Aile Şurası: Aileye ‘Değer’, Sermayeye Artı Değer

“Aileye değer, Türkiye’ye Değer” başlığıyla düzenlenen 7. Aile Şura’sında konuşan Erdoğan ücretsiz ve güvenli doğum kontrolü talebinden, geçinme sorununa, şiddet ve cinsel istismardan geniş ailenin korunmasına kadar bir dizi konuda laf üretti. Ancak gerçekleri çarpıttı ve kadınların talepleriyle neredeyse dalga geçti.   

Bu konuşmadan anlaşılıyor ki 17 yıllık iktidarı boyunca yabancı sermayeyi çekmek için ülkenin, ucuz iş gücü kaynağı olarak reklamını yaptığı Türkiye nüfusunun giderek yaşlanması siyasi iktidarın ve temsil ettiği sınıfların başlıca kaygısıdır. Erdoğan krizden çıkışı kolaylaştırmak için patronlara sömürecek “genç ve dinamik nüfus” talep etmektedir.

Milyonlarca aile krizle artan yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığıyla boğuşurken Cumhurbaşkanı en az 3 çocuk dayatmasını yinelemiş, geçim derdinin buna engel olmadığını ve bahane edilmemesi gerektiğini buyurmuştur.  Çünkü ona göre “Her doğan rızkıyla doğmakta, rızkıyla gelmektedir.” “Bunu ben yaşadım; 4 çocuğum da rızkıyla geldi” diyerek halkın yaşadığı sıkıntılarla dalga geçmiştir. Tüm masrafları emekçilerin vergilerinden karşılanan sarayda yaşayanlar, halk patates, soğan alamazken ejder meyveleriyle beslenenler emekçilerin geçim derdini hor görmektedir! Saray şatafatı çocukların gökten inen rızkı değil sömürünün ve rant sisteminin lütfudur. Özelleştirme ve kredi politikalarının yıktığı tarıma bağlı olarak katlanan göçle birlikte dayanaklarını da kaybeden geniş ailenin zayıflamasından üretici köylüyü sorumlu tutan Erdoğan saray konforunu çocukların rızkına bağladığı gibi emekçi ailelerinin çözülmesini de onlara bağlamıştır.  

Esasen duayla, buyrukla, arabulucularla ayakta tutulmaya çalışılan aileyi parçalayan bizzat siyasi iktidarın uygulamalarıdır. Bu, şiddet ve cinsel istismar davalarını görünür kıldığı, kol kırılıp yen içinde kalmadığı için sosyal medya ve medyayı suçlamakla üstü örtülemeyecek bir gerçektir. Rabia Naz cinayeti, 5 yaşındaki kız çocuğunun istismarı ve çocuk gebelikleri gibi gerçekler er-geç ortaya çıkacaktır ve çıkmaktadır.

Kadına doğurmak ve bakmak dışında hiçbir değer biçmeyen Cumhurbaşkanı, güçlü devlet ve millet için güçlü aileye ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır. Aslında, krizin yarattığı sorunları yüklemek için aile kurumuna göbekten bağlı olan Tek Adam iktidarıdır! Bu nedenle de aileyi yüceltmek için bir kez daha dini kullanmaktadır. Aileyi geleneksel ve geniş, kadını lokomotif olarak tanımlayan Erdoğan, bu aile tanımının dışında kalan hiç kimseyi makbul görmemektedir. Evlenmeyen gençler, boşanan kadınlar, anne olmayı tercih etmeyenler, LGBTİ+lar “haz peşinde koşan hedonist ve egoist insan tipi” olarak şeytanlaştırılmaya devam etmektedir.

Bu konuşma işçi ve emekçilerin kıdem tazminatının korunması, adil bir vergi sistemi ve insanca çalışma koşulları talepleriyle Türkiye’nin her yerinde alanları doldurduğu 1 Mayıs’ın ertesi günü yapılmıştır. “Eşit işe eşit ücret”, “Kadınlara iş, çocuklara kreş”, “Erkek adalet değil, gerçek adalet”, “Kadına yönelik şiddete son” diye haykıran kadınların sesinin yankısı devam etmektedir. Tek Adam iktidarı bir kez daha krizin yoksullaştırdığı emekçilere karşı sermayenin sözcüsü, şiddet yüzünden hayatı cehenneme dönen kadınlara düşman olmayı seçmiştir.

Krize, şiddete ve eşitsizliğe karşı sokağa çıkan kadınlar Erdoğan’ın yoksulluk, şiddet ve geleceksizlik içeren bu sözlerini cevapsız bırakmayacaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda değişim rüzgarı estiren kadınların mücadelesi sürecektir. Gücümüz birliğimizdir!

ŞÜKRAN DOĞAN

Genel Başkan Yardımcısı

TEILEN