Tarım alanlarını don vurdu. Çiftçiye göstermelik değil gerçek anlamda destek verilmelidir.
Geçtiğimiz hafta TBMM’de “köylüler talepleriyle mecliste” toplantısına Mersin’den katılan üretici köylü, Şubat ayı sonunda Anamur’dan Mersin’e, Tarsus’tan Hatay’a kadar olan bölgede yaşanan zirai don nedeniyle meyveden narenciyeye, tarla bitkilerinden yem bitkilerine, seradan bağa kadar pek çok ürünün donması binlerce çiftçi zarar gördüğünü ve destek beklediklerini anlatmıştı. Bu seferde Giresun’dan Sakarya’ya kadar fındık, Niğde ve Karaman’da elma, Manisa ve Tekirdağ gibi illerde üzüm bağları, İçanadolu illerinde ceviz ve şeker pancarı, Elazığ ve Tunceli’de meyve ve dut ağaçları zarar gördü. Depremin yıktığı Malatya’yı şimdi de zirai don yıktı ve bu sene kayısının olmayacağı belirtiliyor.

Hava sıcaklıklarının ani düşüşü ve geceleri eksi 5 ile eksi 14 dereceye kadar düşmesi nedeniyle ekili dikili pek çok tarım ürünü zarar gördü. Durumun vahametini geçen ay Mersin Camili mahallesinden bir çiftçinin “Camili’de badem kalmadı” sözleri ortaya koyarken, bugün ise “Malatya’da kayısı kalmadı”, “Manisa’da üzüm bitti”, “fındıkta zarar % 50”, “Çorum’da ceviz kalmadı” sözleri ortaya koymaktadır.
Yaşanan her felaket sonrası genelde aynı cümleler kurulmakta ve “çiftçilere destek olunmalı”, “çiftçilerin zararları karşılanmalı” denilmektedir. Afet yaşanan bölgelerde yapılan resmi ziyaretlerde ise “çiftçilerimizin yanındayız gereken yapılcaktır” denilmektedir. Çiftçilere destek olunmalı ama nasıl olunacak, kaymakamlıktan bakanlığa çiftçilerin yanında nasıl olacaklar bunun cevabı verilmemektedir. Doğal afetin olmadığı koşullarda bile üretimde zorlanan ve kar edemediği gibi borcu borçla kapatan çiftçiler birde böylesi afetle yaşıyorsa tarımsal üretimin devam edebilmesini sağlayacak önlemler ve destekler hayata geçirilmelidir.

Afet kanunu çiftçile lehine düzenlenmelidir
Çiftçilerin yanındayız diyen kaymakam, valilik ve tarım bakanlığı öncelikle zirai don yaşanan bölgenin “afet bölgesi” ilan edilmesini sağlamalıdır.
Burada da başka bir sorun karşımıza çıkmaktadır. 2090 sayılı “Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun” afetlerden zarar gören çiftçilere yardım etmek üzere değil etmemek üzere hazırlanmış bir kanundur. Çünkü, bu kanunun 2. maddesi yardımların yapılabilmesini “ürünlerinin, canlı-cansız üretim araçlarının ve tesislerinin değer itibariyle en az % 40 oranında zarar görmesi” şartına bağlamaktadır. Serasında, bağında, bahçesinde, tarlasında ektiği diktiği tarım ürünlerinin donması yetmiyor, hayvanından tarım alet ve makinaları ve tesislerinin de toplam olarak zarar görmesi şartı aranmaktadır. Hal böyle olunca afet bölgesi ilan edilse bile yardım alma olanağı imkansızlaşırken, göstermelik afet ilanı ile “hükümet elinden geleni yapıyor” algısı yaratılmaktadır. Üretici köylüler ise kaderine terk edilirken, geçim ve üretim için yeni kredilerle borçlanma dayatılmaktadır. Yaşanan zirai don felaketi nedeniyle bir kez daha 2090 sayılı bu kanunun çiftçinin toplam mal varlığının en az % 40 zarar görme şartının kaldırılması çağrısı yapıyoruz.

Çiftçi borçlarını ertelemek sorunu çözmez, borç silinmelidir
Pek çok çiftçi, yaşanan zirai don nedeniyle bu yıl ürün alamayacak duruma gelmiştir. Meyve bahçelerindeki zarar sadece bu yılla sınırlı kalmayacak ve (derin budama yapılsa bile) donan ağaçların kendisini toparlaması 2-3 hatta 4 yılı bulacağı ve bu zaman zarfında verimli ürün alınamayacağı bilinen bir gerçektir. Çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçlarının ertelenmesi gelecek yıl iki katı borç taksitini ödemek zorunda bırakacaktır. Fakat çiftçilerin bu gücü ve olanağı yoktur. Çünkü şubat ayı itibariyle çiftçi borçları 936 milyara çıkarken takipteki borç miktarı 5 milyar liraya ulaşmış durumdadır. Bu yıl hiç gelir elde edemeyecek, yaşamak ve üretmek için borçlanmaktan başka çaresi olmayan üreticinin borcunu ertelemek değil bu ve önümüzdeki yılki taksitlerini silmek gereklidir.
Çiftçilere destek olunmalı ve ek kredi verilmeli demenin de çiftçiler açısından bir anlamı yoktur. Çünkü, borçlarını ödeyemeyecek çiftçilere tarım üretimine devam etmek için kredi borçlanmasını bir lütuf gibi sunmak, ödeyemeyeceği kredi borç yükü altında ezilmesini önermektir. Çiftçilerin yanında olmak ve desteklemek demek onların bu felaketten çıkmaları için için ücretsiz girdi desteği sağlanması ve yaşamını devam ettirebilmesi için nakti destek verilmesi demektir.
TARSİM çiftçiyi mağdur etmesin, sulamada kullanılan su ve elektrik borcu silinsin
TARSİM (Tarım Sigortaları Havuzu) kapsamında tarım sigortası yaptırırken yüksek verim hesabı üzerinden belirlenen sigorta bedeline karşılık iş sigorta kapsamında zarar ödemeye gelince hesaplanan düşük verim üzerinden düşük zarar tespiti ve tazmini ise diğer bir problemdir. Üreticinin zararlarının tam karşılanması sağlanmalıdır. Yüksek sigorta bedeli nedeniyle tarım sigortası yaptıramayan çiftçilerin zararı devlet tarafından karşılanmalıdır.
Bürokratından Bakanına gereken yapılacaktır diyen AKP iktidarı yetkilileri, tarımsal sulamada kullanılan su ve elektrik borçlarının da silinmesini sağlamalıdır.
Gelinen noktada söz konusu çiftçiler olunca “zarar gören alan çok büyük, devletin imkanları sınırlı” gibi pek çok bahane sıralanmakta ve çiftçiler kaderine terk edilmektedir. 2025 yılı bütçesinde, alınmasından vazgeçilen 3 trilyon lira vergi vardır. Vazgeçilen bu verginin 885 milyar TL’si ÖTV, KDV gibi vergilerken, 2 trilyon liranın üzerindeki kısmı ise gelir ve kurumlar vergisidir.
Tarım ve gıda tekelleri başta olmak üzere sermayeye verilen teşvik, hibe ve ucuz krediler, KDV indirimleri, elektrik fatura destekleri gibi sermayeye çekilen kıyaklar durdurulmalıdır. Milyarları kaslarına indiren ama zarar göstererek vergi vermeyen patronlardan ödemedikleri gelir vergileri alınmalıdır. Uçmadığımız havaalanı, geçmediğimiz köprü, gitmediğimiz yol ve yatmadığımız hastaneler için verilen uçuş, geçiş, gidiş ve yatış garantileri durdurulmalıdır ve tüm bu saydığımız kaynaklar, afetten zarar gören çiftçilere dağıtılmalıdır.
Sedat BAŞKAVAK
Genel Başkan Yardımcısı
