Bölgede barış ülkede demokrasi

Suriye’de gündemdeki İdlib operasyonuyla yeni bir eşiğe gelen savaşın şimdiye kadarki sonucu milyonlarca insanın göçe zorlanması, bir o kadarının ölmesi, yakınlarını kaybetmesi oldu. Süper güçlerin ve gericiliğin merkezi olan devletlerin bölgedeki nüfuz ve paylaşım kavgasının bedelini bölge halkları ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Dünyaya yeniden şekil vermeye soyunan emperyalist devletler için, Ortadoğu dikte ettikleri neoliberal düzenin bir laboratuarı olmuştur. Bölgenin yer altı yerüstü kaynaklarının sınırsız sömürüsü ve stratejik konumunun askeri mevzilenme alanı olarak kullanılması, insan malzemesinin dönüştürülmesi amacıyla; mezhep, din ve milli kimlikler bir çatışma ve gerilim öğesi olacak biçimde kışkırtıldı.

Paylaşım savaşına komuta eden emperyalistler ve bölge devletleri silahlı çeteler örgütlemişler, bunları beslemişler ve yönetmişlerdir.

Yangına benzin döken Türkiye’deki iktidar da bu savaşın kanlı ve acılı sonuçlarından sorumludur. Suriye’de emperyalistler arası çelişki ve öncelikleri kullanmaya çalışarak bu yağma ve sömürü düzeninin bir parçası olmuş, sınırlar çeteler için kevgire dönüşmüştür.

Komşularıyla sorunlu, kimseyle geçinemeyen iktidarın politikaları komşu bir ülkenin sınırlarının ötesine yapılan ve yakın vadedeki sonuçları itibarıyla pahalıya patlayacak harekatların gerçekleştirilmesine, sınır ihlallerine kadar uzanmıştır.

Suriye’deki Kürt oluşumundan avantaj sağlayacağını düşündüğü için içerideki Kürtlerle başlatılan müzakere sürecinin sona erdirilmesi, Kürt siyasi temsilcilerinin, vekillerinin tutuklanması ve sokağa çıkma yasağı eşliğinde girişilen operasyonlarla birlikte Kürt sorununun çözümünde şiddet politikalarına geçilmiştir. Sınır ötesindeki savaş sınır içindeki operasyonlarla birleşmiştir.

Bugün giderek derinleşme eğilimi gösteren finans krizi de, Papaz Bronson üzerinden gerilen ABD Türkiye ilişkileri ekseninde, emekçilere yönelik yoğun bir ajitasyon eşliğinde dış düşmanların ülkemize açtığı bir ekonomik savaş olarak lanse ediliyor. Her zaman olduğu gibi, krizi de bir lütfa çevirmeye çalışan siyasi iktidar, emekçilerin yaşam standardının düşürülmesi, kazanılmış haklarının tasfiyesi, işsizlik ve yoksulluğun derinleşmesi anlamına gelecek krizin bütün yükünü halkın omuzlarına yüklemeye hazırlanıyor. Bu kriz dışarıdan ülkeye açılmış bir savaş değil, doğrudan doğruya siyasi iktidar tarafından temsil edilen tekellerin emeğin haklarına karşı açtığı bir savaşın gerekçesi haline getirilmekte.

Bugün sınırların ötesinde süren savaş ile içerideki savaş hali birbirini beslemektedir. Türkiye işçileri ve emekçileri hem askeri savaş ve müdahalelerden hem de ekonomik savaş koşullarından en ağır biçimde etkilenecek kesimi oluşturuyor.

Bu yüzden ülkede ve bölgede savaşın sona ermesi, bütçe planlamasında en büyük dilimi oluşturan silahlanma harcamalarının düşürülmesi talebi ekonomik krizin yükünü taşımayı reddetme mücadelesiyle birleşiyor.

İşçiler ve emekçiler ancak bölge halklarına acıdan başka bir şey vermeyen paylaşım savaşlarına karşı barış içinde bir arada yaşama talebiyle, baskı zulüm ve zorbalığa karşı da halk demokrasisi için mücadele ederek kazanacaklardır.

Başta ABD ve Rusya olmak üzere bütün emperyalistler bölgedeki üslerini kapatıp çekilmeli, siyasi iktidar da bölgedeki askeri birliklerini geri çekmeli, Türkiye’deki emperyalist üsler kapatılmalıdır. Aksi taktirde bölgede huzur ve barış mümkün olmayacaktır.

Ortadoğu’da emperyalist ve işbirlikçi güçlerin saldırgan politikaları ancak bölge halklarının eşit ve özgür olarak bir arada yaşayacağı bir düzen mücadelesiyle durdurulabilir.

1 Eylül Dünya Barış günü bölgede barış ülkede demokrasi için dayanışma ve birliğimizi gösterdiğimiz gün olsun.

 SelmaGürkan

Genel Başkan

TEILEN