Katliam nedeniyle 101 arkadaşımızı kaybettik. 450’nin üzerinde fiziki yaralımız var. Ama psikolojik olarak yaralananların sayısını bilme şansına sahip değiliz. Çünkü yaralananlar dahil sağ kurtulan, patlamaya maruz kalan ya da patlama anında orada olmasa bile sonradan gelip görenler… Mitingin katılımcıları, yakınlarını kaybedenlerin ve yaralananların, organlarını kaybedenlerin aileleri, yakınları, çocukları… Türkiye’nin en büyük katliamı olarak, etkilediği kesim bakımından da sanıyorum en büyük travmalardan birini yaratan bir katliam.
Tabi Cizre, Sur, Nusaybin ve bölgede yaşananların dışında söylüyorum.
Şöyle bir yanı da var, herhangi bir yerde birbirini tanımayan gruplar arasında olmuş bir katliam değil bu. Büyük kısmı birbirini tanıyor ve duygudaşlık da var.
“Emek, barış demokrasi” demişler, barışı ön plana çıkarmışlar ve bu çerçevede birleşmişler. Sendikalar, kitle örgütleri, meslek odaları, siyasi partiler var ve bunların bir kısmı birbirini yakından tanıdığı gibi, tanımasa da ortak paydada, ortak düşüncede, duyguda yan yana geldikleri için daha fazla etkiliyor, sonuçlarını da hep beraber yaşıyoruz.
PSİKOLOLOJİK DESTEK…
8 ayı doldurdu. Psikolojik destek için başvuranlardan daha fazlasının başvurmadığını düşünüyorum. Kendim de dahil. Mitingin çağrıcıları ve örgütleyenler, bizim gibi miting katılımcısı olan örgütlerin yöneticileri, önceliğimizi kendi çevremizi toparlama ve en az hasarla atlatılması uğraşısına verdik. Kendimizin de son derece iyi, sağlıklı olduğumuzu söyleyemeyiz. O gün orada bulunan arkadaşlar için söylüyorum bunu.
O günü, o anı yaşayan arkadaşlarla konuştuğumuzda hemen herkeste nedensiz ağlamalar görülüyor. Ben hemen her ayın 10’unda gidiyorum gara, birinde olmasa diğerinde ağlıyorum. Bu kolay atlatacağımız bir travma değil.
Örneğin bir arkadaşımız patlama olduğu anda arkası dönük yürüyormuş, kendini ‘bina patladı, bizimkilere, oradakilere bir şey olmadı’ diye inandırmış ve yürümüş. O bununla cebelleşiyor, ‘arkamı dönmedim’ diye…
Ani seslere çok duyarlı olduk. Yavaş yavaş azalsa da refleks olarak hâlâ var.
Hâlâ gara gidemeyenler, önünden geçen arabaya binemeyenler, konuyu hiç konuşmayanlar var.
Orada bulunan hepimizin yaralı olduğu bir gerçek. Kimimiz fiziki, kimimiz psikolojik, kimimizin ağır, kimimizin daha hafif ama yaralı…
Bunu kaygı, korku yaratmak için söylemiyorum, bu tür bir katliamın etki alanını anlatmak için söylüyorum.
BEKLENTİ EN FAZLA POLİSİN GAZ, SU SIKMASIYDI
O mitinge gelenlerin büyük bir kısmı eminim daha önce de bir veya daha fazla eyleme katılmış, polisle yüz yüze de gelmiştir. Su sıkılmış, gaz atılmıştır üzerlerine. O gün Ankara’ya gelirken de büyük bir kısmında ‘böyle bir şey olabilir’ beklentisi vardır. Bir miting, basın açıklaması vb. de karşı karşıya geldiğiniz durumda kendinizi psikolojik olarak da hazırlıyorsunuz, diyorsunuz ki, ‘evet karşımdaki böyle yapacak, ben de şöyle yaparım.’ Oysa bomba patladığı o an kimi şarkı, türkü söylüyordu, halay çekiyordu, birisi çayını yudumluyor, birisi simidini ısırıyor, birisi görmediği bir arkadaşına sarılıyordu. Yani hiç beklenmedik anda ve biçimde oldu. Hep ‘çok kalleşçe’ demek geliyor içimden.
