Bedel ödemeyi kabul etmeyelim, savaşa hayır!

Uzun zamandır bölgedeki “süper güçler”le süren pazarlıklarla, diplomatik restlerle, giderek tırmandırılan tansiyon eşliğinde Türkiye Suriye’de Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonun eşiğine getirildi.

Şu anda bir temsiliyet ve meşruiyet krizine düşmüş olan siyasi iktidar için operasyon sadece uzak vadeli amaçlar için bir eşik değil, aynı zamanda kısa vadede can simidi niteliğindedir.

Giderek tırmanan iktisadi kriz, seçmen desteğindeki erime, işçi ve emekçilerin biriken ve öngörülemeyen patlamalara açık tepkisindeki yoğunlaşma operasyonu içerideki bütün sorunların üstünü örtmeye yarayacak bir araç haline de getirdi. Öte yandan Güvenli Bölge adıyla boşaltılması tasarlanan bölgeler Suriye’nin yeniden inşası için bir ihale kapısı olarak görülmektedir. Bu bölgede yaşayan Kürtlerle birlikte diğer halkların oluşturduğu kantonal yönetimler de, iktidar için, Türkiye’deki Kürtleri sindirmenin hem bir gerekçesi hem de korku kaynağıdır. Kendi sıkışmışlığına çare arayan Saray yönetimi sınır ötesi yayılmacı hamlelerinin önemli bir adımı olarak gördüğü Fırat’ın Doğusu operasyonunu iç kenetlenmenin kolaylaştırıcısı olarak değerlendirmeyi ummaktadır.

Güney sınırlarında yapılacak bir operasyonun ülkenin güvenliği ve bekası için şart olduğunu propaganda eden siyasi iktidar aslında Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini riske atan adımlar atmaktadır.

Bu operasyon halka ve dünyaya terörizme karşı mücadelenin bir parçası olarak lanse edilmektedir. Oysa bu, terörizme karşı bir mücadele değildir. Her şeyden önce komşu bir ülkenin hukukunu hiçe sayarak yapılacak bir operasyonun güya onun toprak bütünlüğünü korumak adına gündeme getirildiğini iddia etmek bir safsatadır. Bu bölgede on binlerce IŞİD militanının kontrolsüz kalmasına neden olacak bir operasyon da terörizme karşı bir operasyon olamaz.

Türkiye’nin yöneticileri bu operasyon için iki büyük emperyalist kamp arasında büyük ödünlerin verildiği pazarlıklara girişmişlerdir. Nihayet ABD, Türkiye hükümetinin hevesini hem iç politikadaki hem de dış politikadaki kendi sıkışmışlığını aşmak için bir vesile olarak görmüş ve operasyona onay verme noktasına gelmiştir. Rusya ve İran’ın Kürtleri can havliyle Esad’a yakınlaştırma imkanı gördükleri operasyonun kontrolden çıkmamasını garanti altına almaktan başka kaygısı yoktur.

Ancak Trump’ın demeçlerinin kendi partisi tarafından bile eleştirilmesi, Dışişleri ile Pentagon arasındaki çelişkiler, operasyona açık kapı bırakılması ardından hava sahasının kapatılması hamlelerinin ABD içindeki ve ABD ile Türkiye arasındaki pazarlıkların, Rusya-İran cenahıyla müzakerelerin çetin geçtiğini göstermektedir.

İktidar Trump’a Türkiye’yi, ekonomiyi batırmakla tehdit etme cüretini bu pazarlık masalarında ikram etmiştir. Ülkeye sömürge muamelesi çekilmesinin birinci dereceden sorumlusu bu yüzden iktidar partisidir. Türkiye bu duruma düşürülemez.

Türkiye ve bölge halklarını yeni bir bataklığa süreceği açık bir operasyon fikrinden derhal vazgeçilmelidir. Ana muhalefet partisi dahil bölgede barışı, ülkede demokrasiyi esas alan tüm partiler kendisini vebal altında bırakacak bir karara daha imza atmaktan imtina etmelidir. Bu bakımdan meclisteki milletvekillerine tezkerede hayır oyu vermeleri çağrısında bulunuyoruz.

İşçiler ve emekçiler için sınır ötesi operasyon, sürüklendiğimiz bir macera için ağır bedeller ödenmesi anlamına gelmektedir. Savaş,  krizin bedelini ödemeye başlayan halkın sırtındaki kamburu görememesi ya da fedakârlık çağrılarının gürültüsü altında sesinin duyulmaması için egemenler için bir fırsattır. Bu fırsatı emekçilerin sırtından geçinenlere vermeyelim.

Bu bedeli ödemeyi kabul etmiyoruz. İçeride ve dışarıda barış ve demokrasi, halkların kardeşçe ve bir arada yaşayabilmesi için savaşa hayır!

EMEK PARTİSİ

Genel Merkezi

TEILEN