Bir Avuç Kömür, Bir Lokma Aş İçin Can Verdiğimiz Düzene Son!

Tarih 13 mayıs 2014, saat 15.05. Yüreğimize düşen ateşlerden en can acıtanı. Haber, Soma maden havzası Eynez ocağından geliyordu. Kömür tutuşmuş, madenciler içeride havasızlıktan boğulmuştu. Hava kadar tablo da çok ağırdı. 301 madenci ölmüş, 486 emekçi yaralanmıştı. 1992’de Zonguldak Kozlu’da 263 işçinin ölümünden sonra tarihimizin en yüksek kayıplı katliamı, yüzyılın işçi cinayeti söz konusuydu.

Madeni işleten Soma Holding patronuna göre, iş güvenliği için hiçbir harcamadan kaçınmamışlardı. Enerji Bakanı riskli olduğu tescilli maden ocağını örnek işletme olarak takdim ediyordu. Patron himayesinde, çalışma koşullarına ses etmeyen sendikanın başkanı ise “burada her şey iyi” diyordu. O zamanın Başbakanı ise “kayıp büyük olsa da ölümleri işin gereği, fıtratında var” diyordu. 3 gün yas ilan edildi. Bol keseden ama yerine getirilmeyen vaatler verildi.

Olanları çarpıtmaya çalıştılarsa da gerçekler gizlenemedi. Ocaktaki sorunlar biliniyordu ama üretim maliyetini artıracağı için önerilenler yapılmadı ve işe devam denildi. Gaz maskelerinin hemen hepsinin ömürleri tamamlanmıştı, kullanılmaz haldeydi. Duman ve yangın algılama sistemi olmadığı gibi söndürme sistemi de yoktu. Gerçek olan işçinin canını çıkartan “hadi hadi” sistemiydi. Dayıbaşı denilen taşeronlara bağlı işçi grupları fazla üretim için birbirleriyle yarıştırılıyordu. Beşte bir oranında ucuza mal edilen kömürden elde edilen fahiş kârlarla İstanbul’un göbeğinde gökdelen diken Soma patronu, lüks içinde yaşıyordu. Kendisine bu cenneti yaşatan siyasiler de elbette ki karşılığını fazlasıyla alıyordu. İktidara sunulan hizmetin en ucuzu herhalde işçilerin topluca AKP mitinglerine götürülmesiydi.

Türkiye Kömür İşletmeleri TKİ, sorumluluğundaki maden ocağını Soma Holdinge Rödovans yani kiralama sistemiyle üretim yaptırıyor, çıkan kömürü de satın alıyordu. Kamu kaynaklarının yağmalanmasının formülü böyle bulunmuştu. Başbakanlık 2012’den itibaren maden ruhsatlarını ve her tür yetkiyi kendinde merkezileştirmişti. Madenleri denetlemesi gereken Enerji ve Çalışma bakanları, iş kazaları giderek azalıyor diye övünç duyuyorlardı. 301 madencinin ölümünde doğrudan sorumluluğu olan Hükümet, Yüce Divan soruşturması yerine Meclis Araştırması ile tarihimizin bu en ağır sonuçlu işçi katliamının üzerini örttü. Çıkardıkları, içinde işçi sözü olmayan İş Sağlığı Güvenliği yasasındaki işveren yükümlülüklerini sürekli erteleyip 2020’ye uzattılar. Siyasi sorumluların yargılanmadığı davada 5’i tutuklu 51 sanık, 301 madencinin ölümünden sorumlu tutuluyor. Hiçbir ceza ne işçi hakkını karşılayacak ne de yeni işçi cinayetlerini önleyebilecek.

O günlerde öfkesini işçiye hakaretle yatıştıran, danışmanı işçi tekmeleyen Cumhurbaşkanı, şimdilerde tek adam tek parti rejimi için halktan oy desteği istiyor. Ya açlıktan, işsizlikten ya da madenlerde işyerlerinde cinayetten, ölüm gösterilen işçiler ve emekçiler bu kapitalist düzenin sermaye sözcülerine değil oy vermek, hesap sormak için seslerini yükseltecektir. Öncelikle Soma halkının, bütün madencilerin ve işçi sınıfının, hayatlarını kaybetmiş emekçilere karşı böyle bir borcu vardır.

16 yıllık iktidarlarıyla işçi cinayetlerini katlayan emek düşmanlarına, OHAL ve grev yasaklarıyla işçi denetimini ve örgütlenmesini engelleyerek yeni katliamlara yol verenlere, verilecek oy değil sorulacak hesap vardır.

Emek Partisinin 301 madenci şahsında bütün işçi cinayetlerinde kaybettiklerimizi anarken arkasında olduğu dava, can alıcı insanlık düşmanı kapitalist düzen ve onların bekçileriyle hesaplaşmaktır. Davamız gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, iş cinayetlerinde can verilmeyen, işçi sınıfı ve emekçilerin yönettiği bir ülkeye kavuşmaktır.

Birleşen ellerimiz sermayeyi yenecektir!           

 

Levent Tüzel

Genel Başkan Yard.

TEILEN