İskender Bayhan: TARİH ÖLDÜRECEKLERİNİN ÖNCE GÖZÜNÜ KÖR EDER

İskender Bayhan: TARİH ÖLDÜRECEKLERİNİN ÖNCE GÖZÜNÜ KÖR EDER

İskender Bayhan: TARİH ÖLDÜRECEKLERİNİN ÖNCE GÖZÜNÜ KÖR EDER

Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Meclis’ten geçen 2024 bütçesi, sınır ötesi operasyonlar, Boğaziçi ve ODTÜ’deki atanmış yönetimlerin üniversite bileşenleri üzerindeki baskıları, asgari ücret ve Emek Partisi’nin 10. Genel Kongresine dair bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

2024 bütçesini ucuz emek sömürüsü, din istismarı ve ırkçı-şoven propagandanın dışında işçilere ve emekçilere verecek hiçbir şeyi kalmamış olan bir hükümetin 2024’teki ekonomi politikalarının bir çerçeve metni olarak gördüklerini belirten Bayhan, “Biliyorsunuz Erdoğan iktidar dönemini çıraklık, kalfalık, ustalık ve büyük ustalık dönemleri olarak isimlendirdi. Şimdi bu döneme, önümüzdeki beş yıla dair bir şey söylemedi. Onu biz söyleyelim. Bu önümüzdeki beş yıl, Erdoğan’ın ve AKP iktidarlarının çöküş dönemi olacak. Çünkü 2024 bütçesi emekçilerin sırtına çöken bir bütçeydi ve şimdi o bütçe 2024 yılı boyunca emekçilerin çöküş bütçesi olarak tepki göstermesi, mücadele etmesi ve adım atması gereken bir bütçe olarak tarihe geçsin. Tarihe böyle not etsin işçi ve emekçiler 2024 bütçesini diye düşünüyoruz. Ve onun için mücadele diyoruz” ifadelerinde bulundu.

“EMEKÇİLERİN, GENÇLERİN HAKLARINA KULAKLARINI TIKAMIŞ BİR İKTİDAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Son günlerde üniversitelerde arka arkaya gerçekleşen soruşturma ve baskı furyasına da değinen Bayhan, bu gelişmeleri 2024 bütçesinin ruhuna, hedefine uygun gelişmeler olarak değerlendirdi. Boğaziçi’ne atanmış olan kayyum rektörün İİSBF binasının yerine Hukuk Fakültesini taşımak için yaptığı düzenlemeye karşı öğrencilerin mücadeleleri ile geri adım attırdığına değinen Bayhan, ODTÜ’de de benzer şekilde çeşitli bahanelerle topluluk çalışmalarına ve üniversitedeki ulaşım ve barınma gibi temel haklarına yönelik ciddi hak gasplarını da içeren düzenlemeler yapıldığına değindi.

Üniversitelerde Aydın Üniversitesi’nde gerçekleşen asansör cinayetinin ardından başlayan tepkilerin birçok üniversitede bu uygulamalara karşı öğrencilerin ve akademisyenlerin mücadeleleriyle karşılık bulduğunun altını çizen Bayhan, son olarak Kadir Has Üniversitesi’nde Zeynep Gizem Sayın’ın yaşadığı provokasyona dikkat çekti.

2024 bütçesi ile bilim karşıtı, demokratik üniversite anlayışına karşı üniversite bileşenlerinin, öğrencilerinin, çalışanlarının, akademisyenlerinin taleplerine gözünü tıkamış ve bu talepleri duymazdan gelen ama her tür anti-demokratik bilimsel uygulamaya sarılmış ve bunun üzerine üniversite politikasını inşa etmiş olan bir saray iktidarının uygulamalarının uyumlu olduğunu söyleyen Bayhan, “Bu bütçenin üniversite anlayışı neyse Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK ve üniversite eğitimine ilişkin ayırdığı pay ve bütçe dilimi de dahil (aslında bizim mecliste de dile getirdiğimiz) işçilerin, emekçilerin, gençlerin haklarına kulaklarını tıkamış ama üniversiteleri tüccar siyasetinin ülkeyi şirket gibi yönetme zihniyeti olarak cemaatlere, tarikatlara teslim etmiş ve bir ruhban sınıfı yaratmış olan iktidarın üniversitelere yönelik uygulamalarının yansımalarıdır. Ondan cesaret alan adımlardır.” İfadelerinde bulundu.

