Hatay’dan İzmir’e doğal afet değil politik felaket
Geçen hafta Hatay ve İzmir’de peş peşe çıkan orman yangını pek çok konuyu yeniden tartışmaya açmış oldu. Dile getirilen yangın çıkış sebepleri sonrası için çıkarılacak sonuçlar benzerdi.
Geçen hafta ülke yangın yeriydi. Hatay ve İzmir’de yoğunlaşan ama pek çok noktada çıkan yangın ülkenin adeta ciğerlerini yaktı. Her yangın sonrası turizm işletmelerine, maden ve enerji şirketlerine alan açmak üzere yangınlar çıkarıldığına dair pek çok yorum yapıldı ve yorumlar da yanlış değildi. Çünkü iktidarın tarım politikaları, çıkardıkları maden yasaları, tütün yasaları, ormanlık alanlara, zeytinliklere dair bugüne kadar çıkarılan ve bundan sonra da şirketlerin yağma ve talanının önündeki son engelleri de kaldırmak üzere çıkarmak istedikleri yasaların içeriği dikkate alındığında bu tür yorumların maddi karşılığı var elbette.
Geçen hafta Hatay ve İzmir’de peş peşe çıkan orman yangını pek çok konuyu yeniden tartışmaya açmış oldu. İzmir’de, yangın sonrası hem halkla buluşmak ve geçmiş olsun dileklerimizi paylaşmak hem de yangına dair halkın gözlemlerini almak üzere, Emek Partisi İzmir İl Örgütü olarak Gaziemir, Sarnıç, Seferihisar, Orhanlı, Doğanbey, Camikebir, Ödemiş, Üzümlü, Karadoğan, Tosunlar, Ortaköy gibi ilçe ve mahalleleri daha doğrusu köyleri ziyaret ettik. Bu ziyarette, Gaziemir ve Ödemiş belediye başkanları, başkan yardımcıları, Doğa Okulu, Orhanlı, Camikebir ve Üzümlü mahalle muhtarlarıyla ve kahvehanelerde halkla buluştuk. Dile getirilen yangın çıkış sebepleri, müdahalede yaşanılan sorunlar ve sonrası için çıkarılacak dersler ve yapılması gerekenlere dair öneriler oldukça benzerdi.
Gaziemir-Buca bölgesinde çöp yanması ve kaynak nedeniyle sıçrayan kıvılcımın yol açtığı yangın, özellikle Tosunlar Mahallesi’nde elektrik tellerinin sürtünmesiyle oluşan yangın bulundukları alanda tüm bölgeye yayılarak İzmir’in adeta ciğerlerini yakmıştır. Üstelik Üzümlü muhtarının tüm eksiklikleri daha önce raporlayarak gerekli yerlere bildirdiği halde önlem alınmadığına dair ısrarı çarpıcıydı. Yine küçükbaş hayvancılığın bitirilmesiyle ormandaki taban otlarının, yaprakların kalarak yangına davetiye çıkardığı, tek tip çam ormanı anlayışının hem doğal hayatın döngüsünü sağlamadığı hem de belli aralıklarla yangına neden olduğu yönündeki iddialar da dikkate değerdi. Bütün bölgede dile getirilen yanan alanların yenilenmesinde öncelikle toprağın toparlanması için zaman tanınması ve yeniden ağaçlandırma yapılırken bitki çeşitliliğinin dikkate alınması, açık alanlar bırakılması, orman canlılarının yaşam döngüsü için olanakların sağlanması… Ormanlık bölgenin eteklerinin bakımının köylülere bırakılarak bölgenin koşullarına göre zeytinlik, incirlik gibi bahçeciliğin özendirilmesi… Orhanlı muhtarının anlattığı deneyim bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Yangın başladığında doğal olarak elektrik dağıtımı kesiliyor, ancak enerji olmayınca kuyulardan ve kaynaklardan su çekilemiyor, temin edilen bir jeneratörle bu köyde sorun çözülüyor ama herhalde yangını yaşayan hangi bölgeye gitsek benzer sorunları duyarız. Dolayısıyla bu bölgelerde yedek enerji güçlerinin planlanması isteniyor. Dikkate değer tüm bu çözüm önerileri orman köylülerinden geldiği gibi muhtarlardan ve Doğa Der’in Doğa Okulundan da geldi.
Kurumlar arası koordinasyonsuzluk, yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasındaki rekabet ya da sorumluluk almama tutumunun yol açtığı karmaşayı ayrıca işaret etmek gerekiyor. Ancak burada hakları yenmesin orman yangınına fedakarca müdahale eden tüm belediyelerin itfaiye çalışanlarına, orman işletmesi emekçilerine, gönüllülere ve tüm bilgi birikimleriyle müdahil olan orman köylülerine ülke olarak ne kadar teşekkür etsek azdır. Burada ifade edilen kurumlar arası koordinasyonsuzluk, basiretsizlik ve sorumsuzluktur.
Özelleştirmeler gündeme geldiğinde özelleştirme karşıtlarının açıkça ifade ettiği “Özelleştirme öldürür” çağrısı bugün iktidar politikalarıyla acı bir gerçeğe dönüşmüş durumda. Gediz Elektrik’in bölgede altyapı ve dağıtım tesislerinde doğru dürüst bakım ve yenileme çalışması yapmadığını tüm bölgede yerel halk dile getirdi. İddialar, kamu anlayışıyla hareket etmeyeceği doğal olan, özel sektörde şirketlerin, tekellerin hizmet değil kâr amacıyla hareket etmesi kapitalist sistemin ruhuna aykırılık teşkil etmediğinden havada kalmıyor, acı gerçeğe dönüşüyor.
İktidar politikalarıyla birer felaket haline gelen depremler, yangın, sel, su baskınları, heyelan gibi doğa olaylarının karşısında bile örgütlü olma, halk olarak yaşadığı sorunu çözecek birlikteliği ortaya koyma, bu yağmacı, talancı, sömürücü düzene ve onların siyasi temsilcilerine karşı mücadele ihtiyacını ortaya koymuştur.
Selma Gürkan
Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
