk ve genç emek gücünün sömürülmesi de göstermektedir ki; ülkenin ucuz emek cehennemine dönüşmesi için düşük ücretle çalışan nüfus kapasitesinin artırılmasına devam edilmektedir. Buna paralel olarak iş cinayetleri, atölyelerin ölüm makinesi haline gelme süreci hızlanmıştır.

Yeni yılla birlikte akaryakıttan market raflarındaki ürünlere kadar yapılan zamlar, yüklenen dolaylı ve dolaysız vergiler, barınma sorununun artan baskısı işçi ve emekçilerin üzerindeki yükü daha da artırmıştır. Aynı ekonomik program küçük üreticileri ve köylüleri üretemez ve ürettiği ürünü satamaz hale getirmeye devam ederken tarımda tekelleşmenin olanaklarını genişletmiştir.

Saray rejimi altında toplumun her kesimi giderek yoksullaştırılırken ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları da yerli-ybancı sermaye ortaklıklarına açılmıştır. Eski sömürge madenciliği uygulaması başlatılmış, ÇED raporu gerekliliği neredeyse iptal edilerek şirketlere ruhsat ve maden arama izinleri her türlü kolaylık sağlanarak verilmeye başlanmıştır. Bu durum, doğaya ve halkın yaşam alanlarına yönelik tahrip edici etkilerle devam etmektedir. Halkın cebindeki paraya, yaşadığı yere, toplumun ortak mülkiyetinde olan akarsulara, ormanlara, sahillere bir saldırı anlamına gelmektedir.

Her yoldan ve koldan sermayeyi güçlendirmeyi amaçlayan iktisadi politikanın uygulayıcısı Saray iktidarı itiraz, protesto ve hak arama mücadelelerini bastırmak için de yargı sistemini özel bir baskı ve düzenleyici araç olarak şekillendirmeyi de ihmal etmemiştir.

Siyasi tutsaklar için verilen AİHM ve AYM kararları uygulanmamakta; DEM Partili ve CHP’li belediyelere kayyum atamak suretiyle siyasi rakiplerini bertaraf etmeye çalışan iktidar güçleri, aynı zamanda kentsel birikim ve kaynakları sömürmek için hiçbir yasal prosedüre uymak zorunluluğunu hissetmeden kendi önünü açmaktadır. İktidar, sandığa yansıyan halk iradesini sürekli olarak kırmaya çalışmaktadır.

Bir yandan halkı umutsuzluğa sevk etmeye yönelik uygulamaları sürdüren; diğer yandan da mafya ve çetelere hem müsamaha gösteren hem de onlarla alttan alta koalisyon halinde olan saray iktidarı, ülkenin bir uyuşturucu güzergahı haline gelmesinde sakınca görmemiştir. Uyuşturucu satıcılığı okul önlerine, sokaklara kadar inmiş; gençlik arasında çeteleşmeler başlamış ve yargıya intikal eden olaylarda sorumlular arka kapıdan salıverilmiş; suyun başını tutanlar ise asla “yakalanamamıştır”. Toplumun önemli bir kısmı geleceğini uyuşturucu, kumar, bahis oyunlarında aramaya sevk edilmekte; kara paraya dolaşım alanı açılarak halkın beden ve ruh sağlığı üzerine “kumar” oynanmaya devam edilmektedir. 

Emperyalist Saldırganlığa Karşı Ortak Mücadele, Enternasyonal Dayanışma

Suriye’de ABD, İngiltere, İsrail işbirliği ve Türkiye’nin desteğiyle IŞİD-El Kaide uzantısı HTŞ’ye teslim edilen Şam yönetimi; ülke içindeki topluluklara neredeyse savaş açmıştır. Dürzilere, Kürtlere ve Alevilere yönelik saldırılar eşliğinde kurulmak istenen merkezi devlet düzeninin inşa sürecinde, Saray rejiminin de dahli vardır. Bugün gelinen noktada IŞİD, HTŞ ve Saray iktidarından maaşlı çeteler, Kürtler üzerindeki baskıyı artırmış ve Kobane’yi kuşatmışlardır.

ABD’nin entegrasyon planı doğrultusunda Suriye’nin siyasal inşası gerçekleştirilirken ABD’nin ve bölgedeki işbirlikçilerin desteği ile SDG’ye yapılan baskılar yeni çatışmaları beraberinde getirmiştir.

Suriye’deki Kürtlerin yazgısını belirlemeye çalışan Erdoğan ve Bahçeli, içeride başlattıkları “süreç” bağlamında, Kürt halkının eşit koşullarda bir arada yaşama; başta anadil hakkı olmak üzere kültürel taleplerini telaffuz etmemekteler. Onlara göre Kürt sorunu terör sorunu anlamına gelmektedir. Meclis’te kurulan ancak adil ve eşit bir biçimde işletilmeyen komisyon dışında da şimdiye kadar hiçbir adım atılmış değildir.

Yakın bölgede ve Türkiye sınırları içinde bunlar yaşanırken dünya çapındaki gerilimler de birikmektedir. ABD emperyalizmi Ortadoğu’nun yanı sıra Grönland’dan başlayarak Amerika kıtasındaki ülkelerin çoğunu tehdit etmektedir. Venezuela devlet başkanı askeri bir hamleyle kaçırıldıktan sonra Kolombiya, Kanada ve Grönland’ı tehdit etmeye başlayan Trump’ın amacı, hem teknolojinin ihtiyaç duyduğu kıymetli nadir elementlere el koymak hem kendi güvelik stratejisi doğrultusunda bu ülkeleri dizayn ederek halkları bağımlılaştırmak hem de Çin sermayesinin ve ticaretinin dolaşım alanlarını kısıtlayarak rekabetten güçlü çıkmaktır. ABD şimdi de İran’ı kuşatmaya çalışmakta, Irak seçimlerine müdahale etmektedir.

