Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, Politikyol’un, 2019 süreci, önümüzdeki seçimler ve cumhur ittifakı hakkındaki sorularını yanıtladı.

2019 seçimlerinin normal koşullarda gerçekleşmeyeceğini ifade eden Gürkan, 2019 seçimlerinin, “tek adam, tek parti” yönetimi altında otoriter, faşist bir siyasal rejim inşa etme gayreti içindeki güçlerin yeni bir eşiği geçip geçemeyeceğinin test edileceği zemin olacağını söyledi.

  • AKP-MHP’nin Cumhur İttifakını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu çerçevede son ittifak yasasına dönük düşünceniz nedir?

Cumhur ittifakının AKP ve MHP ittifakı 2019 seçimlerini hedef alarak şekillenmiş gibi görünse de başlangıcının daha eski olduğunu ve zaten mevcut olan durumun adını koymak anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Bu ittifak çözüm sürecinin bitirilmesi üzerine yapılan bir pazarlığın ürünü. MHP’nin gizli ortağı gibi göründüğü AKP Hükümeti Kürt sorununda çatışmacı politikalara geri dönülmesine, Kürt halkının demokratik taleplerinin ve Kürt siyasetinin bastırılmasına hemfikir olduğunda MHP ile işbirliği yaptı hatta zımni bir koalisyon oluştu.

Bu ittifak aynı zamanda 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sağlanan Yenikapı birlikteliğinin da devamı. Bu ittifak ile rejimin tek adam tek parti yönetimi olarak otoriter bir karakter kazanması sürecinde MHP AKP’nin iktidarını pekiştirme yolunu açmış, işini kolaylaştırmıştır. Merkezinde iktidar partisi olarak AKP’nin olduğu bu ittifak baskıcı ve anti demokratik bir rejimin inşa gücüdür.

Cumhur ittifakının siyasal içeriği, içeride ve dışarıda gerilim politikalarının tırmandırılmasına, hukuk düzeninin tasfiye edilerek yerine keyfi idarenin geçirilmesine, emekçilerin daha fazla sömürülmesinde işbirliğine ve muhalefete yönelik baskılara işaret etmektedir.

  • Parti olarak sizin bir ittifak düşünceniz var mı? Kimlerle ittifak kurmaktan yanasınız?

Biz Emek Partisi olarak, siyasal iktidarın bu baskıcı, yasakçı, savaşçı politikalarına karşı, bu gidişattan rahatsız olan tüm toplumsal kesimlerin ortak mücadele birlikteliğinin gerektiğini düşünüyoruz. Siyasal alanda demokratik hak ve özgürlükler engellenip, yasaklanırken, hak ihlalleri yaşanırken diğer yandan ekonomik ve sosyal sorunlar da derinleşiyor. Bu sorunlar karşısında toplumsal huzursuzluk da her geçen gün daha fazla artıyor. Örneğin 2017 ekonomik büyüme rakamı 7,4 olarak açıklandı ama oldukça yüksek seyreden bu büyüme rakamı toplumda bir heyecan uyandırmadı. Çünkü işsizlik büyümüş, kişi başına düşen milli gelir düşmüş, dolar ve avro artmış, hayat pahalılanmış; yani resmi rakamları yalanlayan bir gündelik hayat var. Hal böyleyken siyasi iktidar halkın çözüm bekleyen sorunlarına çözüm sunamadığı gibi vaatte de bulunamıyor. Halka sadece bir iç ya da dış düşman gösteriyor ve onun üzerinden ajitasyonu yükseltiyor.

Bu çözümsüzlük iktidarın politikalarına karşı önemli bir mücadele potansiyelini de açığa çıkarıyor. Her türlü baskı ve tehdide rağmen bu ülkenin yarısı referandumda “Hayır” demiştir. Siyasi muhaliflere, barış akademisyenlerine, kadınlara, gençlere diz çöktürülememiştir. Ancak toplumsal muhalefet birleşik ve örgütlü değildir. Bu potansiyeli açığa çıkaracak, harekete geçirecek, mücadeleleri ortaklaştıracak bir birliktelik gerekli, hatta zorunlu. Bize göre bu sadece siyasi partilerin bir araya gelerek oluşturacakları ittifaktan ibaret değildir. Bütün mücadele potansiyelini ve güçleri, derdi olan kesimleri bir araya getirecek bir ittifaktan söz ediyorum. Masa başında konuşarak oluşturulmuş değil herkesin, her kesimin kendi yerelinden dahil olduğu, güçlerini birleştirdiği yaygın ve birleşik bir hareket. OHAL’in kaldırılması, basın, ifade özgürlüğü, siyaset hakkı, seçim güvenliği, adalet ve eşitlik gibi temel demokratik talepler etrafında, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin mücadele ortaklığına olanak sunan geniş bir demokratik ittifak, bu bahsettiğimiz.

  • AKP ve MHP dışındaki farklı siyasetlerden partilerin ortaklaşması mümkün mü?

Bunu söylemek için erken. Hangi partilerin seçim yakınlaştığında bir araya gelebileceğini söylemek zor. Türkiye çok kutuplaştırıldı ve Meclis’teki partilerin kesişme alanları daraldı. Burası ayrı bir konu ama biz birleşik bir mücadele imkanını Meclis’teki ve dışındaki muhalefet partilerinin imkanlarıyla sınırlamamak gerektiğini düşünüyoruz. Yani muhalif kesimlerin, siyaseti sadece partilere havale etmesi doğru değil. Çünkü insanlar çeşitli talepleriyle sendikalarda, başka türden kitle örgütlerinde de örgütlenebiliyorlar. Bir kısmı ise seçimde kullanacağı oy konusunda bile kararsız. O halde bu durum partileri de içeren ama onuna sınırlı kalmayan bir demokratik mücadele alanı açıyor. Bu demokratik talepler etrafında kurulmuş mücadele birlikleri üzerine yoğunlaşmak gerekir.

Bugün seçim güvenliğini, OHAL altında yapılacak olan seçimleri konuşuyoruz. Acil sorunlarımız bunlar. Bize dayatılan bu siyasi koşulları değiştirmek üzere oluşacak mücadele ortaklıkları aynı zamanda geniş demokratik ittifakların da zeminini oluşturmaya olanak sağlar.

  • Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda muhalefetteki her partinin kendi adayını çıkarması tartışılıyor. Buna dönük yaklaşımınız nedir? Sizin adayınız olacak mı?

2019 seçimlerinin normal koşullarda gerçekleşmeyeceği açık. 2019 seçimleri, “tek adam, tek parti” yönetimi altında otoriter, faşist bir siyasal rejim inşa etme gayreti içindeki güçlerin yeni bir eşiği geçip geçemeyeceğinin test edileceği zemin olacak. Şimdiye kadar hiçbir seçim 1.5 yıl öncesinden konuşulmaya başlanmadı. Ama 2019 seçimleri sanki hemen bugünün sorunuymuş gibi tartışmaya açıldı. Tamam tartışalım da önce seçimin yapıldığı koşulları, seçim yasasını, yolsuzluklara mahal veren düzenlemeyi nasıl değiştireceğiz ona yoğunlaşalım. Hiçbir şey olmamış ve olağan bir seçime gidiyormuşuz gibi davranamayız. Seçimin kendisini ve aday sorunlarını bu mücadelenin açtığı olanaklar içinde ele almak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Biz de öyle yapmaya çalışıyoruz.

TEILEN