Dilovası’nda gerçek adaletin sağlanması için dayanışma güçlendirilmeli
Dilovası Ravive Kozmetik’te meydana gelen 3’ü çocuk 7 işçinin ölümüne neden olan iş cinayeti davasının dördüncü duruşması işçi ailelerinin ve avukatların tüm itirazlarına rağmen Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Kampüsünde görüldü. Adalet mücadelesinden bir an olsun geri adım atmayan, haftalarca Gebze Kent Meydanı’nda nöbet tutan işçi aileleri ve avukatların mücadelesi sonucu bir ilk yaşanmış ve fabrika yangınında ihmali bulunan kamu görevlileri gözaltına alınarak, bir kısmı tutuklanmış ve şirketler yönünden yürütülen soruşturma ile kamu görevlileri yönünden yürütülen soruşturma birleştirilmişti.
İşçi aileleri ve avukatlarının kamu görevlileri yönünden yürütülen soruşturmanın ilgili bakanlıklar, Büyükşehir Belediyesi ve Sosyal Güvenlik Kurumunu da kapsayacak şekilde genişletilmesi talebi görmezden gelinirken sadece Dilovası Belediyesindeki yönetici ve müdürlerin hakim karşısına çıkarıldığı duruşmadan tutuklu dört belediye yöneticisinin tahliye edilmesi, iki zabıta müdürünün ise tutuklanması kararı çıktı. Yani mahkeme heyeti; kaçak bir binada, işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı alabilmek için hiçbir şartı yerine getirmeyen, çocuk yaşta, göçmen ve sigortasız işçi çalıştıran, yerleşim yerleri arasında yanıcı patlayıcı madde üretimi yapılan bir işyerine ruhsat veren, denetlemeyen belediye yöneticilerini salıvermekte bir beis görmeyerek, bundan önceki iş cinayeti davalarında tanık olduğumuz cezasızlık pratiğinin bu davada da karşımıza çıkarılmak istendiğini göstermiş oldu!
Oysaki duruşma öncesinde ve sırasında yaşananlar, sanıkların kurdukları her bir cümle Dilovası’nda kurulan cinayet düzeninin itirafı niteliğindeydi.
3’ü çocuk 7 işçinin yaşamına mal olan fabrika yangının tek bir duruşmasına gelmeyen, acılı ailelerinin yaralarını sarmak için yanlarında olmayan Dilovası Belediyesi müdür ve amirleri, sanıklara destek için deyim yerindeyse duruşma salonuna akın etti! Öylesine bir aymazlığa tanıklık ettik ki, mahkeme heyetinin salıvermekte hiçbir tereddüt etmediği dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü ve Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Öztürk’ün bir yakını evlatlarını, eşlerini, babasını kaybetmiş işçi ailelerine “şov yapmayın” diyebildi.
Tutuklu yargılanan Dilovası Belediyesi Başkan Yardımcısı Necati Temiz görevini önüne gelen her evrakı incelemeden imzalamak olarak tarif edebildi. Yine Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Öztürk “Dilovası merkezinin yüzde 95’i kaçaktır. Bizim için soruşturma izni veren kaymakamlık binasının kendisi kaçaktır. Dilovası Emniyet Müdürlüğü binası kaçaktır” diyebildi. Belediye başkan yardımcıları ve müdürler kendilerini kurtarabilmek için suçu belediye personeline atmaktan çekinmedi. Duruşma süresince sanık avukatları işçi ailelerine ve avukatlarına sataştı, tehdit etme cüretini gösterebildi!
Nihayetinde kaçak bir binada faaliyet sürdüren bir işyerine hiçbir şartı yerine getirmemesine rağmen işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı veren zabıta müdürleri tutuklandı, kaçak yapıya göz yuman, yıkımı gerçekleştirmeyen başkan yardımcısı ve müdürler ise salıverildi!
Sanık olarak yargılanan belediye yöneticileri sırtlarını iktidar partisine dayamaktan aldıkları güçle nasıl bir anlayışa sahip olduklarını gizlemediler bile! Kâr ve rantı insan hayatının önüne koyduklarını, bu amaçla gerektiğinde görevi kötüye kullanmaktan çekinmediklerini açıkça itiraf ettiler. Sermayenin çıkarı uğruna, adeta bir noter gibi; ölçeğine, neyi, nasıl üreteceğine bakmaksızın herhangi bir şirketten gelen talebi inceleme gereği bile duymadan onayladıklarını anlattılar. Bu öyle bir cüret ki, cezasızlık pratiği ile de birleşince işçi canı, insan hayatı bu sermaye yararına tıkır tıkır işletilen düzende ihmal edilebilir oluyor!
Her sözleriyle, açıklıkla ortaya serdikleri bu iş cinayeti düzeni ancak ve ancak işçilerin ortak mücadelesi ile alaşağı edilebilir.
Dilovası işçi katliamı davası sadece işçi aileleri ve avukatların sürece sahip çıkması ile değil mücadeleci işçi sendikalarının, meslek örgütlerinin, emek ve demokrasi güçlerinin adalet talebinin arkasında durması ile de öne çıkmaktadır.
Dördüncü duruşmada yaşananlar, verilen tahliye kararları 3 Kasım’da görülecek davanın daha güçlü sahiplenilmesinin önemini bir kez daha göstermiştir. Tüm sorumluların hak ettikleri cezayı alması, gerçek bir adaletin sağlanması için daha güçlü bir dayanışmaya, adalet mücadelesini daha güçlü sahiplenmeye ihtiyaç vardır. Partimiz patlamanın yaşandığı günden bugüne “Dilovası İçin Adalet” arayışının bir parçası olmuş, bundan sonra da olmaya devam edecektir.
Arzu Erkan
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
