İskender Bayhan: ‘NATO ulusal güvenliği tehdit eden celladın başıdır’
Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, NATO’nun hem Türkiye hem bölge halklarının güvenliğine tehdit olduğunu vurgulayarak “Celladın başı NATO’dur” dedi.
Dünya genelinde savaş ve çatışmaların derinleştiği, emperyalist rekabetin yeni gerilim hatları yarattığı bir süreçten geçiliyor. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının bölgeye etkileri tartışılırken, emperyalist güçlerin bölge üzerindeki hesapları da derinleşiyor. Türkiye’nin bu denklemdeki rolü de yeniden gündemde. Bu noktada hem NATO’nun rolü, arttırılan savaş bütçelerini ve Türkiye’nin son dönemde attığı NATO’cu adımları tartışma konusu. 4 Nisan’da NATO’nun kuruluş yıl dönümüne karşı ülkenin dört bir yanında eylemler yapılacak. Eylemler kapsamında İncirlik Üssü’ne düzenlenecek yürüyüşe katılacak olan Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ile gelişmeleri konuştuk.
Gazze’de soykırım, Ukrayna’dan Lübnan’a, Pakistan’dan Kamboçya’ya savaş ve çatışmalar, Venezuela, Küba, Grönland… Dünya genelinde emperyalizmin şiddet ve tehditleri son yıllarda tırmanırken, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan İran savaşının bölge halklarına uzun vadeli etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Emperyalist- Siyonist ittifakın saldırıları bölge açısından etkileri uzun süre devam edecek bir yıkım yaratıyor. Bölgede nüfuz ve paylaşım mücadeleleri temelinde yaşanan çelişki ve çatışmaları daha da derinleşiyor. Her biri kendi içerisinde özgünlükler taşısada özü itibariyle burjuvalaşmış monarşilerden oluşan işbirlikçi bölge devlet ve iktidarlarının birbirleriyle olan rekabeti ve düşmanlıkları daha da keskinleşiyor. Yani beterin beteri oluyor ve yaşanıyor.
Emperyalist ve siyonist saldırganlık nedeniyle, İsrail ve İran’ın farklı inanç ve milliyetlerden kendi işçi, emekçi sınıfları dahil, bölge ülkelerinin bütün sömürülen ve ezilen halk kitleleri açısından çalışma ve yaşam koşullarının olağanüstü ağırlaştığı bir döneme girilmiştir. Ya ABD, AB, Çin ve Rusya’nın emperyalist mihraklarıyla farklı düzeylerde bağımlılık ve işbirlikçi bağlara sahip olan bölge devletleri ve iktidarlarının sömürü baskı ve savaş politikaları, işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların birleşik, kitlesel ve kararlı mücadeleleriyle durdurulacak, geriletilecek ve bu egemenlikler yenilip, yıkılacaktır. Ya da bölgesel savaş koşulları daha da derinleşerek çok da büyük ve yaygın acılara, yıkımlara ve felaketlere yol açacaktır.
Türkiye’ye etkileri açısından baktığımızda da Şimşek-Erdoğan imzalı ekonomi programının, ucuz emek sömürüsü ve bütün kaynakları emperyalistlerin kasalarını akıtan uygulamalarının daha kararlı bir şekilde sürüldüğünü görüyoruz. Savaş politikalarının yarattığı koşulları değerlendirme, yıkımdan pay siyaseti, bir avuç sermayedarı, silah üreticisini ihya ediyor. Milyonlarca işçi ve emekçiyi ise yavuz sömürü ve mutlak sömürünün girdabında yaşamaya, ayakta kalma mücadelesi vermeye mahkum ediyor.

“NATO üsleri aracılığıyla savaş politikalarına lojistik destek veriyor”
Türkiye’de bulunan NATO ve ABD üslerinin bölgesel savaş politikalarındaki işlevi nedir? Siyasi iktidarın İran savaşı konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD Başkanı Trump’ın bu konuda Erdoğan’ı öven açıklamaları olmuştu.
Emperyalist- siyonist ittifakın saldırıları bölge açısından etkileri uzun süre devam edecek bir yıkım yaratıyor. Bölgede nüfuz ve paylaşım mücadeleleri temelinde yaşanan çelişki ve çatışmaları daha da derinleşiyor. Saray iktidarı, emperyalist -siyonist ittifak ve saldırıları karşısında molla rejimini eleştiren, Netanyahu’yu suçlayan, ABD’yi ise kollayan ve İncirlik- Kürecik NATO Üsleri aracılığıyla savaş politikalarına lojistik destek veren bir konumda duruyor.
Erdoğan ve Saray yönetimi, NATO’daki konumunu güçlendirerek, ABD iş birlikçiliğini derinleştirerek bölgedeki nüfus ve paylaşım mücadelesinden pay kapma, kârlı çıkma planları yapıyor.
Trump da Erdoğan yönetiminin bu tutumunu övüyor. Saray yönetimi, savaşın bölgesel çapta derinleşmesine karşı çıkıyor, NATO’nun sürece aktif olarak dahil olmasına sıcak bakmıyor, savaşın İsrail ve İran egemenlerini yıpratan bir zeminde sürmesini kendi çıkarına görüyor. Böylece ABD-Trump yönetiminin iş birlikçiliğinde, bölgesel liderlik kavgasında avantajlı pozisyonda olacağını düşünüyor. Savaşın ekonomik açıdan yarattığı bütün yıkımın faturasını da işçileri ve emekçilere “Bizim suçumuz yok. Tam toparlayacaktık ki bölgedeki durum ve bizim dışımızdaki dış koşullar işi berbat ediyor. Sabredin, fedakarlık yapın, dişinizi sıkın, biz elimizden geleni yapıyoruz” propagandasıyla durumu idare sömürü ve yağmacılığı meşrulaştırmaya çalışıyor.
“Emperyalizme bağımlılığının devamı”
Son aylarda Türkiye hava sahasına yönelen 4 füzenin NATO tarafından imhası, ülkeye iki yeni Patriot konuşlandırılması, Adana’da yeni bir NATO çok uluslu kolordu karargahı ve İstanbul Boğazı kıyısında NATO üyesi ülkelerin askeri koalisyonuna bağlı Deniz Unsur Komutanlığı kurulması çalışmalarına şahitlik ettik. Bu tablo, NATO üyeliğinin Türkiye halklarının yararına olduğu söylemiyle savunuluyor. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
NATO’nun ve Türkiye’nin NATO üyeliğinin ne işe yaradığını geçmiş icraatlardan ve Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından oynadığı rolle bakarak değerlendirmek gerekir. Türkiye Kore’ye asker göndererek, halka hiçbir yararı olmayan bir savaşta kayıplar vererek NATO’ya üye olmuştur.Üye olduktan sonra da emperyalizme bağımlılığı artmış, içerdeki iktidar kavgalarında, darbelerde NATO’nun oyuncağı olmuştur.
Türkiye’nin siyasi ve askeri tarihinde NATO darbecidir. Darbecilere “bizim çocuklar” diyendir. NATO demek kontrgerilla katliamları, provokasyonlar, siyasi cinayetler demektir. Son olarak NATO’nun Türkiye’de yeni birçok uluslu kolordu oluşturma çalışması da çarpıcı bir örnek olmuştur.
Üç yıldır Meclisten ve halktan gizlenerek sürdürülen bir çalışma açığa çıkmıştır. Milli Savunma Bakanlığı’nın üç yıldır hiçbir bütçe planın da yer almayan bir çalışmadır bu. NATO’nun nasıl devlet içerisinde bir devlet gibi örgütlendiğinin, çalıştığının, bunun da saray iktidarı eliyle yapıldığının güncel ve somut bir göstergesidir. NATO’nun kimi ve neye hizmet ettiğinin görülmesi açısından da çarpıcı bir örnektir.
“Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eden NATO’nun kendisi”
Bugün Türkiye’nin ulusal güvenliğini kim tehdit etmektedir. NATO Türkiye’yi kime karşı korumaktadır? Bu soruların yanıtını somut olarak düşünelim. Çin mi, Rusya mı, İran mı? Saray rejiminin bugün çok kullandığı “İran’dan sonra sıra” propagandası ile birlikte düşünelim. İsrail mi?
Çok açık görülecek ki Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eden siyasi-askeri politikaları yaratıcısı ve başta geleni ABD emperyalizmi ve NATO’nun kendisidir. NATO Türkiye ve bölge halklarının ulusal güvenliğini tehdit eden celladın başıdır. Celladın başına daha çok sarılarak ulusal güvenliğinizi sağlayamazsınız tamamen ona teslim etmiş olursunuz.
Saray rejiminin yaptığı da budur. Buna hiçbir şekilde pirim vermemek gerekir. En azından kesin olan bir şey var ki o da NATO üyeliğinin, ülkemizin ve bölgenin sömürülen ve ezilen halklarının yararına tek bir icraatının bile olmadığı gerçeğidir. Türkiye’nin ulusal güvenliği, bölge ve Dünya halklarının huzuru için NATO’dan çıkılmalı ve NATO dağıtılmalıdır.
‘Saray rejimi celladın başına sarılıyor’
Trump’ın ısrarıyla NATO’nun “yüzde 5” silahlanma bütçesi artırımı kararında Türkiye’nin de bu kapsamda silahlanmaya ayırdığı bütçe için ne söylersiniz?
ABD yönetimi temmuz 2025 NATO zirvesinde bunu dayatmış ve sonuç almıştır. Önümüzdeki temmuz ayında yapılacak olan NATO zirvesinin de özü bu çerçevede olacaktır. Saray rejimi silahlanma ve savaşa ayırdığı bütçeyle başta Bayraktarlar gibi yandaşlar olmak üzere yerli ve yabancı silah tekellerinin memnun etmektedir.
Saray iktidarın izlemiş olduğu yeni Osmanlıcı -yayılmacı dış politika ve bunun bir parçası olan silahlanma politikası başımızdaki en büyük belalardan biridir. Bölgede, ABD emperyalizmi ile iş birlikçiliği ilerletip, “Bölgenin yeniden paylaşımından ne kadar pay kaparsak o kadar iyi” siyaseti büyük sermayenin ve Saray bürokrasisinin dışında hiç kimsenin çıkarına hizmet etmemektedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan daha fazlası silahlanma yarışı ve daha fazla savaş yatırımları değildir. İhtiyacımız olan antiemperyalist, barışçıl ve demokratik bir dış politikadır.
“Temmuz ayına kadar NATO karşıtı bir çalışma sürdüreceğiz”
Emek Partisi olarak hem zirveye ve NATO’ya karşı bildiriler, broşürler yayımladınız hem de NATO’nun kuruluş yıl dönümü olan 4 Nisan için eylemler planladınız. Eylemlerdeki hedefiniz ve çağrınız nedir?
Evet, Türkiye’nin birçok kentinde NATO karşıtı eylemler gerçekleştireceğiz. Müttefikimiz olan siyasi parti, sendika ve meslek örgütleri ile birlikte bu eylemleri örgütlüyoruz. Bunun sağlanamadığı yerlerde de parti olarak etkinlikler yapacağız. NATO zirvesinin yapılması planlanan temmuz ayına kadar NATO karşıtı bir çalışma sürdüreceğiz. NATO zirvesinin iptal edilmesi başta olmak üzere, NATO üstlerinin kapatılması, NATO’dan çıkılması ve NATO’nun dağıtılması taleplerini dile getireceğiz. Türkiye devleti adına başka ülkelerde bulunan askeri birliklerin geri çekilmesi ve Türkiye’de bulunan yabancı askeri birliklerin ülkelerine gönderilmesi için çağrılar yapacağız. Amacımız, süren emperyalist ve iş birlikçi paylaşım savaşlarının son bulmasıdır. Bunun için mücadelenin yükseltilmesidir. İşçi sınıfımız, emekçiler ve gençler içerisinde antiemperyalist ve enternasyonal bilincin yayılması, ilerlemesi ve güçlenmesidir.
