8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne, korku ve nefretle yürütülen topyekûn bir savaş ortamında; yasakların, hak gasplarının ve yoksunlukların kadınların yaşamına tam bir şiddet yumağı olarak döndüğü bir ortamda girdik.
Ülkemizde kadınların yaşadığı şiddete, eşitsizliğe, yoksulluğa, ücretli emeğinin esnekleştirilmesine ve güvenceli çalışma hakkının gasp edilmesine, çatışmasızlık sürecinin sona erdirilmesiyle savaşın ağır, yıkıcı sonuçları eklendi. Aylardır abluka ve çatışmaların hüküm sürdüğü, tankla-topla neredeyse yerle bir edilen Kürt kentlerinde, savaşların kadın bedeni üzerinden gerçekleştiğini bir kez daha doğrulayan sayısız örnek yaşandı. Bodrumlarda insanlar katledildi, Kürt anneler çocuklarının ölü bedenlerini dondurucularda sakladılar. Kadınlar, sokaklardaki cenazelerini alabilmek için beyaz bayraklarla sokaklara çıkmak zorunda kaldı, kucaklarında bebekleri başlarından nişan alınarak öldürüldü; öldürülen kadınların işkence edilmiş cansız bedenleri teşhir edildi…
Kürt kentlerinde sürdürülen devlet şiddeti ülkenin her yanında kol gezmekte, iktidarın hak hukuk tanımayan, keyfi iç ve dış politikaları nedeniyle Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da patlayan bombalar onlarca kişinin canını alırken, her gün bir yerlerde gezen ya da yakalanan canlı bomba haberleri halk arasında korku ve panik aşılamakta. Artvin’de madene karşı mücadele edenlere desteğe gidenler şehre alınmadı, kadınlar öldüresiye polis saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Hiçbir eleştirel sese tahammülü olmayan, barış isteyenleri, halkın haber alma özgürlüğü doğrultusunda habercilik yapan gazetecileri cezaevine gönderecek kadar gözü dönmüş ve aslında korkmuş bir iktidar var karşımızda.
Torbalar halinde çıkarılan yasalarla kadınlar için güvenceli, tam zamanlı bir çalışma hayatı imkansız hale getiriliyor. Süt izni, kıdem tazminatı gibi haklar gasp edilirken, kreşin adı bile anılmıyor. Kadınlara esnek, yarı zamanlı çalışma dayatılırken çocuk doğurmaları, hastaya-yaşlıya bakmaları emrediliyor. Kayıt dışına itilen kadın emeği üzerinden ücretli kölelik yasaları çıkarılıyor, işyerlerinde en ufak örgütlenme ve hak mücadelesi tehditle ya da polis şiddetiyle bastırılıyor.
Kadınlar evde, okulda, işyerinde, dolmuşta, parkta, sokakta her yerde taciz ve tecavüz tehdidi altında yaşıyor. Şiddet gördüğü erkeği şikâyet eden, korunma için devlete sığınan kadınlar sokak ortasında öldürülüyor. Zaten yetersiz sığınma-evlerinin sayısı artırılmadığı gibi, kadın katilleri cezasızlıkla, ceza indirimleriyle adeta ödüllendiriliyor.
Kısacası hükümetin tüm uygulamaları kadını daha güvencesiz, erkeğe ve aileye daha bağımlı hale getirmek üzerine kuruluyken bunu reddeden kadınlar devlet şiddetine maruz kalıyor.
Daha dün İstanbul Kongre Merkezi’nde “kadınlarımızın yaşadığı üzüntüyü tekrar yaşamamaları için siyaset yapıyoruz” diyen Başbakanın ağzından “ben her kız çocuğunun ikinci babasıyım, her kadının ikinci kardeşiyim” sözleri dökülürken, eşitlik ve özgürlük talepleri için sokaklarda olan kadınlar polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı.
AKP hükümeti kadın dayanışmasından, kadınların örgütlü gücünden nasıl korktuğunu bir kez daha bu saldırılarla göstermiş oldu.
2016 8 Mart’ına bu ağır tabloyla giren kadınlar ülkenin dört bir yanında sokağa çıkıp savaşa, eşitsizliğe, emek düşmanlığına, hak gasplarına, şiddete ve yoksulluğa karşı direnmeye devam ettiklerini, susmadıklarını haykırdılar.
8 Mart’ta, dünya kadınlarının mücadele ve dayanışma gününde kadınlar eşit, adil, insan onuruna yaraşır, barış içinde bir yaşamı savunacak! Taleplerini alanlarda, sokaklarda, dayanışma etkinliklerinde ve eylemlerinde haykırmaya devam edecek!
Şimdi kadın dayanışmasını ve mücadelesini büyütmenin zamanı!
Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Bijî Tekoşina Jinan!
SELMA GÜRKAN
Genel Başkan