“AÇLIĞIN DİNİ OLMAZ, YOKSULLUĞUN VATANI”

Bayhan, ikinci olarak da pençe-kilit harekâtında yaşamını yitiren 12 asker ile ilgili olarak “Bu tarafta 12 askerin ölümünü konuşuyoruz ama hükümetin açıklamaları ve verdiği rakamlar diğer tarafa Türk, Kürt, Arap hayatını kaybeden kaç gencin olduğuna dair somut bir bilgi vermekten uzak. Ama şunu biliyoruz ki bu pençe kilit hareketi başladığından bu yana 113 asker hayatını kaybetti ve Türkiye’de hükümetin özellikle bizim ret oyu verdiğimiz tezkereler üzerinden sürdürülen bu harekâtların /operasyonların ne Türk ne de Kürt, Arap bölge halkları ve emekçilerine barış getirmediği onların yaşamına ve geleceğine barış kardeşlik getirmediği gerçeği ile yüz yüzeyiz” ifadelerinde bulundu.

Bölgenin iki kadim sorunu olan Kürt sorunu ve Filistin halkının kendi bağımsız devletini kurma konusundaki mücadelesinin çözülememiş olmasını da 2024 bütçesi bağlamında hükümetin politikaları ile ilişkilendirerek tartışan Bayhan, Filistin konusunda Bahçeli’nin 2014’te Erdoğan’a, Kürt sorununda da Erdoğan’ın 2013’te Bahçeli’ye söylediği cümleler üzerinden konuşmasına devam etti.

Bayhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2013’teki müzakere sürecinde yaptığı konuşmadan şu cümleleri aktardı:

“Erdoğan diyor ki; biz Kürt milliyetçiliği, Laz milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği, Arap milliyetçiliğini de ayağımızın altına alıyoruz. Çünkü değerler silsilesi içinde böyle bir ırki, kavmiyete dayanan bir milliyet yoktur. Bu şeytandandır. Bu kabul edilemez, mümkün değildir…Kayseri’de bize verilen mesaj ile Mardin’de verilen mesaj aynıdır. Ben daha önce anneliğin siyaseti ve ideolojisi yoktur demiştim. Kayseri’deki annede Mardin’deki anne de yaşadığı evlat acılarıyla bize aynı şeyi söyledi, söylüyor. Kayseri’deki anne Türkçe olarak Midyat’taki anne Arapça olarak Kızıltepe’deki anne Kürtçe olarak bize kanı durdurun, diyor.”

ERDOĞAN’IN BAHÇELİ’YE VE BAHÇELİ’NİN ERDOĞAN’A SÖYLEDİĞİ SÖZLER, ULUSAL GÜVENLİK VE TERÖRLE MÜCADELE DENİLEN, IRKÇI-ŞOVEN KIŞKIRTICILIĞI ESAS ALAN POLİTİKALARDIR

Konuşmasının devamında Erdoğan’ın o dönem Sinop’ta olan olaylar üzerine bir değerlendirme yaptığını belirten Bayhan, işçi ve emekçilerin bu sözleri dinlerken Manisa’da Özgür Özel’e yönelik provokasyonla benzerliği içinde dinlemesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca Özgür Özel’e yapılan provokasyonu da kınadığımı ve protesto ettiğimi bildiren Bayhan, Erdoğan’ın sözlerini aktarmaya şu şekilde devam etti:

“Şöyle diyor Başbakan Erdoğan, ‘Dün BDP’li milletvekilleri, niyetleri ne olursa olsun Çorum, oradan Sinop’a geçiyorlar. Sinop’ta ne yazık ki CHP ve MHP’lilerden oluşan gruplar, orada bir provokasyonunun içinde yer alıyor ve şimdide kalkıp yine iyi niyet mesajlarıyla ‘bunlara fırsat vermeyin, şöyle yapmayın, böyle yapmayın’ diyorlar. Beğenirsin, beğenmezsin, bu gelenler bu ülkenin seçilmiş milletvekilleridir. Orada yapacakları toplantıyı izlemeye de mecbur değilsin. Yapacakları toplantının yasalar içerisinde olduğu sürece saygı duymak zorundasın. Ama bunların ruh kökünde maalesef bu tür organizasyon ve toplantılara saygı yoktur, saygısızlık vardır ve ülkenin huzursuzluğunda ne yazık ki bunların yeri vardır. MHP budur, kafa yapısı budur. Orada bunu engellemek suretiyle siz ülkemize huzur getirmiyorsunuz. Tam aksine huzursuzluğu getiriyorsunuz. Ondan sonra da tabii ne Hakkâri’ye gidebilirsin, ne affedersiniz Van’a gidebilirsin. O taraflara hiç gidemezsin. Sadece Ankara’dan konuşursun. Sivas’ın ötesine geç görelim seni. Niye bunu yapamıyorsun? Çünkü bu ülkenin tümünü kucaklamadınız, bu milletin tümünü kucaklamadınız. Irkçılık yaptınız, kavmiyetçilik yaptınız, kabilecilik yaptınız, şeytani olan anlayışa hizmet ettiniz. Ondan dolayı bu ülkede sıkıntının hep kaynağı oldunuz. Her gün ırkçı sloganlarla çıkan gazeteler, milletin hassasiyetlerini kaşımak için manşetler atmaya başladılar. Doğuda ya da batıda siyasetlerini ırkçılık üzerine kuran partiler yoğun istismara, yoğun tahriklere başladılar. Milletimin bunlara karşı uyanık olmasını özellikle rica ediyorum.”

Bu sözlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’ye ve o dönemki müzakere sürecine karşı çıkanlara yönelik sarf ettiği sözler olduğunun altını çizen Bayhan, “Bu cümlelerin aynısını bütün kelimeleri ile altını çizerek tekrar kendisine ve tabi Devlet Bahçeli’ye hatırlatmak istiyorum. 2014’te ise Devlet Bahçeli, 28 Temmuz’da Ankara Arena Spor Salonu’nda konuşuyor ve Filistin üzerine İsrail Siyonizm’inin Gazze’de işlediği suçlara dair değerlendirmelerde bulunuyor” diyerek Bahçeli’nin konuşmalarını şu şekilde aktardı:

“Gazze’de kan vardır, Suriye’de şiddet vardır, Libya’da belirsizlik vardır, Irak’ta vahşet egemendir. Türkiye’mizin çevresinden adeta kan nehirleri akmaktadır. İslam âlemi içe kapanmış, içine kıvrılmış, iç çekişme ve çatışmalarla boğulmuştur. Küresel emperyalizme kölelik yapan petrol şeyhleri, dolar milyarderleri haksızlık karşısında seslerini yükseltme cesaretini gösterememişlerdir. Etnik, mezhep, ideolojik ve siyasi kamplaşmalar İslam’ın yaşadığın topraklara soluk aldırmamaktadır. İsrail’in günlerce sürdürdüğü Gazze operasyonu bini aşkın kardeşimizin katledilmesine, alt bine yakın kardeşimizin yaralanmasına neden olmuştur.

Filistin davası çok ağır bir yara almıştır. Peki, bunca şiddet oluyorken, bunca vicdansızlık Müslümanları çepeçevre kuşatıyorken AKP hükümeti ne yapmış, neyi başarmıştır?

Aday Erdoğan; meydanlardan iftar sofralarına kadar boş konuşmaktan, boşa kürek çekmekten, mazlumların kanı üzerinden siyaset tasarlamaktan başka ne işe yaramıştır?

Cumhurbaşkanı adayı olan çeyrek adam; İsrail’i terör devleti olarak suçlamış, Hitler’i aştı diye yüklenmiş; soykırımcı, hesap verecek, yargılanacak, yanına kalmayacak, döktüğü kanda boğulacak sözleriyle oyalanmıştır.

Şunu iyi biliniz ki; İsrail Erdoğan’ın siyasi gıdasıdır.

İsrail; Erdoğan ve zihniyetinin siyasi ikbal ve aynasıdır.

Bu ülke silaha sarıldıkça, Filistin’i ateşe verdikçe Erdoğan içten içe memnun olmakta, meydanlarda hançeresi yırtılırcasına bağırıp çağırma konusunda altın fırsat yakalamaktadır. İsrail’e gece bekçiliği yapan, Siyonist emellere yıllardan beri kule nöbetçiliğiyle çanak tutan kalpsiz ve samimiyetsiz bu adamın Gazze sömürüsü her şeyden önce günahtır, ayıptır, ahlaksızlıktır.

Gazze’nin çocukları ölürken, Erdoğan’ın çocuğu deniz ticaretiyle İsrail’den para kazanmaktadır.

Buradan Erdoğan’ı; 10 yıl önce aldığı cesaret ödülünü yüzsüzce, onursuzca taşımaktansa derhal iade etmeye davet ediyorum.

Sayın aday, ödül verenler sana mektup yazarak ödüllerini geri istiyor.

Sen daha duracak ve bekleyecek misin? Bu zilleti görmezden gelecek misin? Bu aşağılanmaya eyvallah diyecek misin? Erdoğan konuşmuş, bindirilmiş kıtaları bilenmiştir. Erdoğan hezeyan nöbetlerine girmiş, yandaş kafile düşman mevzilerine yatmıştır.”

Erdoğan’ın Bahçeli’ye ve Bahçeli’nin Erdoğan’a söylediği bu sözlerin 2024 bütçesinde görünürde adına ulusal güvenlik ve terörle mücadele denilen ve bölgede savaş kışkırtıcılığı, ırkçı-şoven kışkırtıcılığı esas alan politikaların ruhunun özeti olduğunu hatırlatan Bayhan,

“Bunların hiçbir şeyle emin olunuz ki hiçbir kardeşlik, barış ve bölgede huzur bulması ile alakası olmadığını kendilerinin itiraf ettiği gerçeklerdir. Ve bunlar bir gerçeği daha gösteriyor: Burjuva siyasetçileri dinlerken asla kendileri için en söylediklerine değil birbirileri hakkında ne söylediklerine bakacaksınız. O zaman doğrunun az da olsa bir bölümünü, görürsünüz ve asıl amaçlarının ne olduğunu daha rahat kavrarsınız” dedi.

Ülkeyi yönetenlerin din, iman ve vatan millet propagandasına ne kadar sarılıp ne kadar çok bunun ajitasyonunu yaparlarsa, halkın manevi duyguları etrafında ne kadar çok tepinirlerse sömürü ve yoksulluğun da o kadar büyüyeceğini belirten Bayhan, “Açlığın dini olmuyor yoksulluğun da vatanı. “Din ve vatan sevgisi” bu ülkeyi yönetenler için sadece kendi egemenliklerini sürdürmek söz konusu olduğunda bir anlam ifade ediyor” ifadelerinde bulundu.

“İŞÇİLER TOPLU SÖZLEŞME TEKLİFİNİ ÇÖPE ATACAKLAR VE HAKLARINI GREVLE, MÜCADELEYLE ALACAKLAR”

Üçüncü olarak da bu hafta sonuçlanacak olan asgari ücret konusuna değinen Bayhan, “Son yapılan tartışmalardan yansıyan rakamlara bakarsanız asgari ücret 16.000 lira olarak belirlenecek gibi görünüyor. Yanı sıra bugün Türkiye’nin önemli bir toplu sözleşme gündemi daha var. Metal toplu sözleşmeleri. 200 bine yakın metal işçisinin grev aşamasındaki toplusözleşme görüşmeleri süreci devam ediyor…İnanıyorum ki metal işçileri insanca yaşayacak bir asgari ücret için asgari ücret tespit komisyonuna seslerini duyurmaya çalışan ama bunun için güçlü bir örgütlenme ve mücadeleyi ortaya koyamayan işçi ve emekçilerimize örnek olacaklar ve metal toplusözleşme sürecinde büyük, etkili grevlerini örgütleyerek MESS’in %35 olan teklifini, yani asgari ücret artış oranında bir zamla metal işçilerinin karşısına çıktığı toplusözleşme teklifini çöpe atacaklar ve haklarını grevle, mücadeleyle alacaklar” diyerek işçi ve emekçilere mücadele çağrısında bulundu.

Asgari ücret görüşmelerinin on milyonlarca işçiyi emekçiyi etkileyen Türkiye’nin en büyük toplu sözleşmesi olduğunu, metal sözleşmelerinin ise işçi sınıfının örgütlü, sendikalı kesimlerinin en büyük sözleşmesi olduğunu belirten Bayhan, “Bu iki toplu sözleşmenin asgari ücret dönemlerine denk gelmesi ve asgari ücret zamları ile metal işkolundaki kapitalistlerin asgari ücret artış görüşmeleri ile bunu birlikte sürdürmesi tesadüf değildir. Metal sözleşmeleri süreci 2024 bütçesinin ucuz emek sömürüsü ve ucuz emek sömürüsüne bağlı kalkınma, rekabet, ticaret anlayışının devamıdır” dedi.

Önümüzdeki dönem işçi ve emekçilerin ama özellikle metal işçilerinin 2024 bütçesini grevleriyle boşa çıkarmasını, emeklerinin karşılığını almak için güçlü bir greve hazırlanmalarını öneren Bayhan, “Kesin olan bir şey var ki, bu süreçte işçiler üzerine düşeni yaparlarsa asgari ücretin ve metal sözleşmelerinin sonunda etkili olur, belirleyici olurlar. Yoksa hükümetin politikaları karşısında belki de yarın olası bir grev yasağı da dahil sessiz kalırlarsa, hazırlıksız olurlarsa yoksulluk sınırının yarısı bile olmayacak ücretleri almak dahi mümkün olmayacaktır” ifadelerinde bulundu.

“TARİH ÖLDÜRECEKLERİNİN ÖNCE GÖZÜNÜ KÖR EDER”

Son olarak da Emek Partisi’nin 10. Kongresine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bayhan, “Türkiye’de son dönem Türkiye de işçi sınıfı mücadelesinde öne çıkan grevlerden, direnişlerden işçi arkadaşlarımızın katılımı kongremizin coşkusunu arttırdı. Özak, Sputnik, Corning, Pekintaş, Şireci ve gıda, petrol, otomotiv, metal vb. birçok sektörden işçi ve emekçi kardeşimiz kongremize katıldı. 500’e yakın delegemiz konferanslarda yürütülen tartışmaların ardından partimizin önümüzdeki dönem 3 yıllık politikalarını ve hedeflerini tartıştılar” dedi.  

Türkiye’de 2024 bütçesinin Meclis’te onaylandığı gün Ankara’da işçi ve emekçilerin Emek Partisi’nin 10. Kongresinde 2024 bütçesindeki hedefleri ve ona rengini veren politikaları reddedip yeni bir Türkiye, yeni bir ülke ve yeni bir gelecek inşa etme kararlılığını ortaya koyduğunu belirten Bayhan, “Bizim kongrelerimiz, konferanslarımız diğer partilerin kongre ve konferanslarına benzemez. Bizde liderlerin kürsüye çıkarak nutuk attıkları, saatlerce kürsüden nutuk attıkları değil, işçilerin ve emekçilerin önümüzdeki dönem kendilerinin sömürülmedikleri baskıların olmadığı ‘Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya’ mücadelesini nasıl büyüteceklerini tartıştıkları kongreler olur” ifadelerinde bulundu.

“BİZİM KONGREMİZ YENİNİN, UMUDUN YEŞERDİĞİ BİR KONGREDİR”

Emek Partisi’nin kongresinin sadece işçilerin coşkusunun değil aynı zamanda işçi sınıfının ve sömürülen, ezilen bütün halk kesimlerinin kurtuluşunun bilimsel yol göstericisi olan bilimsel sosyalimin kürsüsü ve onun kongresi olduğunu belirten Bayhan, kongreyi işçilerle bilimsel sosyalizmin buluştuğu, birleştiği bir kongre olarak tarif etti. Bu coşkunun ülkenin dört bir yanına yayılması, ülkenin bütün fabrikalarına, işyerlerine yayılması ve bütün işçileri emekçilerin kucaklaması kuşatması, sarması onları da bu heyecanın parçası yapmasının en büyük hedeflerinden biri olduğunu söyleyen Bayhan, şu ifadelerde bulundu:

“2024 bütçesi bize ‘Tarih öldüreceklerinin önce gözünü kör eder’ sözünü hatırlatıyor. Bu ülkeyi yönetenler önümüzdeki dönem çökecekler, kaybedecekler derken biz aslında 2024 bütçesinde işçilerin, emekçilerin, ezilen, sömürülen halk kesimlerinin taleplerine haklarına, çıkarlarına gözlerini kapamış olanların öleceklerinin ilk işaretini verdiğinin göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Ama bizim kongremiz yeninin, umudun yeşerdiği bir kongredir ve bu iki gerçek Ankara’da aynı gün yaşanmıştır.”

Bayhan, sözlerini şu şekilde bitirdi: “2024 bütçesi ve onun arkasındaki politikalar ve anlayış çöp olur, umut kazanır, işçiler emekçiler kazanır, ezilen sömürülen halk kitleleri kazanır, emek kazanır, barış kazanır”

Paylaş: