Sefalet Ücretinden Kimse Memnun Olamaz

Sefalet Ücretinden Kimse Memnun Olamaz

Erdoğan bu kez de asgari ücreti beğenmeyenlere kin ve nefret kusmuş. Günde 5-6 işçinin canı pahasına büyüyen ekonomide işçiyi, emekçiyi görmeyen iktidar,  yine asgari geçim ücretinin, açlık ve yoksulluk sınırının altında bir asgari ücreti emekçilere reva gördü.

Günlerdir emekçiler asgari ücretin en azından 2.000-2.500 TL olmasını beklerken, dağ fare doğurdu. Asgari ücret, asgari geçim indirimi ve devletin işverenlere sağladığı katkı dahil 1603 lira olarak belirlendi. AGİ çıkarıldığında geriye kalan 1451 TL’dir ve esasında asgari ücret olarak emekçiye reva görülen de budur. Üstelik patronları memnun etmek için işçinin, emekçinin vergileriyle oluşan bütçeden 100 lirası karşılanarak.   Saraylarda saltanat süren AKP başkanı Erdoğan asgari ücreti beğenmeyenlere “…elinize, dilinize dursun…” diyerek ateş püskürmüştür. Piyasa fiyatlarındaki artışlardan söz etmeden, 2002’den bu yana asgari ücreti 9 kat artırdıklarını söylüyor ama hesap ortada. Elbette asgari ücret hiçbir dönem işçinin, emekçinin asgari geçimini sağlayacak durumda olmadı. Yani sermaye siyasetinin sözcüleri işçiye, emekçiye her dönem sefalet düzeyinde ücreti reva gördü. Ancak, Erdoğan’ın asgari ücret artışına dair söylediği her kelime koca bir yalandan, sefalet ücretinin üzerini kapatmak için kara propagandadan ibarettir.

İktidar siyasetçilerinin pek sevdiği altını baz alarak hesaplarsak; 2002’de asgari ücretli 7.8 çeyrek altın alabiliyorken, AGİ ve devlet katkısı dahil bugünkü asgari ücret ile 6.2, AGİ dahil edilmediğinde ise sadece 5.6 çeyrek altın alabilmektedir. Televizyonlardan, gazetelerden yaydıkları yalanlar, halkın sofrasında yoksulluk ve sefalet olarak gerçeğe dönüşüyor.

Hükümetin açıklamış olması, kimi konfederasyonlar durumu görünürde zoraki durumu kabullenmiş olmasıyla, 2018 asgari ücreti oldubittiye getirilerek sonuçlanmış olarak kabul edilemez. Ek zam talebi bugünden başlayarak işçi sınıfı ve sınıfın haklarını esas alan sendikalar için mücadele konusu olacaktır.

Ancak, Erdoğan’a bildiği ama bilmezlikten geldiklerini tekrar hatırlatalım. Oturulan saraylar kimlerin emeği üzerinden yükseliyor? Utanmadan sefalet ücretine el kaldırmak için alınan maaşların kaynağı kimlerdir? Patronlara peşkeş çekilen işsizlik fonu gibi kaynaklar, sermayeye sağlanan teşvikler, vergi indirimleri, istisnalar, hibeler hangi sınıfın alın teriyle birikiyor? İhale sistemiyle el konulan ve sermayeye dağıtılan kaynaklar, satılan kamu malları, el koyulan yeraltı-yerüstü kaynaklarının asıl sahipleri kimlerdir?

Kısaca bugün burjuvazi ve onun siyasetinin yürütücüsü Erdoğan, iktidar mensupları ve müttefikleri, sahip oldukları ve peşkeş çektikleri her zenginliği işçiye, emekçiye borçludurlar. İşçi sınıfı ve emekçiler, üretici köylüler, zenginliği yaratanlar, “gözünüze dizinize dursun” demeyecek, “yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin/ Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!” demeyecek ve yarattığı her değere sahip çıkacaktır. İktidarın korkusu da bundandır.

Korkunun ecele faydası yoktur. İşçi sınıfı yüz yıl önce kendisinin ve tüm ezilenlerin kaderini Ekim Devrimi ile değiştirmiştir. Kapitalist düzenin karşısında sosyalizm seçeneğini tekrar gerçekleştirecektir. İşçi sınıfı, bu sefalet koşullarına kendi iktidarıyla son verecektir.

 

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan

Paylaş: