Çernobil’de yaşanan nükleer santral patlamasının üzerinden 29 yıl geçti. 29 yıl önce 15 Nisan’da yaşanan nükleer santral felaketini unutmadık ve sonuçlarını hala yaşıyoruz. 2011’de Japonya’da yaşanan depremin ardından Fukuşima nükleer santralinde gerçekleşen patlama hala hafızalarımızda. Yaşanan bu patlamalar nükleer santrallerin güvensiz olduklarını açıkça göstermiştir. Nükleer santrallerin insanlık için büyük bir tehlike oluşturduklarını bir kez daha görmekteyiz. Eskisi-yenisi hepsi patlayınca yüz binlerce insanın ölümüne, milyonlarcasının hasta ve sakat kalmasına sebep oluyor. Nükleer felaket sadece havaya değil suya, toprağa kısaca her şeye bulaşmaktadır..
Bu kadar yaşanan felakete rağmen AKP’nin nükleer aşkı devam ediyor. Sinop’a ve Mersin’e nükleer santral yapılmasına karşıyız diyen muhalefet de aslında AKP gibi, nükleer lobilerine hizmet etmektedirler. Çünkü nükleer santrallere karşı biriken öfkeyi istismar etmek için bu iki ilimize yapılmasına karşı olduğunu söyleyen muhalefet partileri “biz nükleer teknolojiye değil sadece Sinop ve Mersin’e yapılmasına karşıyız” diyerek AKP hükümeti gibi saflarının nükleer santral şirketlerinin yanı olduğunu açıkça ilan etmektedirler. Kalkınma için gerekli, kamu yararı var, diyorlar. Kalkınan, enerji şirketleri olmaktadır. Şirketlerin çıkarları da, kamu yararı diye bizlere sunuluyor. Kapitalizm havayı, suyu, doğayı; yok etme pahasına paraya çevirmektedir.
“Elektrik açığımız var, nükleer ihtiyaç” diyorlar. Enerji bakanı Taner yıldız ülkenin her tarafında yaşanan elektrik kesintisine açıklama getirirken elektrik açığı olmadığını açıkça itiraf etmiştir. Evet gerçek de budur. Ülke geneli 70 bin MWH elektrik üretilirken, harcanan 50 bin MWH’ti bulmamaktadır. Yani hükümeti, muhalefeti tüm sermaye partilerinin; tüm ülke insanı ve komşu ülke halklarını radyasyona boğmak pahasına nükleer santrallerdeki ısrarı enerji ticareti içindir.
İkisi anlaşılmış, biri için görüşülen 3 nükleer santral, 250’ye yakın termik santral, 2 binin üzerinde Hidroelektrik santral, 24 bin Rüzgar santrali ve daha şimdiden tarım yapılan düz arazilere kurulan güneş enerji santrallerinden oluşan tarlalar, hepsi kalkınma ve enerji ihtiyacı yalanlarının altında gizlenen enerji ticareti gerçeği içindir. Kansere, tarım alanlarının yok olmasına, gıda güvenliği ve güvencemizin kaybolmasına, temiz su kaynaklarımızın yok olması ve ticarileştirilmesine, yaşam alanlarımızın sermayenin kârı için yok edilmesine karşılık enerji şirketleri para için emeği sömürdüğü gibi, doğayı da sömürmektedir. Başta AKP hükümeti olmak üzere sağlı-“sollu” sermaye partileri de şirketlere hizmette sınır tanımamaktadır. Onun için toprağına, suyuna sahip çıkan köylüye, geleceğine sahip çıkan gence, yaşam alanlarını savunan halka; tomayla, copla, gazla saldırmaktadırlar.
Almanya, İspanya gibi Avrupa ülkeleri nükleer santrallerden vazgeçerken, pek çok ülke artık nükleer santral yapımını durdurmuş ve sökmeye başlamışken, AKP hükümeti en az 20 yıl inşaatı sürecek nükleer santral macerasına ülkemizi sürüklemektedir. Dünya üzerinde nükleer atıklardan kurtulmanın tek yolu olarak toprağın derinliklerine gömmeyi bulabildiler. Şimdi dünyanın vazgeçtiği nükleer santrallerin ülkemize inşa edilmesiyle yeni nükleer atık depolama alanı olarak da, topraklarımız görülmektedir. Buna izin vermemek için işçileri, köylüleri, kadınları ve geleceğimiz olan gençleri Nükleer Karşıtı Platform’un düzenlediği mitingde nükleer santrale hayır demeye çağırıyoruz.
Emek Partisi olarak, 25 Nisan’da Sinop’ta, 26 Nisan’da Kadıköy’de düzenlenecek nükleer karşıtı mitingde nükleer santrallere hayır diyeceğiz. Sermayenin talanına karşı doğayı, emeği ve yaşam alanlarımızı savunacağız.
Şükran Doğan
Genel Başkan Yardımcısı