Erdoğan-Trump arasındaki ilişki, yaptırım-ödül-ambargo ve ticari olmak üzere çeşitli yöntemlerle güçlenmiş ve Türkiye’nin ABD’ye bağımlılık ilişkisi bir suç ortaklığına dönüşecek duruma gelmiştir. Saray iktidarı bölgedeki paylaşım mücadelesinde rakip olarak gördüğü ABD’nin teyitli jandarması olan İsrail ile başta Gazze sorunu olmak üzere birçok konuda aynı platformda bulunmuştur. ABD’nin yol haritası için ticari ve stratejik ortaklık yapmış, bölgenin inşasında birlikte görev almak durumunda kalmıştır. Erdoğan ne Suriye topraklarındaki İsrail işgaline ne Gazze’nin boşaltılmasına ses çıkarabilmiştir.

Emperyalistlerin silahlı savaş ve işgal örgütü olan NATO zirvesinin bu yılın ortasına Türkiye’de toplanacak olması, uluslararası alanda Türkiye’yi Emperyalist ilişkilere daha fazla bağımlı hale getirecektir.

Gelişmeler gösteriyor ki dünyada uzun süre hüküm sürmüş düzen, bir alt-üst oluş sürecine girmiş durumdadır. Çelişkiler derinleşmiş; en çok ve etkili silah gücüne sahip olan ABD’nin bu gücüne dayanarak yerleşik kuralları, uluslararası ilişkileri düzenleyen kanunları, diplomatik kaideleri ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan kurul ve kurumları dağıttığı bir evreden geçilmektedir. Son olarak Trump kendi kendine kurduğu ve BM’yi baypas eden Barış Kurulu üyeliğini, istekli ülkelere 1 milyar dolara satmaya başlamıştır. AB ülkeleri NATO’nun 5. maddesini işlevsizleştirecek hamlelerde bulunmakta ve bir NATO ülkesi olan Danimarka’yı Grönland üzerinden sıkıştırmaktadır.

Bu yıl nisan ayında Türkiye’de yapılacak olan NATO zirvesinde ayyuka çıkacak olan gerilimlerin, bu sürecin nasıl devam edeceği konusunda belirleyici olması beklenirken Türkiye emekçileri de bu zirveyi protesto etmeye, Türkiye’nin NATO’dan çıkması için baskı gücü oluşturmaya hazırlanmaktadır.

Yoksullaştırmaya, Demokratik Hak ve Özgürlüklerin Engellenmesine Karşı İşçi ve Emekçilere Çağrımız!

Hem ülkemizde hem yakın coğrafya olan Ortadoğu’da hem dünyada yaşanan gelişmeler Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerin mücadelesinin daha örgütlü olmasını ve sermayenin saldırılarını püskürtecek düzeyde gelişmesini gerektirmektedir.

Sömürüden, baskılardan ve faşist uygulamalardan kurtuluşun başka bir yolu yoktur.

Ancak işçilerin, kamu emekçilerinin, üretici köylülerin; fabrikalardan, semtlerden, işyerlerinden başlayan birleşik ve örgütlü mücadelesi sayesinde halk kendi geleceği üzerinde söz sahibi olabilecektir. 

Kadınların uğradığı şiddet ve ayrımcılığa, kadın katillerinin cezasızlıkla ödüllendirilmesine karşı mücadele, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde yükselmelidir.

21 Mart’ta kutlanan Kürt halkının bayramı Newroz; eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi ile tam hak eşitliğine dayanan demokratik Türkiye talebinin kitlesel olarak dile geleceği bir tarihtir.

Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması, örgütlenme hakkı, grev yasaklarının son bulması, MESEM projelerinin iptal edilmesi için; yoksullaştırmaya, işsizliğe, düşük ücrete, iş cinayetlerine karşı işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ın kitlesel ve coşkulu geçmesi için mücadele büyütülmelidir.

  • Basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması, gösteri ve yürüyüş hakkının sınırsızca   kullanılması,
  • Kayyum uygulamasının son bulması, halk iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının göreve iade edilmesi,
  • Tutukluların serbest bırakılması, genel siyasal affın çıkarılması,
  • Suriye’de yaşayan halkların iradesine müdahalenin ve baskı politikalarının sonlandırılarak halkın kendi geleceğini belirlemesi; saray iktidarının emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçileri ile ilişkileri sonlandırması; Suriye ve sınırımız olan ülkelerle barış içinde bir arada yaşamanın zemininin oluşması, 
  • Rojava-Kobane’de yaşanan kuşatmanın kaldırılması; ilaç, gıda ve her türlü insani yardımın ulaşımının kolaylaştırılması; başta Mürşitpınar olmak üzere sınır kapılarının açılması önceliğimizdir. 

Emperyalist politikalardan ve bağımlılık ilişkilerinde arınmış bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye ancak en geniş işçi ve emekçi birliğini sağlayarak; emek ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesini büyüterek olacaktır. Böyle bir ülkede yaşayan herkese sorumluluk düşmektedir. 

Kadın, erkek, genç, Türk, Kürt her milliyetten işçi ve emekçiye çağrımız; yoksullaştırmaya, baskılara, savaş kışkırtıcılığına karşı genel grev ve direniş hattında birleşme çağrısıdır.

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!

EMEK PARTİSİ

GENEL YÖNETİM KURULU

Paylaş: