Karaca’dan ‘Milli Parklar’ tepkisi: ’99 yıllık talan sözleşmesi hazırlanıyor’
EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Milli Parklar düzenlemesine tepki gösterdi; milli parkların 99 yıllığına sermayeye devredilmesinin önünün açıldığını belirterek, “Bir ekosistemin kaderini şirket sözleşmesine bağlayamazsınız” dedi.
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, milli parkları yerli ve yabancı sermayeye açmayı öngören yeni yasal düzenlemeyi gündeme taşıdı. Milli Parklar düzenlemesini bir “talan projesi” olarak nitelendiren Karaca, doğa koruma alanlarının ticari birer meta haline getirilmek istendiğini vurguladı.
‘Milli Parkların kaderi şirketlere teslim ediliyor’
Karaca, hazırlanan teklif ile milli parklardaki turistik tesislerin işletme süresinin 49 yıldan, “başarı” kriterine bağlı olarak 99 yıla kadar çıkarılabileceğine dikkat çekti. Bu sürenin bir ekosistemin yok edilmesi için yeterli olduğunu savunan Karaca, şu ifadeleri kullandı: “99 yıl, bir milli parkın ömrünü kâr sözleşmesine hapsetmek demektir. Bu teklifle milli parklar, tabiat anıtları ve sulak alanlar Turizmi Teşvik Kanunu kapsamına alınıyor. Bu da ormanların içinden enerji hatları geçmesi, doğalgaz boruları döşenmesi ve nihayetinde otel, motel, tatil köyü inşa edilmesi demektir. Dün halkın ücretsiz ya da sembolik ücretlerle girebildiği, nefes alabildiği bu alanlar; yarın yüksek giriş ücretleriyle, tesis ücretleriyle, özel işletme tarifeleriyle karşı karşıya kalacak.”
‘Yaban hayatı bir ‘kaynak’ değil, yaşam formudur’
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün özel bütçeli hale getirilerek “gelir üretme baskısı” altına sokulacağını ifade eden Karaca, “Soruyorum: Gelir üretmek zorunda olan bir kurum doğayı mı korur, yoksa kasasını mı?” dedi. Teklifte yer alan “av kaynaklarının milli ekonomi açısından değerlendirilmesi” ibaresine de değinen Karaca, yaban hayatının sadece bir ekonomik girdi olarak görülmesine şu sözlerle karşı çıktı: Dereler, meralar ve tarım alanlarından sonra sıra yaban hayatına geldi. Bu yaklaşım yeni değil. Model hep aynı: Koruma statüsünü esnet, Yetkiyi merkezileştir, Döner sermaye kur, Gelir üret, ‘Kamu yararı’ istisnasıyla yatırımı aç, Sermayeye tahsis et. Biz bunları Kanal İstanbul’da, Kazdağları’nda, Akbelen’de, maden yasalarında gördük.”
Koruma statüleri güçlendirilmeli
Türkiye’nin kuraklık ve su stresi yaşayan bir olduğuna dikkat çeken Karaca, milli parkların, ormanların ve sulak alanların bu krize karşı doğal savunma mekanizmaları olduğunu belirterek “Bu alanlar karbon yutağıdır. Su döngüsünün güvencesidir. Biyolojik çeşitliliğin sigortasıdır. İklim kriziyle mücadele ediyorsanız, bu alanları güçlendirirsiniz; tahsis etmezsiniz. Koruma statüleri zayıflatılmamalı, güçlendirilmelidir. Bilim insanları, meslek odaları, ekoloji örgütleri, yerel halk karar mekanizmalarına dahil edilmelidir.” dedi.
‘Emek ne kadar ucuzsa, doğa da o kadar ucuz’
Konuşmasının sonunda işçi ve emekçilere seslenen Karaca, doğa sömürüsü ile emek sömürüsünün aynı madalyonun iki yüzü olduğunu vurguladı.
Saray rejiminin işçiyi de ormanı da sadece birer “maliyet kalemi” olarak gördüğünü belirten Karaca, “Emek ne kadar ucuzsa, doğa da o kadar ucuzdur. Saray rejimi için işçi nasıl maliyet kalemiyse, orman da maliyet kalemidir. İşçinin güvencesi nasıl esnetiliyorsa, koruma statüsü de aynı mantıkla esnetilir. Çünkü bu düzen içinde yalnızca kâr üretirsek değerliyiz. Bir avuç sermayedar daha fazla zenginleşmiyorsa; ne emeğin hakkının ne suyun ne toprağın ne yaban hayatının bir değeri vardır. Biz buna itiraz ediyoruz. Emeğimizin karşılığını alabildiğimiz, kamusal varlıkların şirket sözleşmelerine bağlanmadığı, nefes aldığımız ormanların, su içtiğimiz derelerin, çocuklarımızı götürdüğümüz yaşam alanlarının talan edilmediği bir düzen mümkün. Bunun için mücadeleyi büyütelim” çağrısında bulundu.
