Sevda Karaca işçilerle buluştu: İşçi sınıfının da sermaye programına karşı bir programı olmalı

Sevda Karaca işçilerle buluştu: İşçi sınıfının da sermaye programına karşı bir programı olmalı

Sevda Karaca işçilerle buluştu: İşçi sınıfının da sermaye programına karşı bir programı olmalı

Çiğli’de işçilerle buluşan EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, sermayenin işçi sınıfını sindirmeye ve susturmaya yönelik bir planla hareket ettiğini söyleyerek işçi sınıfının da kendi programını ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Çiğli’deki işçilerle buluştu. EMEP Çiğli İlçe Binasında yapılan buluşmada işçilerin yaşadıkları haksızlıklara, hukuksuzluklara dur diyebilmesi için 1 Mayıs’a daha güçlü katılması gerektiği vurgulandı.

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, sermayenin işçi sınıfını sindirmeye ve susturmaya yönelik bir planla hareket ettiğini söyleyerek işçi sınıfının da kendi programını ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

Karaca, “Bize dediler ki; dünya iyi bir yere gitmiyor kardeşim. Ekonomi sıkıştı, çeşitli bölgelerde çatışmalar ve savaşlar olacak. Türkiye de bunlardan etkilenecek. Bizden, özellikle emekçi halka ve işçilere sabırlı olmamız istendi. İşçinin ekmeğinin küçüleceği, sömürü koşullarının artacağı ilan edildi, ama öfkenin de büyüyeceği hesaba katılmadı” dedi.

“İlan ettikleri ‘iç cephe’de patronlar kârlarını artırarak çıkacak”

‘İç cephe’ söyleminin kimleri kapsadığını da sorgulayan Karaca, şöyle konuştu: “Biz ülke olarak bütünlükle ortaya çıkabilmek için iç cephemizi sağlamlaştırmalıyız dediler.. Ancak bu ‘iç cephede, ilan ettikleri cephede, emekçi aileleri ve işçiler asker olarak savaş alanına sürülecek; çatışacak, dövüşecek, ölecek; ama ortaya çıkan sonuçlardan patronlar kârlarını artırarak veya en azından kârlarından azalma olmadan çıkacak. Bunun planını önceden yapmışlardı.”

Karşı cephenin işçi sınıfını bölmeye ve sindirmeye yönelik açık bir programı bulunduğunu ifade eden Karaca, “Karşımızdaki güçler, sermaye güçleri, işçi sınıfını ve ailelerini, gençleri sindirmek, susturmak ve kendi cephelerini yedeklemek istiyorlar. Onların bir planı ve programı var. Peki işçi sınıfının planı ve programı ne olacak?” diye sordu.

Baskıların giderek arttığına dikkat çeken Karaca, “Bütün bu yoksullaşmayı göz göre göre izlerken, ses çıkarmanın önüne geçmek için baskılar arttığında; sendikacılar tutuklanıyor, gazeteciler tutuklanıyor, her gün yeni baskı yasaları çıkıyor. İşçi sınıfının planı ve programı ne olacak? Biz bunun karşısında nasıl duracağız?” diye konuştu.

İşçilerin kendi koşullarını doğru analiz ettiğini ancak örgütlenme konusunda soru işaretleri taşıdığını belirten Karaca, “İşçi sınıfımız, birbirleriyle konuşurken ve yaşadıklarını değerlendirirken çok doğru tespitler yapıyor. Biz ne yaşadığımızı çok iyi biliyoruz. Bu iktidar patronları ihya ederken, bizi tek tek nasıl ezdiğini çok iyi analiz ediyoruz. Ama örgütlenme konusunda soru işaretleri var” dedi.

Bu soru işaretlerinin nelerden beslendiğini de aktaran Karaca, “Gerekçeler çoğu zaman şunlar: ‘Bizim iş yerinde olmaz,’ ‘Sendika bürokrasiye batmış,’ ‘İşçi çok bölünmüş, birbirine güveni yok, sendikalara güven yok, siyasete güven yok,’ ‘Bekleyelim seçim gelsin.’ Biz tam da bunu değiştirmek için memleketin her yerinde çeşitli hamleler yaptık” diye konuştu.

İzmir’deki işçi kurultayı sürecini aktaran Karaca, şöyle devam etti: “Havza havza buluşmalar yaptık. Burada bir araya gelmez denilen sendikaları işçiler zorladı, bizler zorladık. Daha önce uzun zamandır bir araya gelmemiş sendikalarla yan yana gelerek işçilerin taleplerini nasıl örgütleyeceğimize dair ortak bir mücadele hattı kurmaya çalıştık. Bu havza pek çok direnişe, mücadeleye, grevlere ve irili ufaklı eylemlere sahne oldu.”

Karaca, “İşçilerin kendi mücadelelerinden öğrenmesi bugün en önemli şey. Şimdi eksiklerimizi görüp gerçekten birleşik bir mücadele hattı kurmak için neye ihtiyacımız olduğunu tartışmamız gereken bir dönemden geçiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

“Ülkenin kaynakları uluslararası tekellerin yağmasına açıldı”

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, iktidarın emperyalist güçlerle açık bir pazarlık içinde olduğunu ve ülkenin tüm kaynaklarını bu pazarlığın masasına koyduğunu söyledi.

“İktidar bugün, Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist güçler, ortaya çıkardıkları barbarlıktan nasıl pay kaparım diye, gizli kapılar ardına bile gerek duymadan, açık ve aleni bir biçimde bu ülkenin halkını, gençlerini pazarlık masasına koyuyor” diyen Karaca, bunun yalnızca askeri araçlarla yapılmadığını vurguladı.

Son iki buçuk yılda Meclis’ten geçen dört yasaya dikkat çeken Karaca, “Bu dört yasa birbirini tamamlayan yasalardı. Ülkenin tüm yeraltı ve yeryüzü kaynakları; madeni, nehri, merası, suyu, dağı, taşı, ovası uluslararası tekellerin yağmasına açılmış durumda. Diyorlar ki: ‘Gelin, buralar sizin, ben size ucuz iş gücü temin edeceğim. Sesi çıkmayan, itaat eden bir iş gücü sağlayacağım. Siz de bana Orta Doğu’da yeniden kurulan dengelerde en azından bir rol verin’” diye konuştu.

Fiilen savaş koşullarına girildiğini ifade eden Karaca, işçilere yöneltilen çağrıyı da şu sözlerle özetledi: “Ekonomik kriz var, dünya sarsılıyor, altın ve petrol fiyatlarını görüyorsunuz, sesinizi çıkarmayın. İş yerinde sömürü artsa da örgütlülüğünüz engellense de siz vatan, millet, Sakarya için İç Cephe’nin bir parçası olacaksınız.”

Altı ay öncesine uzanarak işçilerle yapılan buluşmaları aktaran Karaca, “Yıllarca AKP ve MHP’ye oy vermiş işçiler, yıllarca bu iktidarın hayatta kalmasına destek olmuş işçiler ve aileleri açık bir öfke ortaya koyuyordu. Yoksulluk demek, iş yerinin cehenneme dönmesi demek, hayatta kalmak için her şeyi kısıtlamak demek ve bu öfkeyi doğuruyor” dedi.

Ülke genelinde beklenmedik noktalarda patlak veren işçi direnişlerine de değinen Karaca, “Memleketin dört bir yanında, beklenmedik yerlerde, pek çok işçi direnişi ve irili ufaklı patlamalar olması, işçilerin birlikte hareket etme konusunda bir adım öne çıkmasıyla bağlantılıydı. Arada savaşın kıyameti, yoksulluğun derinleşmesi var; ama her şeyden önemlisi buna karşı duracak örgütlü bir güç eksik. İşçilerin bu örgütlü güce ihtiyacı var” diyerek sözlerini tamamladı.

“Sermayenin planı varsa bizim de planımız var”

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, işçilerin yaşadıkları ekonomik baskıyı yalnızca bireysel bir sorun olarak değil, küresel sermaye politikalarının doğrudan sonucu olarak görmesi gerektiğini vurguladı.

“Bu ekonomik daralmanın sorumlusu olan sermaye güçlerinin ‘Biz buradan kârımızı ve gücümüzü artırarak çıkalım, halkın en geniş kesimleri ne olursa olsun umurumuzda değil’ yaklaşımına karşı durmak ile çocuğunu okula gönderebilmek arasında doğrudan bir bağ var” diyen Karaca, “Yani işçilerin artık sadece ayağının bastığı yeri değil, bütün bir dünyayı görme ve ona göre hareket etme zorunluluğu var” diye konuştu.

1 Mayıs’ın bu açıdan taşıdığı öneme de dikkat çeken Karaca, “Biz bu 1 Mayıs’ı, işçilerin bütün bu planlı ve programlı saldırılara karşı sesini yükselteceği en önemli günlerden biri olarak görüyoruz. ‘Kardeşim, dur bir dakika; senin planın varsa bizim de bir planımız var’ diyebilme kapasitesini göstermesi lazım” dedi.

Karaca, “Bu nedenle memleketin her yerinde, her havzada, her alanda işçilerin bir araya gelmesini olanaklı kılacak bir 1 Mayıs örgütlememiz gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

“En büyük sorunumuz güvensizlik”

Söz alan bir işçi, işçilerin çok büyük sorunlarının olduğunu belirtti. İşçi, “En büyük sorunlardan biri, deneyimimizle bildiğimiz ‘korku’. Bunu insanlarda çok fazla görüyorum” dedi.

İşçilerin çoğu zaman iş kazalarına uğradığını, haksızlıklara maruz kaldıklarını belirten işçi, “İşçiler korktuğu için birlik olmakta tereddüt yaşıyorlar. En büyük sorunumuz güvensizlik” ifadelerini kullandı.

Çiğli belediyesinde çalışan bir işçi ise çok az sayıda örgütlü işçi hareketi olduğunu söyledi.

İşçi, “Bu işçilerin örgütlü olduğu sendikalara baktığımızda, bu sendikaların görevlerini layıkıyla yaptığını düşünmüyorum” dedi.

“Sendikalar işçilere umut olmuyor”

Sendikaların işçilere umut olmadığını vurgulayan işçi sözlerine şöyle devam etti: “Önderlik edebilecek veya yan yana yürünebilecek araçlar konusunda da bir eksiklik var. İşçilerin çoğu, ‘birileri gelsin bizi harekete geçirsin, bir önümüze çıksın, peşine takılalım, sürüklensin’ beklentisi içinde. Oysa gerçek şu ki, yoksulluk var. Asgari ücret belirlendiğinde 28 Bin TL’ydi. Şimdi Mart ayındayız ve birkaç ay geçmesine rağmen alım gücü daha da düştü. Bu çerçeveden baktığımızda, herkes süreçten mağdur ama mağduriyetin çözümü noktasında harekete geçme konusunda ciddi bir problem var.”

Ardından söz alan bir metal işçisi, Çok ciddi bir ekonomik çöküşün yaşandığını belirtti. İnsanların kısa yoldan çözüm bulma eğiliminin arttığını vurgulayan işçi, “İnsanlar hemen bir çözüm bulayım, şunu kriptoya yatırayım, altından borçlarımı kapatayım gibi adımlar atıyor. Bu çok yaygın bir durum. Bizim farklı çalışan arkadaşlarımız da bu durumu gözlemliyor; bunları biliyoruz. Ama bu durum, derinleşen ekonomik krizlerden kaynaklanıyor” dedi.

Başka bir metal işçisi, “Bizim işyerimizde de işten çıkarmalar başladı. Özellikle yılbaşından itibaren çıkarmalar arttı. Her patron zararı hemen işçilere yüklüyor” ifadelerini kullandı.

Paylaş: