Genel Başkan Aslan: “Sermayenin saldırılarını toplam gücümüzü göstermeden durduramayız”
Sendikaya üye oldukları için işten atılan ve 155 gündür direnen DIGEL işçilerini ziyaret eden EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “Sermayenin saldırılarını toplam gücümüzü göstermeden durduramayız” dedi.
Video link: https://youtu.be/-vLN6Jvqdzo
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan ve EMEP İzmir İl Örgütü, 155 gündür Ege Serbest Bölge önünde işe dönüş mücadelesi veren TEKSİF üyesi DIGEL Tekstil işçilerini ziyaret etti. Ziyarette “DIGEL işçisi yalnız değildir”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “İş, ekmek, özgürlük” ve “Yaşasın sınıf dayanışması” sloganları atıldı.
Ziyarette ilk olarak söz alan TEKSİF Sendikası Genel Başkan Danışmanı Makum Alagöz, Direniş sürecini anlattı. 17 Ocak’tan bu yana yalnızca sefalet ücreti dayatması nedeniyle değil, özellikle kadın işçilere yönelik her türlü baskı, mobbing ve taciz gibi meselelerden kaynaklı sendikalaşan işçilerin haksız ve hukuksuz biçimde işten çıkarılması nedeniyle direnişte olduklarını kaydeden Alagöz, DIGEL yönetiminin hamile işçilerin doktor raporuyla yetinmeyip, ultrason görüntülerini dahi görmek istediklerini, baskı politikalarının buna değin vardığını belirtti.
21 Haziran’da Ankara’ya yürüme kararlarını, 8 işçinin daha işten çıkarılması ve sağlık riskleri gibi nedenlerle ertelediklerini dile getiren Alagöz, son olarak Emek Partisi’ne teşekkürlerini iletti. Emek Partisi’nin 17 Ocak’tan bugün 155’inci güne kadar yanlarında olduklarını kaydeden Alagöz, “Emek Partisi il yönetimine, il başkanına, milletvekillerine ve genel başkanına bu süreçte hiçbir zaman bizleri yalnız bırakmadıkları için DIGEL işçileri ve TEKSİF Sendikası adına teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
“Her türlü sömürü ve baskı kapitalizmin doğasında var”
Ardından konuşan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, her türlü sömürü, baskı, şiddet politikaları ve ayrımcılığın kapitalizmin doğasında var olduğunu kaydederek, “DIGEL patronu da bu kapitalistlerden bir tanesi. Bunun Alman, Fransız, Hindistan ya da Çin sermayesi olması fark etmiyor. Bütün işleri güçleri daha ucuz emek, daha düşük ücret, daha fazla sömürü, daha fazla kâr. Bunun için bizim gibi ülkelerde işletmeler kurarlar” diye konuştu.
“Bu ülkeyi kapitalistlere karşı yaptırımı olmayan bir iktidar yönetiyor”
Sendikalaşmanın anayasal bir hak olduğunu ancak bunun tek başına güvence altına almaya yetmediğini dile getiren Aslan, “Sizler bunu pratik olarak da yaşadınız. Çünkü bu ülkeyi yönetenler bu hukuksuzluğu, anayasa dışı tutumu, keyfi olarak işten atmayı, sendikalaştığı için işçiler üzerinde baskı kurmayı, kapitalistlere karşı bir yaptırımı olmayan bir iktidar. Çünkü onlar için Türkiye’de yatırım yapmış olmaları, fabrika açmaları yeterli. ‘İşçiler hangi koşulda çalışmış, baskı görüyor mu, işten atılmış mı, yemekleri temiz mi’ bunlarla ilgilenmiyor” ifadelerini kullandı.
“Yasa tasarısının geçmesini sağlayacak çalışmayı hep birlikte sürdürmeliyiz”
Hiçbir sendika ayrımı yapmadan yan yana, omuz omuza mücadele etmekten yana olduklarını dile getiren Seyit Aslan, Emek Partisi’nin başlatmış olduğu ve meclise sunulan “Barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş” kampanyasına değinerek, “Kanun tasarısını parlamentoya sunduk. Altına diğer partiler de imza attılar. O tasarının kendisi kanun olarak yasallaşsa bugün yapılan hukuksuzlukların bir bölümü ya da patronların uygulamalarının bir bölümü ortadan kalkabilir. İşten atma yasağı, işçilerim haksız gerekçelerle işten atılmaması konusunda birtakım güvenceler var. Baraj sorunundan grev yasaklarına kadar birçok madde var. Ancak kanun tasarısını vermek tek başına sorunu çözmüyor. Bizim bunun arkasına düşüp bunun parlamentodan geçmesi için de mücadele etmemiz lazım. Hemen biz kanun tasarısını verdik ne güzel deyip bunu parlamentonun gündemine getirmeyecekler. Bu yasa tasarısının parlamentonun gündemine gelmesini, geçmesini talep edecek bir çalışmayı da hep birlikte sürdürmemiz gerekir. Bu aynı zamanda sendikal hak mücadelesidir” şeklinde konuştu.
“Sendika hakkımızı elimizden alanlar ile yeraltı madenlerine el koyanlar aynı zihniyette”
Tüm bakanlıkların sermayeye hizmet ettiğini dile getiren Aslan, maden enerji projelerindeki izin süreçlerine ilişkin talan yasasına değinerek, “Başka ülkelerden gelen sermaye Türkiye’deki yeraltı ve yerüstü kaynaklarının hepsine sahip olmak istiyor. Bununla sendikal hak ve özgürlükler arasında bir fark yok. Yani bizim sendikal hakkımızı elimizden alanlarla yeraltındaki madenlere el koyanlar aynı zihniyetten” diye konuştu.
“Sermayenin saldırılarını toplam gücümüzü göstermeden durduramayız”
Son olarak birleşik ve ortak mücadelenin önemine değinen Aslan, “İzmir’deki işçi Antep’teki işçinin derdi benim derdimdir diyebilmeli ki biz bu mücadeleyi birleştirebilelim. Buradaki direnişimiz anlamlı, onurlu ama artık kazanmanın yollarını aramalıyız. Toplamda işçi sınıfının kazanacağı yol ve yöntemleri tartışmalıyız. O yüzden uzun zamandır şunun propagandasını yapıyoruz: Türkiye’de bir genel grev genel direnişi örgütlememiz gerekiyor. Sermayenin bu kadar pervasızca saldırıların karşısında genel grev genel direniş olmadan, onlara toplam gücümüzü göstermeden durdurmak mümkün değil. Yakın zamanda belediye işçileri grevi yaşadınız. Bir anda herkes işçilerin karşısına dikildi. Çöp toplanmıyormuş, otobüs işlemiyormuş. Grev dediğinde böyle bir şey. Fabrikadaki işçi üretim yapmayacak, belediyedeki işçi de hizmet üretmeyecek. Başka türlü taleplerini kazanma şansı var mı? Bu açıdan toplam işçi sınıfının birleşik bir mücadelesi olmadan her türlü grev yasaklarına, işçi atmalarına, düşük ücretlere, iş cinayetlerine, angarya çalışmaya, mobbinge, her türlü baskıya karşı başarı elde edecek bir hatta girmemiz lazım. İzmir’de 13 sendikanın bir araya geldiği kurultayın devam etmesi lazım. Her türlü sorunumuzu çözecek olan biziz. Başkasından beklemek, umut etmek gerçekçi değil” dedi.
