Yaklaşık 6 aydır kapalı/işlevsiz olan TBMM, bugün iç tüzük formalitesi gereği “aç-kapa” yapmak üzere toplanıyor.
400 Vekil talebiyle genel seçimlerde siyasi bir aktör olarak rol oynayan Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşmasında, “parlamenter sistem dinlenme odasına alınmıştır.” diyerek,400 vekil olmasa da fiili başkanlığını ilan etmiş oldu.
Nitekim, 7 haziran genel seçimlerinin kaybedeni olan AKP/Erdoğan iktidarı, sözde çok kıymet verdikleri “sandık”tan çıkan “millet iradesini” tanımadılar. Saray/AKP kliği 13 yıldır sürdürdüğü tek başına iktidar olma gücünü kaybetmesinden sorumlu gördüğü HDP’yi hedef gösterip, HDP etrafında birleşen, başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçlerine savaş açtı. 2.5 yıl süren barış/çözüm sürecini askıya alıp, ülkenin doğu ve güneydoğu illerinde “özel askeri güvenlik bölgeleri” ilan etmiş, Cizre, Silvan, Sur, Varto olmak üzere halkın ablukaya alındığı sokağa çıkma yasakları ilan edildi, Türkiye’nin her yerinde HDP binaları yakılıp, yıkıldı, Kürt yurttaşlar linç edildi. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, parlamento biri, meclis divanını seçmek üzere, ikincisi CHP’nin “terör olaylarının” araştırılması için verdiği önergeyi, diğeri ise savaş teskeresini görüşmek üzere toplanmış ve dağılmıştır.
TBMM’ye karakterini veren, ülkedeki egemen sınıfın demokrasi anlayışı ve ona paralel hukuksal normlardır. Toplumun değişik kesimlerinin demokratik temsiliyeti ile oluşan, yurttaşların bireysel, kolektif haklarını, ülkenin yönetimsel, iktisadi, siyasi, sosyal politikaların yanı sıra iç ve dış politikalara dair yasal düzenlemelerin yapıldığı parlamentolar, tarihsel gelişim seyri içinde egemen sınıfların iktidar aracına dönüşmüş durumdadır.
TBMM esasında, işçi sınıfı ve ezilenlerin temsilcilerine barajlarla, milletvekili başvuru ve yüksek seçim masraflarıyla kapatılmak istenmiştir. Düzen partileri barajlar ve hazine yardımlarıyla büyütülüp, düşük oylarla çok sayıda sandalye elde ederken, Kürt halkı başta olmak üzere emekçilerin temsilcileri tüm barajları, engellemeleri aşarak kendi olanaklarıyla, kimi zaman bağımsız kimi zaman ittifakla parlamentoya girmeyi başarabilmektedir. Tüm engelleri aşarak oluşan halkın, emekçilerin iradesi, 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi tanınmıyor ya da burjuva demokrasisine paralel hukuksal normlarla çizilmiş anti-demokratik meclis işleyişiyle kürsü hakkı elinden alınıyor, yasa teklifleri komisyon raflarında tozlanırken, araştırma ve soru önergeleri geçiştiriliyor.
Parlamentodan çıkan yasaların hemen hepsi, sermaye çevrelerinin isteği doğrultusunda siyasi iktidara bağlı bürokratlar tarafından hazırlanıp, komisyonlarda ve gene kurulda milletvekili ve muhalefet partilerinin müdahalesinin hemen hiç olamadığı biçimsel olarak çoğunluk partisinin oylarıyla kabul ediliyor. İşçi ve emekçilerin küçük de olsa lehlerine bir düzenleme yapılması söz konusu dahi olamıyor, çünkü temsilcileri yok ya da sınırlı olduğu için çoğunluğu patron, toprak sahibi, müteahhit olan milletvekillerince engelleniyor. Bugüne kadar meclisten emekçiler lehine bir düzenleme çıkmışsa eğer, o da ancak yürüttükleri uzun mücadeleler, büyük grevler, direnişler sonrasında gerçekleşmiştir.
Bu haliyle elbette, Parlamento emekçi halkımızın çözüm bekleyen sorunlarını çözemez. Ancak, işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın kendi iktidarında gerçek demokrasiye kavuşacağı öngörüsüyle tüm halkımızı, savaş ve sömürü politikalarına karşı, işçi sınıfını, ezilen ve sömürülen tüm kesimleri gerçek demokrasi için; eşit haklarla güvenceye alınmış barış için; hak ve özgürlüklerimiz için mücadeleye çağırıyoruz.
EMEK PARTİSİ
Genel Merkez
