Bastırılmak istenen Özerk Üniversite, Demokratik Türkiye talebidir.

Demokratik kazanımların en önemli unsurlarından olan “seçme” ve “seçilme” hakkı, yerini hızla kayyumlar ve atanmışlara bırakmaktadır. Tek adam rejimini karakterize eden bu uygulamalar bölge belediyelerinden sonra Boğaziçi Üniversitesine dayanmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencisi, akademisyeniyle yaşanan direnişin kısa zamanda halk desteğini kazanmasının bir nedeni de budur. Ekonomik kriz ve pandemi şartlarında derin işsizlik ve yoksulluğu yaşayan halk, kendi iradesini yok sayan vesayetçi sistemden de her gün biraz daha uzaklaşmaktadır. AKP hükümeti halkı, ülke gençliğini, bilim insanlarını umursamamaktadır. Çünkü AKP’nin çıkarları bir avuç sermaye sınıfının çıkarlarıyla ortaktır. Bu yüzden hak arayan, itiraz eden yurttaşların karşısına devletin demir yumruğu çıkarılmakta, sokaklarda polis şiddeti tırmandırılmaktadır.

Son olarak Boğaziçi kampüsü ve Kadıköy’de olmak üzere iki demokratik gösteriye izin vermeyen iktidar, yoğun şiddet eşliğinde kolluk güçlerini devreye sokmuştur. Plastik mermi, cop, gaz, tekme ve yumruk yağmuru altında kalan öğrencilerle birlikte akademisyenler, öğrenci velileri ve halktan insanlar yaralanmış, yüzlercesi gözaltına alınmıştır.

Amaç açıktır; özerk demokratik üniversite ile demokratik Türkiye taleplerini zor yoluyla bastırmaktır. Üniversite gençliğini kriminalize ederek halktan koparmak, siyasal iktidarın bir diğer planıdır. İçişleri bakanının kendini hem bakan hem savcı hem de yargıç yerine koyarak gözaltına alınan öğrencileri “örgüt üyesi” olarak ilan etmesi de bunun bir ifadesidir.  

Sokaklarda polis şiddeti sona ermeli, polis kampüslerden çekilmelidir. Gözaltına alınan tüm öğrenciler serbest bırakılmalıdır.  Şiddet uygulayan polisler hakkında soruşturma açılmalıdır.

Öte yandan akademinin ve öğrencilerin bu haklı ve onurlu mücadelesini “provokasyon” ile anmak kabul edilebilir değildir. Kimi muhalefet partilerinin tek umudu erken ya da genel seçime bağlayarak üniversite ve halk hareketini geriye çeken beyanlarda bulunması da kabul edilir değildir. Ortada bir provokasyon olmadığı gibi, asıl mesele istenmeyen rektörün bir an önce istifa etmesi ve seçme/seçilme iradesine saygı gösterilmesidir.

İstanbul, Ankara, İzmir ve ülkenin diğer kentlerinde üniversite gençliğine sahip çıkan, polis şiddetine rağmen gençleri yalnız bırakmayan, sokakta, balkonlarda desteğini eksik etmeyen halk kesimleri örnek tutum sergilemişlerdir. İşçiler, emekçiler, sendikalar ve demokrasi güçlerinin geliştirmesi gereken tutum bu tutumdur.

Melih Bulu istifa etsin!

Rektörler atanmasın, seçimle belirlensin!

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan Yardımcısı

TEILEN