Grizu, Heyelan Değil; Kâr Hırsı Katlediyor!

Grizu, Heyelan Değil; Kâr Hırsı Katlediyor!

İşçilere ölüm bu sefer yeryüzünden geldi. Siirt’in Şirvan ilçesinde bakır madeni ocaklarındaki heyelanda 16 işçi toprak altında kaldı. 3 işçinin cesedine ulaşıldı. 13 işçiye ise binlerce tonluk toprağın altında kaldığı için “ulaşılamadığı” belirtiliyor. Muhtemelen de hiç ulaşılamayacak!

Şirvan’dan gelen haberler; madende iş güvenliği tedbirlerinin alınmamış olması, taşeron çalışması uygulanıyor olması, madende gerekli kurtarma ekipmanlarının ve eğitimli personelin olmaması gibi sayısız ihmal ve hukuksuzluğun olduğu doğrultusundadır.

GÖZ GÖRE GÖRE GELEN BİR TOPLU İŞ CİNAYETİ

Firmanın yetkililerine göre; “Çok yağmur yağdığı için heyelan oldu. Bu bir kazadır; yapacak bir şey yoktur!”

Evet mutlaka ki yağmur yağmıştır, belki heyelan da bu yüzden olmuştur. Ama eğer maden çıkarıyorsanız, heyelanı önleyecek önlemleri de almak zorundasınız. Bu yüzden de ”Heyelan oldu, 16 işçi toprak altında kaldı” demek, toplu cinayetin açıkça itirafıdır. Çünkü burada asıl olan heyelanı önleyecek önlemlerin alınıp alınmamış olmasıdır. Ki, yapılan açıklamalar ve bölgeden gelen haberler, madende, bu tür ocaklarda her an olabilecek “toprak kaymalarına” karşı gerekli önlemlerin alınmadığı gibi; bir heyelan durumunda, müdahale edecek gerekli ekipman ve elemanların da olmadığı biçimindedir.

Yani Şirvan Katliamı’nda; çok yağmur yağması sonucu, kaçınılmaz olarak oluşmuş bir doğa olayının (heyelan) sonucu olarak bir “kaza” ile değil tersine alınmayan iş güvenliği önlemleri ve kârdan başka kaygı taşımayan bir işletme anlayışının sonucu bir iş cinayeti ile karşı karşıyayız.

İşletmedeki taşeron uygulaması ve işletmede hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadığı da dikkate alındığında sadece bir “toplu iş cinayeti” ile değil “Göz göre göre gelen bir toplu iş cinayeti”yle karşı karşıya olduğumuz görülmektedir.

YA MÜCADELE YA DA SERMAYE İÇİN KURBAN OLMAYA DEVAM!

Patronlara yeni masraf çıkardığı gerekçesiyle uygulanmaması için Meclisten çıkan yasa, yine Meclisten geçirilen “torba yasalarla” habire ertelenmektedir.

Uygulanması ertelenen “İş Güvenliği ve İş Sağlığı Yasası”, Soma ve Ermenek cinayetlerinin uyandırdığı infialin yarattığı tepki ortamında çıkarılmıştı. Bu infial bastırıldıktan hemen sonra, yasanın, “Patronların daha hazır olmadığı”, “Eğer uygulanırsa işletmeler batar” gibi gerekçelerle ertelenmesi de gösteriyor ki, patronlar ve onların hükümetleri; emek cephesinden iş güvenliği talepleri doğrultusunda bir baskı gelmeden, iş güvenliği önlemlerini almaya (Bu çerçevede de çıkarılan yasayı yürürlülüğe sokmaya) yanaşmayacaklardır. Bu yüzden işçiler ve sendikaları, iş cinayetlerine karşı mücadele etmez ve bu konuda kendi taleplerini hayata geçirmek için adımlar atmazlarsa; patronların daha çok kâr etmesi uğruna grizu, heyelan, asansör düşmesi… gibi en ilkel ve vahşi cinayet yöntemleriyle kurban olmaya devam edeceklerdir.

Sendikal bürokrasinin de diğer başlıca emek taleplerinde olduğu gibi patronların safında olacağı düşünüldüğünde; iş güvenliğini işçinin “yaşama mücadelesi”, “insan yerine konma mücadelesi” olarak görerek harekete geçme sorumluluğu ileri işçilere ve mücadeleci sendikacılara düşmektedir.

