Karaca iş cinayeti mağduru aileler ile bir araya geldi: ‘Adalet patronlardan yana işliyor’
EMEP Milletvekili Sevda Karaca, iş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden ailelerle buluştu. Aileler adalet süreçlerindeki engelleri anlattı, Karaca örgütlü mücadele ve dayanışma çağrısı yaptı.
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin aileleriyle buluştu. Buluşmada aileler yaşadıkları hukuki engellerini ve adaletsizlikleri paylaşırken Karaca, iş cinayetlerine karşı örgütlü dayanışma çağrısı yaptı.
Emek Partisi Çiğli İlçe Binası’nda gerçekleşen buluşmaya; Karabük’te üniversite okurken motokuryelik yapan ve iş cinayetinde yaşamını yitiren Tevfik Arayıcı’nın annesi Bahar Arayıcı, Mitsubishi’de yaşanan iş cinayetinde eşlerini kaybeden Nuriye Gökalp ve Güllü Yıldız katıldı.
“Oğlumu okutmaya gönderdim, ölüsünü verdiler”
Karabük’te gerçekleşen olayda oğlunu kaybeden Bahar Arayıcı, yıllardır süren hukuk mücadelesindeki deneyimlerini aktardı. “Adalet istiyorum, katilin ceza almasını istiyorum” diyen Arayıcı, “İzmir’den Karabük’e gitmek kolay mı? Karabük’e gidip hem de davada bizim beklediğimiz şey olmadı. Bir insanı öldürmenin cezası 5 ay mı” diye konuştu.
Oğlunun hem okuyup hem çalışmak zorunda kaldığını anlatan Arayıcı, “Kurye olarak çalışıyordu, üniversitede okuyordu. Sonra bir tartışma olmuş. Birinin oğlumu dövdüğüne dair kanıt var. Ondan da şikayetçi olduk. Dört ay ceza vermişler, üç ayını indirmişler. Zaten bir ay yatarı yok, dövdüğü için. Ama öldüren kişiyle bağlantısı nedir? Kanıtlanmadı, araştırılmadı” dedi.
Yaşananları tüm ayrıntılarıyla aktaran Arayıcı, “O araç kendi şeridinden karşı tarafa geçmiş. Çok hızlı gelmiş. Aracın uzunlarını yakmış, benim oğlumun görüşünü kapatmış. Kaçma fırsatı vermeden hızlı bir şekilde vurmuş. Vurunca benim oğlum, zaten 93 kiloydu, çarpmanın etkisiyle arabanın üstüne düşüyor, oradan yere düşüyor” diye konuştu.
14 yıl önce eşini kaybettikten sonra evlere temizliğe giderek oğlunu yetiştirdiğini belirten Arayıcı, “Ben Karabük’e okutmaya gönderdim. Okusun, kendini kurtarsın, bir ekmek sahibi olsun diye gönderdim. Ama çocuğumun ölüsünü verdiler. Ben ne zorluklarla büyüttüm. 2012’de eşim vefat etti. Ben evlere temizliğe giderek oğlumu büyüttüm. Gönderdiğim harçlık yetmediği için oğlum hem okuyordu hem kuryelik yapıyordu” dedi.
“Bir insanı öldürmenin bedeli 5 ay mı?”
Olayın trafik kazası olmadığına dair şüphelerini dile getiren Arayıcı, “Olay kayıtlara trafik kazası olarak geçti ama ben buna inanmıyorum. Bu olay trafik kazası olsaydı, çalıştığı yerden veya karşı taraftan birileri gelip ‘geçmiş olsun’ derdi, cenazeye gelirlerdi. Onu da yapmadılar. Kimse gelmedi, kimse ‘geçmiş olsun’ demedi, kimse üzülmedi” ifadelerini kullandı.
Yargı sürecindeki sorunlara da dikkat çeken Arayıcı, “Karabük’ten Safranbolu’ya döner mi götürülür? Bunun araştırılması lazım. Hakim benim söylediğim hiçbir şeyi dosyaya yazmadı. Tahliye verdiler sanığa da. O zaman benim oğlumu da kaldırıp bana geri versinler. Bir insanı öldürmenin bedeli 5 ay mı? Adalet istiyorum” diye konuştu.
“Adalet şirketten yana işliyor, ölen öldüğüyle kalıyor”
Mitsubishi’de eşi Zülfü Yıldız’ı kaybeden Güllü Yıldız da yaşadıklarını aktardı. Eşinin işsiz olduğu dönemde iş bulduğunu ve fabrikada kaynak işi yaptığını anlatan Yıldız, “Eşim de boştaydı, iş arıyordu, kendine iş bulamıyordu. Beli de çok kötüydü. Eniştem ‘Gel, beraber çalışalım’ dedi. ‘En azından bu kışı çıkarırız, boşta kalmasın, yevmiye parası olur’ dedi. Eşim de kabul etti, beraber gittiler. Bir iki ay kadar çalıştılar. Daha sonra oraya iki tır dolusu yanıcı madde yığmışlar. Bizimkiler de üste çıkıp kaynak yapmışlar. Kaynak sırasında kıvılcım düşüyor, yanıcı maddenin üstüne düşünce her yer bir anda yangın alanı gibi patlıyor. O patlamada, o yangında ikisi de hayatını kaybediyor” diye konuştu.
Yangın anında herhangi bir müdahale imkanının bulunmadığını vurgulayan Yıldız, “Daha sonra yangını söndürmek için hiçbir şey yok. Sadece kepçe çağırıyorlar. Kepçe getirip üzerine kum döküyorlar, yangını söndürmek için. Olan biten bize sonradan haber verildi. Yani biz de sizin gibiyiz. Bir şey ispatlayamadık, her şey aslında ortada” dedi.
“‘20 yıllık işçiydi, oraya çıkmasaydı’ dediler”
Yaşadıkları adaletsizliği aktaran Yıldız, “Ama yine de bazen beynim almıyor, kafam almıyor. Artık düşünmek istemiyorum. Adaletsizlik her yerde var. Adalet şirketten yana işliyor. Ölen öldüğüyle kalıyor. Yine biz elimizden geldiğince her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Gidebildiği yere kadar arkasındayız, yanındayız. İnşallah suçlular yargılanır” diye konuştu.
Aynı fabrikada eşini kaybeden Nuriye Gökalp ise duruşmalarda adeta işçilerin suçlandığını belirterek, “2 yıldır aynı şeyleri söylemekten bıktık. Sinir krizi geçiriyoruz. Mahkemede ‘20 yıllık işçiydi, çıkmasaydı oraya’ dediler. Sanki çık dedikleri yere çıkmama şansı varmış gibi. Siz o yanıcı malzemenin oraya dökülmemesi gerektiğini bilmiyor muydunuz” diye sordu.
“Patronları zorlayacak bir güç gerekiyor”
Toplantıda söz alan Ali Gökalp ve Zülfü Yıldız’ın akrabası Veli Çelik ise örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekerek, “Bir ses çıkması gerekiyor. Nasıl ki burada aileler bu salonu tamamen doldursaydı daha farklı olurdu, üç beş kişinin gelmesiyle olması farklı. Yani sesimizi yükseltmek için bütün örgütlerin; bu konuda yetkili olan sendikaların, diğer kurumların, siyasi partilerin de bizi desteklemesi gerekiyor. Gür bir ses çıkması için birlik olmamız şart” diye konuştu.
Çelik, sözlerine şöyle devam etti: “Yaşanan cinayetlerin tamamı tedbirsizlikten, yetersizlikten ve denetimsizlikten kaynaklanıyor. Özellikle de iş güvenliği meselesi. Daha önce mahkemede de sunulduğu gibi, iş güvenliği işverenin kontrolünde olduğu sürece bu cinayetler devam edecek. İş güvenliğinin mutlaka devlet tarafından sağlanması gerekir, işverenin insafına bırakılmamalıdır. Bu sorunları dile getiriyoruz ama başka türlü çözülmez. Patronları zorlayacak bir güç gerekiyor. Şu an patronlar kendilerini zorlayan bir güç olmadığını düşünüyor”.
Karaca: Patronlar örgütlü, işçiler de örgütlü dayanışma kurmalı
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca da iş cinayeti davalarının ortak bir dayanışma ağı etrafında birleşmesi gerektiğini vurgulayarak, “Patronların örgütlü bir biçimde kurduğu bu cinayet düzeni karşısında işçilerin ve işçi ailelerinin de örgütlü bir dayanışma kurması gerekiyor” dedi.
Tek başına yürütülen adalet mücadelelerinin çoğunlukla sonuçsuz kaldığını belirten Karaca, “Tek tek yürütülen adalet mücadelelerinin yalnız kaldığı ve bir sonuca ulaşamadığı çok fazla örnek var. Biz son üç yıldır pek çok iş cinayeti ve iş kazası davasını, il örgütlerimiz ve avukat arkadaşlarımızla birlikte, elimizden geldiğince dayanışma örgütleyerek takip etmeye çalıştık. Ama bu iş cinayetlerine ve iş kazalarına karşı daha örgütlü bir biçimde müdahale etmezsek neler olabileceğini anlatılanlar da gösteriyor. Yalnızlık duygusu, çaresizlik hissi ve adaletsizlik pek çok ailenin yaşadığı ortak durumlar” diye konuştu.
“Sorumlular yargılanmazken, gerçekleri dile getirenler tutuklanıyor”
Patronların yargı süreçlerinde nasıl korunduğuna dair çarpıcı bir örnek aktaran Karaca, “Biliyorsunuz, çok acı bir katliamın davası dört gündür sürüyor: Dilovası katliamı davası. Adeta ülkedeki tüm iş cinayeti davalarının özeti gibi. Patronlar açık açık ‘Ben güçlü ve bilinen biriyim, siz burada şov yapmaya geldiniz’ diyerek aileleri suçlayabiliyor. ‘Ben tek bir işverenin bile yargılandığını görmedim, neden biz yargılanıyoruz?’ diyebiliyorlar” dedi.
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutukluluğuna da değinen Karaca, yaşanan çelişkiyi şu sözlerle özetledi: “Geçtiğimiz günlerde Antep’te, iş kazalarına ve iş cinayetlerine neden olan patronların yargılanmadığını söyleyen BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, bu sözleri nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek’ suçlamasıyla tutuklandı. Mahkeme böyle dedi ve bugün tutukluluğunun 11. gününde. Aynı şeyi Dilovası’nda patron da söyledi. O, kendini aklamak için söylüyor. Bir sendikacı gerçeği ortaya koyuyor; patron söyleyince aklanma nedeni sayılıyor, sendikacı söyleyince tutuklama nedeni oluyor. Bu durum aradaki farkı çok açık bir biçimde gösteriyor.”
Karaca, 27 Nisan’da Meclis’te iş cinayeti davalarını takip eden ailelerle bir araya gelmek istediklerini açıkladı ve şöyle devam etti: “Hem bu mücadeleyi ortaklaştırmak hem de bu adaletsizlik düzenini nasıl durdurabileceğimizi tartışmak istiyoruz. Öncesinde farklı kentlerde ailelerle buluşarak dava süreçlerinde yaşanan sorunları yeniden tespit etmek, bunları raporlamak istiyoruz. Biz örgütlü olmazsak; işçiler ve işçi aileleri bu ölüme götüren koşullara karşı birlikte mücadele etmezse ve bu cinayetler ortaya çıktıktan sonra da birlikte hareket etmezse, patronlar kendilerini daha güçlü hissetmeye devam edecek.”
Çuhadar: Mücadeleyi nasıl büyütebiliriz diye düşünmek gerekiyor
EMEP İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar da iş cinayetlerine karşı ortak bir ses oluşturma çağrısında bulundu. “Bu iş cinayetlerine karşı ortak bir ses çıkarmak gerekiyor. Hem kendi sürecimizi takip etmek hem de tüm süreçleri birlikte tartışmak gerekiyor. Elimizden geldiğince parti olarak yan yana gelmeye çalışıyoruz elbette, ancak bu mücadelenin nasıl büyütülebileceği üzerine de düşünmek gerekiyor” dedi.
Buluşmada, 27 Nisan’daki Meclis toplantısına kadar farklı kentlerde bir araya gelerek yaşanan sorunları raporlama ve ortak bir kamuoyu baskısı oluşturma hedeflendi.
