1100 Hektar Orman İçin Kritik Gün | EMEP’li Bayhan: Sömürgeci madencilik yürütücüsü mü olacaksınız, doğa için adım mı atacaksınız
Balıkesir’in İvrindi’de TÜMAD Madencilik’in madeni için kapasite artışı 26 Şubat’ta İDK’de karara bağlanacak. EMEP’li Bayhan Bakanlığa, “Sömürgeci madencilik yürütücüsü mü olacaksınız, Doğa için adım mı atacaksınız” sorusunu sordu.
Balıkesir’in İvrindi ilçesinde, Değirmenbaşı ve Küçükılıca köylerinin hemen yanı başında faaliyet gösteren TÜMAD Madencilik’in “Altın ve Gümüş Maden Ocağı ve Cevher Zenginleştirme Tesisi Kapasite Artışı” projesi, 26 Şubat 2026’da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde toplanacak İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nda (İDK) karara bağlanacak.
Toplantı öncesinde soru önergesi veren Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, kararın yalnızca yerel bir ÇED süreci olmadığını vurgulayarak “Ülkenin ormanlarını, sularını, meralarını ve yer altı zenginliklerini yerli-yabancı sermaye gruplarının talanına açan bu sömürgeci madencilik düzeninin yürütücüsü mü olacaksınız; yoksa iklim ve doğa koruma iddiasında somut bir adım mı atacaksınız?” diye sordu.
“Kozak’tan Kaz Dağları’na kadar ekolojik bütünlüğü tehdit ediyor”
4 bin 758 sayfalık ÇED raporuna göre proje alanının 1097,67 hektara ulaştığına dikkat çeken Bayhan, bunun 452,44 hektarı yeni alan ve tamamı orman. Bölgedeki ağaç yoğunluğuna göre 135 bin ila 361 bin arasında ağacın kesilmesi anlamına geldiğini belirtti.
Proje sahasının, Kuzey Ege ve Susurluk havzalarını ayıran su bölüm hattı üzerinde yer aldığını. Madra Deresi, Kocaçay ve Karadere’nin doğrudan etki alanında bulunduğunu ifade eden Bayhan “Maden sahası yalnızca İvrindi’yi değil, Kaz Dağları–Madra Dağı–Kozak Yaylası ekolojik bütünlüğünü tehdit ediyor. Ruhsat sahası İzmir sınırları içinde bulunan “Kozak Yaylası – sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” ile temas halinde ve Kaz Dağları Milli Parkı’na yalnızca 29,6 kilometre mesafede. Alanda 5 endemik bitki türü tespit edildi, uluslararası koruma statüsüne sahip türlerin yaşam alanları söz konusu. Bölge aynı zamanda tescilli kültür varlıklarına komşu” dedi.
“Kümülatif etki gerçekten hesaplandı mı?”
ÇED raporunda 10 kilometre yarıçaplı alanda başka maden bulunmadığı iddiasıyla kümülatif etkinin önemsiz gösterildiğini kaydeden Bayhan, Balıkesir–Çanakkale hattının TÜMAD’ın Lâpseki ve İvrindi işletmeleri başta olmak üzere taş ocakları, RES projeleri ve çok sayıda metalik maden ruhsatıyla yoğun bir madencilik baskısı altında olduğunu ifade etti.
Bayhan, “Bölgesel ölçekte gerçek bir kümülatif etki analizi yapılmış mıdır?” diye sordu.
“Bu büyüklükteki bir genişleme yeni proje anlamına geliyor”
Önergede, 452,44 hektarı tamamen orman olan yeni alanın projeye eklenmesinin gerçekten “kapasite artışı” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini gündeme getiren Bayhan, “Bu büyüklükteki bir genişleme fiilen yeni bir proje niteliği taşımıyor mu?” ifadelerini kullandı.
Kesilecek yüz binlerce ağacın karbon yutağı kaybının hesaplanıp hesaplanmadığını soran Bayhan, “Bu kayıp, iklim kriziyle mücadele iddianızla nasıl bağdaşmaktadır?” diye sordu.
“Olası bir felaket iki havzayı birden etkileyecek”
Bayhan, projenin iki ayrı su havzasını ayıran hat üzerinde bulunduğunu, olası bir siyanür sızıntısı ya da ağır metal taşınımının iki havzayı birden etkileyeceğine dikkat çeken Bayhan; “Bu kapsamda bağımsız ve kamuoyuna açık bir hidrojeolojik analiz yapıldı mı? Sahada çalışan işçilerin siyanür ve ağır metal maruziyetine karşı hangi özel işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alındı mı, uzun vadeli bir sağlık izleme mekanizması var mı” sorularını sordu.
“Yeni İliç’lerin yaşanmasını göze almak anlamına gelmeyecek midir”
Bayhan, cevher üzerine 175 gün boyunca siyanür liçi uygulanacak bir üretim modelinde “sıfır sızıntı” iddiasının bilimsel dayanağını sorguladı.
Erzincan İliç’te verilen ÇED ve kapasite artışı onaylarının ardından yaşanan liç yığını çökmesini hatırlatan Bayhan, 9 işçinin siyanürlü toprak altında yaşamını yitirdiğini ve Fırat Havzası’nın ağır metal tehdidiyle karşı karşıya kaldığını hatırlatarak; “İliç’te yaşananların ardından benzer bir üretim modelinin genişletilmesi, yeni İliç’lerin yaşanmasını göze almak anlamına gelmeyecek midir?” sorusunu dile getirdi
“Kamu kaynaklarının halkın geçimi yerine şirket çıkarları için kullanıldığının kanıtı”
Bayhan, şirketin 4 milyar 500 milyon TL’lik kapasite artışı yatırımının Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Ziraat Bankası finansmanıyla yürütüldüğünü belirtti.
Bölgede yaşayan yurttaşların meralarının daraldığını, suya erişimlerinin kısıtlandığını ve içme suyu kalitesine ilişkin kaygılar taşıdıklarını hatırlatan Bayhan şu soruları yönelitti; “Kamu kaynakları maden tekellerinin kârı için seferber edilirken, tarım ve hayvancılığı sürdürmek isteyen köylüler için aynı destek neden sağlanmamaktadır? Bu tercih, kamu kaynaklarının halkın geçim hakkı yerine şirket çıkarları lehine kullanıldığının açık göstergesi değil midir?”
EBRD’ye 372 köylünün yaptığı başvuru da hatırlatan Bayhan, Bakanlığın köylülerle doğrudan görüşüp görüşmeyeceğini sordu
“Bölge halkına ya madende ucuz işçilik, ya tarımsal yoksullaşma dayatılıyor”
Bayhan, maden faaliyetleri nedeniyle tarım ve hayvancılık yapamaz hale gelen köylülerin madende ağır ve güvencesiz koşullarda çalışmaya mecbur bırakıldığını belirterek şu soruyu yöneltti: “Bakanlığınızın kalkınma anlayışı, bölge halkına ya madende ucuz işçilik, ya tarımsal yoksullaşma ya da siyanür ve ağır metallerle kirlenmiş bir çevrede yavaş yavaş zehirlenerek yaşamak arasında bir tercih mi dayatmaktadır?”
COP31 öncesi turnusol kararı
Bayhan, Türkiye’nin 2026 yılında COP31 İklim Konferansı’na ev sahipliği yapma iddiasını hatırlatarak, su havzalarının tepesinde ve geniş orman alanlarını kapsayan siyanürlü üretim modelinin genişletilmesinin iklim politikalarıyla nasıl uyumlu olduğunu sordu.
“26 Şubat’ta verilecek karar yalnızca yerel bir ÇED kararı olmayacaktır” diyen Bayhan, bu kararın hükümetin doğa ve iklim politikalarındaki gerçek tutumunu ortaya koyacağını belirtti.