Soma Katliamı sonrasında ortaya çıkan duyarlılığın derslerinden öğrenilenleri de dikkate alarak ilerlemek, iş güvenliği ile ilgili talepleri sendikalı sendikasız her işyerinde gündem yapmak, TİS’lerde iş güvenliği taleplerini daha bir dikkatle savunmak; bundan sonraki iş cinayetlerine karşı mücadelenin başarısını belirleyecektir. Unutmayalım ki, işçiyi öldüren grizu, heyelan, asansör arızası… değil sermayenin kâr hırsıdır!

Ötesi iş cinayetleri ve katliamlar karşısında dokunaklı konuşmalar yapmaktan ibarettir!

AKP HÜKÜMETLERİNİN GÖZDESİ CİNER GRUBU SABIKALIDIR!

CİNER Grubu AKP’nin iktidara gelmesiyle “Yürü ya kulum” denen gruplardan birisidir. Ve o “Yürü ya kulum” denmesinden beri de Ciner Grubu; madenlerden, devletin özelleştirilmesinden, enerji dağıtım ve üretim ihalelerinden aslan payını alan (Birinci değilse ilk üç arasında yer alan) sermaye grubudur. Ve bu grup, arkasındaki devlet-hükümet desteğinden edindiği öz güvenle, hiçbir yasa ve kural tanımadan yağmasını sürdürmektedir.

Nitekim önceki gün o saatlerde vardiyada olan tüm işçilerin toprak altında kaldığı madenin açılışına Cumhurbaşkanı ve eşi ile zamanın içişleri ve enerji bakanları da katılarak Ciner’in sırtını sıvazlamış, “tam destek” vaatlerini yinelemişti. Ciner de Cumhurbaşkanına “Önümüzü açın, başka bir şey istemiyoruz” diyerek, toplu iş cinayetine varacak bir “keyfiliği” de önceden haber vermişti!

Nitekim Şirvan madenindeki iş cinayeti Ciner Grubunun ilk toplu işçi katliamı değildir. Tersine Ciner Grubu bu son toplu katliamın aynısını beş yıl önce de gerçekleştirmiş “Çöllolar Maden Ocağı”ndaki toplu iş cinayetinden de sabıkalıydı.

6 Şubat ve 10 Şubat 2011’de iki ayrı heyelanda 2’si mühendis 11 kişinin toprak altında kaldığı Afşin-Elbistan’daki, Ciner Grubuna bağlı Park Enerji için üretim yapılan Çöllolar Maden Ocağında da tıpkı Şirvan’da olduğu gibi, heyelan sonucu 11 kişi hayatını kaybetmişti. Bu işçilerden 9’unun cesedine bile ulaşılamamıştı.

Ne var ki bu sabıkasına karşın Ciner Grubunun maden işletmelerinin denetlenmemeye devam edildiği anlaşılmaktadır. Ki, Çöllolar cinayetindeki resmi yetkililerin yargılanması için, mahkemenin talebine karşın bakanlık izin bile vermemişti.

Sadece iş güvenliği ile ilgili de değil, Şirvan’daki Ciner madeninin, “çevre” konusunda da hiçbir yasa veya yönetmelikle sınırlanmadığı anlaşılmaktadır.

2010 yılında Siirt İHD Şubesi, madenle ilgili olarak madenin bulunduğu köyde yapılan incelemeler ve halkla yapılan konuşmalardan sonra hazırladığı raporda “Hiçbir çevre kuralına uymadığı için maden hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması”nı istemişti. Ama tahmin edileceği gibi bu çağrılar da havada kaldı!

Yetti mi?

Yetmedi!

Hükümet de Soma’da 301 işçinin katledilmesinden sonra çıkarılan “İş Güvenliği ve İş Sağlığı Yasası”nın uygulanmasını, haziran ayında çıkardığı “torba yasa”yla bir yıl daha erteleyerek, patronların kâr hırsı karşısında selama durmuştu! Ki, bu yasanın işçiler ve sendikaları cephesinden bir baskı gelmeden uygulanmayacağı, her yıl yeniden “erteleneceğini” söylemek bir kehanet değildir.

İhsan Çaralan-Evrensel Gazetesi

Paylaş: