YERLİ VE ULUSLARARASI SERMAYENİN YER ALTI VE YER ÜSTÜ KAYNAKLARINI TALAN ETMESİNİ SERBEST HALE GETİREN TORBA YASAYA HAYIR DİYORUZ…

YERLİ VE ULUSLARARASI SERMAYENİN YER ALTI VE YER ÜSTÜ KAYNAKLARINI TALAN ETMESİNİ SERBEST HALE GETİREN TORBA YASAYA HAYIR DİYORUZ…

YERLİ VE ULUSLARARASI SERMAYENİN YER ALTI VE YER ÜSTÜ KAYNAKLARINI TALAN ETMESİNİ SERBEST HALE GETİREN TORBA YASAYA HAYIR DİYORUZ…

İktidar eliyle TBMM’ye getirilen 16 maddelik kanun teklifi ile Maden Kanunu, Kıyı Kanunu, Doğal gaz Piyasası Kanunu, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun, Enerji Verimliliği Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu ve Nükleer Düzenleme Kanununda değişiklik öngörülüyor.

Yedi farklı kanunda yapılmak istenen değişikliklerin gerekçeleri arasında “Enerji arz güvenliğinin sağlanması, enerjinin yerlileştirilmesi, enerji mevzuatının günün piyasa koşullarına uyarlanması …” gibi maddeler sayılıyor.

İktidarın minareye kılıf uydurmak dışında pek de bir anlamı olmayan bu gerekçeleri bir yana bırakıp, arka planındaki gerçeklere bakalım.

DOĞAL SU KAYNAKLARI TEHLİKEDE

  • Teklifin 4. MaddesindeKıyı Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle, “denizde” ifadesi yerine “suda” ifadesi getiriliyor. Bu değişiklikle, içme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile bu Kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilecek. İmar planlarının ortadan kaldırılmasının sonucu, enerji santralleri etkileri sağlıklı bir biçimde değerlendirilmeden ve onay süreçlerinden geçmeden kurulacak.
  • Bu torba yasayla baraj gölleri, suni ve tabi göllerin üzerine yüzer GES (Güneş Enerjisi Sistemi) kurulmasının önü açılıyor. Öncelikle bu tesisler kurulurken sualtı ve su üstü doğa yaşamının olumsuz etkilenmesinin önlenmesi, çevre halkının bu alanlardan halihazırda sağladığı faydanın gözetilmesi gerektiği ve yapılacak tesislerde bölge halkının onayının alınmasının genel bir ilke olması gerektiği açıktır. Su varlıklarının korunması kamu hakkı olduğu için kamusal yararın öncelenmesi gerekmektedir. Ancak bu şartların. Ne kadar gözetileceği soru işareti taşıyor. İktidarın ve sermayenin ülkenin dört bir yanındaki talan örneklerine bakıldığında, buna olumlu yanıt vermek imkansız. Üstelik teklifin gerekçesinde “yüzer GES” vurgusuna yer verilse de teklif maddesinde kaynak sınırlandırılması dahi yapılmamış.
  • Suların üzerine kurulacak güneş enerjisi santralleri bu koşullar sağlanmadan açılırsa sıcaklık değişikliği, oksijen geçişi, buharlaşma ve ışık geçirgenliği gibi parametrelerde olumsuz etkiler yaratacak.
  • Kamu yararından ziyade rant ve talan odaklı politikalarla orman alanlarına RES, derelere, akarsulara HES, tarım arazilerine JES ve GES projeleri yapılmasının önündeki tüm engeller kaldırılıyor. Bunlar “Yeşil enerji” ve “yenilenebilir enerji” gibi maskelerle süslenerek yaşam yok ediliyor.