16 ÜYEMİZİ KAYBETTİK
Emek Partisi üyesi, yöneticisi, Emek genci 16 yoldaşımızı kaybettik. 90’dan fazla yaralımız vardı. Hâlâ tedavisi sürenler, daha uzun zaman sürecek olanlar var. Uzuv kaybı olan Emek Gençliğinden gençler de var, başka arkadaşlarımız da.
Ayrım yapmıyoruz, yetişebilirsek herkese yardımcı olmaya çalışıyoruz. Kendi arkadaşlarımızı ve çevremizi il örgütlerimiz aracılığıyla takip ediyor, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Sağlık hizmetlerine ulaşmada sıkıntı yaşarlarsa bilgimizin olmasını istiyoruz. Bir şekilde hem maddi, hem manevi destek olmaya çalışıyoruz.
Ama aynı zamanda yakınlarını kaybeden ailelerimiz var ki, onların kayıplarını telafi etmek mümkün değil, bizim için de telafisi mümkün olmayan kayıplar. Yaralarımızı dayanışmayla sarmaya çabalıyoruz.
DERNEĞE SAHİP ÇIKMAMIZ GEREKİYOR
Katliamın ardından kurulan 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 Ekim-Der) var. Yönetimindekilerin kimi eşini, kimi oğlunu, kimi yeğenini kaybetmiş. Dolayısıyla hem 10 Ekim mağduru ailelerin, yaralananların, hem de 10 Ekim mitinginin amaçlarını savunmaya devam edenlerin bu derneğe sahip çıkması gerekiyor.
Bunun iki temel nedeni var. Birincisi katliamın sorumlularının açığa çıkarılması için örgütlü davranmak. İktidar dahil kimin ne bağlantısı, ne ihmali varsa açığa çıkarılmasını ve yargılanmalarını sağlamak. İkincisi de hem yakınlarını kaybedenlerin hem de yaralanan arkadaşlarımızın her türlü ihtiyaçlarına yardımcı olmak. Manevi dayanışma çok önemli ama ne yazık ki bu memlekette hukuk da sağlık da parayla.
Her ne kadar bütün sağlık hizmetleri devletçe karşılanacak dense de yol masrafı, hastaneye gitme, daha iyi beslenme, ilaç vb. masraflar var. Sadece hastaneye yatıp, tedavi olup iş bitmiyor ki orası da ayrı bir masraf kapısı oluyor.
Eğitimi aksayan gençler, işinden olan yaralılar ya da aileler var. Dolayısıyla çok geniş düşünmemiz gerek, dernek ekonomik destek sunmanın bir aracı aynı zamanda.
BİRBİRİMİZE TUTUNARAK DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEK
Bu dava uzun sürecek görünüyor. Barışı, emeğin haklarını, özgürlükleri, demokrasiyi savunanlara daha çok iş düşecek. Onun için de birbirimize tutunmaktan ve dayanışmayı büyütmekten başka yol yok.
Aynı zamanda da örgütlü mücadeleye devam etmek. Başka patlamalar da oldu ve onların sonucunda yaralananların veya yitirilenlerin yakınları kendi başlarına kalıyorlar. Örgütlü olmak burada da gösterdi kendini. Çünkü böyle bir travmayı atlatmak için de örgütlülük gerekiyor. Mücadelenin içinde, canlı bir hayatın içinde olmamız gerekiyor. Yoksa kendi kabuğumuza çekilerek, içimize dönerek böyle bir acıyla baş etmek zor, çok zor.
Şükran DOĞAN
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı-Evrensel Gazetesi