VAHŞİ MADENCİLİĞİN ÖNÜ AÇILIYOR, YER ALTI ZENGİNLİKLERİ YERLİ VE ULUSLARARASI SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

  • Maden Kanunu’nda değişiklik yapılarak Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu (UMREK) koduna göre raporlama zorunluluğu sadece IV. grup maden işletme ruhsatları açısından devam edecek. Diğer maden gruplarında maden arama ve çıkarma faaliyetlerinde denetim azaltılıyor, maden ruhsatı verilme süreci hızlandırılıyor. Maden kaynak ve rezervlerinin doğru ve güvenilir olarak tespit edilmemesi, maden şirketlerinin maden kaynak ve rezervlerini yanlış ve yanıltıcı bir şekilde raporlamasına neden olacak, ekonomik değeri olmayan madenlerin dahi çıkarılmasına yol açabilecek.
  • Maden ruhsatlarının jet hızıyla verilmesi maden patronlarının çevresel düzenlemeleri yapma zorunluluğundan kurtarılması, su kirliliği, toprak erozyonu, habitat kaybı gibi çevresel sorunlara neden olmaları anlamına geliyor. Üstelik, hızlı verilen maden ruhsatları, yerel halkın bu maden yıkımına karşı çıkmasının da önüne geçecek. Bunun, işçi sağlığı ve güvenliği açısından da sonuçları olacak, jet hızıyla verilen ruhsatlar, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından zaten dertli olan maden sahalarında önlem alma yükümlülüğünü de etkileyecek, maden sahasındaki çalışanların ve çevrede yaşayanların sağlığını ve canını tehdit edecek. Yani bir bütün olarak madenlerdeki denetimsizlik daha da artacak, işçilerin canına kast eden, doğayı talan eden, yaşamı tehdit eden vahşi madenciliğin önünü daha da açılacak.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNE TALANDA ‘DESTEK’ VE ‘TEŞVİK’

Enerji yatırımlarında kamusal denetimin aşılmasına neden olan bu teklifte önemli bir nokta daha var. Torba Kanun ile getirilen ve birçoğu enerji sermayesine avantaj ve kolaylık sağlayan bu düzenlemelerin önemli bir kısmı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile imzalanan ve Dışişleri Komisyonu’nda görüşülmeyi bekleyen anlaşma ile bağlantılı. Birleşik Arap Emirlikleri imzalanan enerji ve doğal kaynaklar alanında iktidarın stratejik ortaklığının işleyebilmesi için gereken altyapını bu torba yasa ile hazırlanıyor.

Ne vardı Birleşik Arap Emirlikleri (BEA) ile Türkiye arasında imzalanan enerji ve doğal kaynaklar alanında stratejik ortaklık çerçeve antlaşmasında? Bu anlaşmada “Türk Tarafı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yürürlükteki kanun ve yönetmeliklerine uygun olarak projelerin uygulanması için izinlerin, ruhsatların ve çevresel etki değerlendirme sürecinin alınmasında kolaylık ve destek sağlayacaktır.” deniliyordu. Ekolojik yıkım, halkın kaynaklarının ulusal ve uluslarası sermayeye peşkeş çekilmesi, doğanın talan edilmesi işte söz verilen bu kolaylık ve destekle ilgili.

NÜKLEER TEHLİKE: FELAKETE YOL AÇACAK OLANLARIN SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRILIYOR

  • Özellikle son yıllarda iktidar termik santrallere yatırım teşviklerini arttırdı. Bu termik santraller; yarattığı toprak, su ve hava kirliliğine neden olarak insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açıyor, erken ölümlere neden oluyor.
  • İktidarın, karbon salımını azaltma iddiasıyla nükleer santraller kurması hem ekosistem hem de tüm canlılar üzerinde geri dönüşü olmayan ve uzun vadeli etkilere yol açıyor.
  • Şimdi bu torba yasayla nükleer sızıntıda tesisi işletenin sorumluluğu ortadan kaldırılıyor. 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikle, nükleer maddelerin taşınması işine dair sigortalama ve teminat yükümlülüğü, taşımayı yapacak üçüncü tarafa yükletilmek isteniyor.
  • Nükleer atıkların taşınmasını da kapsayan nükleer madde taşıma işi Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinde halen belli değildi. Bu düzenleme ile Akkuyu Nükleer Santral AŞ ve Rosatom atık taşıma işi üçüncü kişilere devredilerek bu yükümlülükten kurtarılacak. Taşıma işini alan firma nükleer maddenin taşınması işleminden doğacak hukuki sorumlulukları da yüklenecek. Böylece nükleer maddenin taşınması sürecinde doğabilecek herhangi bir zararda Türkiye’nin muhatabı Rosatom değil bu taşıyıcı firma olacak. Bütün dünyada nükleer tesislerin en önemli sorunlarından birisi olarak gösterilen atıklar ve bunların taşınıp, muhafaza edilmesi sorununun Rus firmasından alınıp, bir taşıyıcı firmaya verilmesi, var olan riskin daha da artacağı anlamına geliyor. Taşımayı yapacak kişilerin bu konudaki yeterliliği ne? Türkiye bu konuda yetkili mi? Belli değil.

HATIRLAYALIM

Uluslararası sermaye, üretimde artan ham madde ihtiyacına karşı harekete geçti. Uluslararası sermaye, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölgede değerli maden üreterek Çin ile rekabet etmeyi hedeflerken, AKP iktidarı enerji ve maden kaynaklarına ilişkin art arda düzenleme gerçekleştirdi. AKP iktidarı 51 ilde 195 bin 222 futbol sahası büyüklüğünde maden alanını ihale etti. Resmi Gazete’de 13 Aralık 2023’te yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Antalya, Balıkesir, İstanbul, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla, Mersin, Sivas, Trabzon ve Yozgat olmak üzere 11 ilde toplam 1 milyon 41 bin 980 metrekarelik alan orman sınırı dışına çıkarıldı.

Ormanlarda maden açmak için Orman Genel Müdürlüğü’nden izin alınması zorunluydu, ancak 2004 yılında AKP’nin yaptığı Maden Kanunu değişikliğinden sonra madencilerin işlerini kolaylaştırmak için ormanlarla ilgili mevzuat da değiştirildi, Orman Genel Müdürlüğü, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün dağıttığı ruhsat alanlarının tümüne izin verir hale getirildi.

Şimdi bu torba yasayla doğal kaynakların talanı için sermayeye yeni mevziler kazandırılıyor.

SERMAYENİN TALAN KANUNUNA HAYIR DİYORUZ!

Bu torba kanun esasen ulusal ve uluslararası sermayeye yeni kıyaklıklar yaratma düzenlemesidir. Maden, doğal gaz, yenilenebilir enerji sektörü sermayesi için avantajları katlama, ekolojik yıkımın önünü sonuna kadar açma hamlesidir. Maden, doğalgaz, yenilenebilir enerji alanında iş yapan şirket ve doğal kaynaklarımızı talan etmek isteyen ülkeler için hazırlanan bu enerji torbasında, AKP iktidarı ulusal ve uluslararası sermayenin ihtiyaçlarına özel, “nakış” gibi işlenmiş düzenlemeler yapıyor.

İktidar tüm doğal kaynaklara meta gözüyle bakıyor. Yapılan yasa değişiklikleri ile, gözünü doğal varlıklara diken sermayeye kaynak yetiştirmek için doğa talanının önü açılıyor.

Dünün fosil yakıtlı motor üreticileri iklim krizinin baş suçlularından birisiyken bugün aynı şirketler elektrikli araçlarla “çevreci” marka pozlarına bürünüyorlar.

Dün “çevreci” ilan edilen HES’ler ile yok edilen su ekosistemleri, bugün bambaşka projelerle ve teşviklerle yine sermayeye peşkeş çekiliyor.

Dün termik santrallerin bacalarına filtre takılmasına karşı çıkanlar, bugün yenilenebilir enerjiden, yeşil dönüşümden bahsediyor.

Üstelik doğa düşmanı sermaye bu pozlarla teşvik adı altında devletten, yani halkın parasından büyük meblağlarda ödenek alacak.

Amaç iklim kriziyle mücadele değil, sermaye birikimi için yeni rant alanları doğurmak…

Bu  torba yasayla “yeşil enerji” yalanıyla sermayeye doğa talanında engel oluşturan son yasal kırıntılar da ortadan kaldırılırken, maksimum karlılığı elde etmelerinin kapısı sonuna kadar açılıyor.

Emek Partisi olarak bu torba kanuna HAYIR diyoruz!

Paylaş: