CIPOML Üyesi 21 Parti, Türkiye’de Bir Araya Geldi

Dört kıtadan Rojava için ortak ses

Uluslararası Marksist-LeninistParti ve Örgütler Konferansı (CIPOML), kuruluşunun 20. yılında topladığıkonferansla dünya gündemini ve Konferans üyesi partilerin bir yıllıkçalışmalarını değerlendirdi. Kasım ayında Türkiye’de gerçekleşen toplantıya,CIPOML üyesi 24 partiden 21’i katıldı.
Konferansıngündeminde ilk olarak, her oturumda olduğu gibi, güncel uluslararası durumundeğerlendirilmesi ve politik örgütsel görevlerin belirlenmesi vardı. Konferansbu konuları tahlil eden, muhtemel gelişme eğilimlerine vurgu yapan vegörevlere dikkat çeken bir metni onayladı.
İşçisınıfının birliğini sağlamayı hedefleyen çalışmalarla son yıllarda yükselenhalk hareketlerinin birliğini hedefleyen Halk Cephesi’nin yanı sıra hem işçihem de halk hareketlerinde ön safta yer alan kadın kitleleri içinde çalışmayadair metinler, CIPOML üyesi partilerin faaliyetlerine ışık tutmak amacıylakabul edildi.

Konferansa katılan 21 ülkenin imzasıyla yayınlananmetinlerden biri de, “Kobanê direnişini sahipleniyor,halkların özgürlük mücadelesini destekliyoruz!” başlığıyla yayınlandı. “Bugün Suriye üzerinde somutlanankamplaşma ve çatışmalar Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme politikalarının birparçasıdır. Bu politikanın yürütücülüğünü ABD ve Fransa emperyalistlerininöncülüğünde başta Türkiye, S. Arabistan ve Katar olmak üzere bölgeselgericilikler yapıyor” denilen metinde, “Suriye’deki emperyalist kamplaşma veçatışmalar, bugüne kadar Bölge gericilikleri ve emperyalistler tarafından elbirliği ile ezilen Kürtlerin kendi geleceklerini belirlemeleri ve Rojava’dakendi özerk yönetimlerini kurmalarına uygun koşullar yaratmıştır” ifadesikullanıldı.
Türkiye’nin Rojava’da PYD öncülüğünde Kürtlerin diğer halklarve inançlarla birlikte kurdukları yönetimlerin varlığını kendisi için birtehdit olarak gördüğü ve bu nedenle IŞİD ve el Nusra’ya her türlü desteği verdiğikaydedilen metin, şu satırlarla son buldu:
“Kürt halkının gösterdiği büyük direniş ve dünya ölçeğindeortaya çıkan dayanışma, Kobanê’yi bütün ezilen halklar için önemli halegetirmiştir. Kobanê direnişi, Bölge gericilikleri ve emperyalistler tarafındankullanılan dinsel fanatizm ve IŞİD barbarlığının tehdidi altındaki bütün ezilenhalkların demokratik-laik bir geleceği birlikte kurma umutlarını büyütüyor.
CIPOML üyesi olan parti ve örgütler olarak; ezilen halklarınözgürlük mücadelesini ve Kobanê direnişini destekliyoruz. EmperyalistlerinOrtadoğu ve dünyanın başka bölgelerine müdahale politikalarına karşı çıkıyoruz.
Kürt halkının, Filistin halkının ve bütün ezilen ulus vehalkların kendi kaderini tayin mücadelesini savunmak, işçi sınıfının vehalklarımızın güncel görevlerinden biridir.”
Konferansta ayrıca, Burkina Faso, Meksika ve Haiti’dehalkların ve gençliğin verdiği mücadelelerle dayanışma metinleri de yayınlandı.

KONFERANSA KATILAN PARTİ VE ÖRGÜTLER:
Almanya Komünist İşçi Partisiİnşa Örgütü, Benin Komünist Partisi, Brezilya Devrimci KomünistPartisi, DanimarkaKomünist İşçi Partisi, Dominik Cumhuriyeti Komünist Emek Partisi, Emek Partisi (EMEP), Ekvador MarksistLeninist Komünist Partisi, FasDemokratik Yol Örgütü, Fransa İşçileri Komünist Partisi, Hindistan Devrimci Demokrasi Dergisi, İran Emek Partisi, İspanya Komünist Partisi ML, İtalya Komünist Platform,Kolombiya KomünistPartisi ML, Meksika Komünist Partisi ML, Pakistanİşçi Cephesi, Peru Komünist Partisi ML. , TunusEmekçileri Partisi, Venezuela Marksist Leninist Komünist Partisi, Yukarı Volta Devrimci Komünist Partisi,YunanistanKomünist Partisi Yeniden İnşa Örgütü.

KONFERANSIN SONUÇ DEKLERASYONU
Devrim ve sosyalizm içinBirlik ve mücadele yolunda 20 yıl

Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’mızKasım 2014’te Türkiye’de toplandı.
Biraraya gelişimizin 20. yılında kapitalizme, uluslararası burjuvazi veemperyalizme karşı mücadele kararlılığımızı bir kez daha vurguladık. Sınıfmücadelesinin güncel durumunu ve dünya işçi sınıfının önündeki görevleribelirleyerek, kararlar aldık.
***
Kapitalist-emperyalistsistemin savunucuları krizsiz, savaşsız, demokratik ve refah içinde birdünyanın olanaklı olduğunu ileri sürdüler. Bütün insani amaç ve özlemleringerçekleşmesinin tek yolunun kapitalizm olduğunu iddia ettiler. Ancak sayısızdelille yeniden ve yeniden görülüp pratik olarak kanıtlanıyor ki, kapitalizminişçi sınıfı ve emekçi halklara sunabileceği bir gelecek yoktur.
Üretici güçlerle, sınaive hizmet üretimi dünya ölçeğinde hiç olmadık ölçüde gelişmiştir. Ancak gelişen üretici güçler, kapitalist üretimilişkilerinin oluşturduğu kabuğa sığmamaktadır.
Günümüzde, üretimintoplumsallaşmasıyla, mülk edinmenin özel (kapitalist) niteliği arasındakiçelişki tarihteki tüm örneklerini geride bırakan düzeydedir. Asalaklığı veçürümeyi koşullayan –kapitalist metropollerde büyük sermaye fazlalıklarıoluşmasına neden olan– mali sermayebüyümüş, egemenlik ağları dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılmıştır.
Başta taşeronlaştırmaolmak üzere, emek süreçlerinin zaman ve mekân olarak parçalanmasıyla, esnekçalışma biçimleri yaygınlaştırılmıştır. Bununla birlikte örgütsüzlükdayatılmış, düşük ücret, ilkel çalışma koşulları, işsizlik ve iş cinayetleriartmış, kapitalist sömürü yoğunlaşmıştır. Tekelci sermayenin sömürü ve kâroranlarının aşırı yüksekliğiyle, çalışma ve geçim koşullarının tahammüledilemez düzeyde kötüleşmesi, emek ve sermaye arasındaki kutuplaşmanın başlıcaetkenidir.
Varlık içinde yoklukolan kapitalizmin gelişmesi bölüşümde uçurumun derinleşmesiyle atbaşı gidiyor.Yoksullaşma ve sefalet yayılıyor. Avrupa’nın gelişmiş kapitalist ülkelerindebile evsizler, dilencilik ve çöp toplayıcılığı yaygınlaşıyor. Açlık, Afrika’nınkuraklık ve kıtlık bölgelerinin dışına genişledi.
Kapitalizmin bir ürünüolarak çevre sorunu çözümü ertelenemez pratik bir sorun olarak gündeme geldi.Kâr hırsı uğruna toprağın, suyun ve havanın aşırı kirletilmesi ve doğanıntahribi insanlığın geleceğini tehdit eder boyutlara ulaştı, iklimdeğişikliklerini beraberinde getirdi.
Sosyal adaletsizlik,ücretlerin düşürülmesi, vergi ve zamlarla tekellere burjuva devlet eliylebirikim olanağı yaratılması, devlet harcamalarının halkların sırtına yıkılmasıve hükümetlerin yoksulluğu derinleştirici uygulamaları karşısında başta işçilerolmak üzere emekçi halk kitlelerinin tepki ve öfkesi büyüyor.
***
2008’de ABD merkezli olarakpatlak veren kapitalist krizin girdabına çekmediği ülke neredeyse kalmadı.Üretici güçlerin ciddi ölçüde tahribine neden oldu. Büyük kapitalist devletlerve hükümetleri trilyonlarca dolarlık fonlarla şirket kurtarmalara giriştiler.Şirket kurtarmaları övgüyle karşılayan burjuvaziyse, işçi sınıfı ve emekçihalklar karşısındaki tutumunu kriz vesilesiyle bir kez daha ortaya koydu.Şirketlere aktarılan fonlar emekçi halkların sırtından karşılanmakla kalmadı,krizin bütün faturası işçi sınıfı ve emekçilere kesildi: Çeşitli ülkelerde 10milyondan fazla işçi işten çıkarıldı, ücretlerde üçte bire varan kesintileroldu, emeklilik yaşı yükseltildi, emeklilik maaşları düşürüldü.
Yaşananlar,kapitalizmin insani hiçbir mantıklı açıklaması ve gerçekliğinin olmadığınıkanıtladı. Sermayenin merkezileşmesini artırırken, tüm yükünü işçilerin veezilen halkların sırtına yıktı. Bu yıkım, başta işsizlik olmak üzere en ağırsonuçlarını kadınlar ve gençler üzerinde gösterdi.
***
2009’un ardından görecebir canlanma ve toparlanma sürecine giren ABD ve belirliBatı Avrupa ülkelerinin ekonomileri bunu fazla sürdüremedi vebugün yeni bir krizin belirtileri görülmektedir. 2008’in şirket kurtarmaları veborçlanmalarıyla şişen devlet borçları kapitalist ülkeler bakımından ciddi yükoluştururken, Çin dışında borçsuz ülke kalmadı. Birçok ülke ekonomisinde büyümerakamlarında düşüşler, durgunluk belirtileri, hatta negatif büyüme gündemde.
İşsizlik ve yoksullukrakamları alarm vericidir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) rakamlarına göre,dünyada toplam 202 milyon işsiz var. 2013 yılı yoksulluk oranları, bir milyarinsanın günlük gelirinin 1 doların altında olduğunu gösteriyor. 2.8 milyarinsanın günlük geliri ise 2 doların altında. 448 milyon çocuk, olması gerekenağırlığın altında ve her yıl bir yaşın altında 30 bin çocuk tedavi edilebilirhastalıklardan dolayı ölüyor.
Bugün dünyada benzerigörülmemiş oranda bir göç yaşanıyor. Bağımlı ülkelerden –özellikle deemperyalist yağmalar sonucu en yoksul durumda olanlarla bölgesel savaşlara konuolanlardan– milyonlarca kişi gelişmiş ülkelere ulaşma, geçinebilecek bir iş vekatlanılabilir bir yaşam fırsatı yakalayabilme umuduyla göç ediyor. Bunlarınbüyük bir kesimi istediği yere varamadan yollarda ölüyor. İstedikleri yerevaranlar da ayrımcılığa, düşük ücretle, en kötü yaşam koşullarında çalışmaya,ırkçı ve yabancı düşmanı saldırılara maruz kalıyor.
***
Uluslararası burjuvazive kapitalist devletlerarasında çelişkiler keskinleşmekte ve rekabetbüyümektedir. Dahası bu durum, günümüzün ileri ölçülerde iç içe geçmiş dünyaekonomisi koşullarında gerçekleşmektedir.
Emperyalistler arası çelişkiler ve rekabet soncu ekonomik-ticariittifaklar da yenileniyor. Asya Pasifik Bloğu, Çin ve Rusya öncülüğünde BRICS,ABD-AB Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı gibi oluşumlar, işçi veemekçilerin yaşamını doğrudan etkileyecek yeni saldırıları da gündemegetiriyor.
“Küreselleşme”taraftarlarının dünya ekonomisindeki entegrasyon eğiliminin gelişmesiniçekiştirerek ileri sürdükleri “eski emperyalizm kalmadı”, “emperyalizmtahlilleri eskidi ve aşıldı” içerikli iddialar, sadece kapitalistlerin,emperyalistlerin bir güzellemesidir.
Ağları tüm dünyayısaran mali sermaye egemenliği, devlet olanaklarından en ileri ölçüdeyararlanmayı da kapsayan ve ulusal sınır tanımayan tekelci yağma ve asalaklığındoruğu olarak finansal spekülasyonlar gerçektir ve varlığı kanıtgerektirmemektedir. Bir yanda sayıları artan dolar milyarderleri ve banka veyatırım tekellerinin bilânço ve kârları vardır. Diğer yanda ise nicelik olarakdurmaksızın büyüyen, çalışma koşulları kötüleşen, sefaleti derinleşen işçi veemekçi kitleler vardır. Bunlar da gerçektir ve varlıkları kanıtgerektirmemektedir.
Öte yandan, emperyalistmüdahale ve bölgesel savaşları da kapsayarak, tekeller ve emperyalistdevletlerarasında rekabet ve hegemonya mücadelesi keskinleşerek sürmektedir.Emperyalist ve gerici burjuva devletlerin yalnızca ülke dışına, yayılmacılığayöneldikleri, ama “cephe gerileri”ni sağlamlaştırmaya önem vermedikleridüşünülemez.
Dünya, gelinen yerde,işçi hareketinin yenilgiye uğraması ve sosyalizmin püskürtülmesinin ardındaniyice gericileşen burjuva politik ilişkiler ve devlet yapılanmalarının alanıoldu. “Sosyal devlet” uygulamalarına gerek görülmedi ve doludizgin “neoliberal”politikalar izlendi. Dağınıklık ve yenilgi ruh halinden güç alan burjuvazibütün ülkelerde daha da saldırganlaştı ve gericileşti.
Eşitlik ve özgürlükkonusundaki ikiyüzlülüğü ve biçimselliği tartışmasız olan burjuva demokrasisi,bu “neoliberal süreç”te iyice güdükleşti. Gericileşme ideolojik, politik,kültürel, ahlaki, hukuksal tüm alanları kapsadı. Ortaçağ değerleriylemuhafazakârlığın yükselmesi, güncel gelişmenin belirgin niteliği oldu. El Kaideve IŞİD türü örgütler bu koşullar içinde yükseldiler ve uluslararası burjuvazive emperyalizmin kullanışlı maşaları oldular. Emperyalizm ve mali sermaye,başta orta çağ gericiliği olmak üzere her türden gericiliği destekliyor ve onuegemenliğinin temel dayanağı yapıyor.
Burjuva demokrasisiningelişkin olduğu ileri kapitalist ülkelerde bile antidemokratik, faşisteğilimler ve polis devletine gidiş dikkat çekiyor. Son dönemde sadeceUkrayna’da yaşananlar bile burjuva demokrasisinin sınırlarını göstermesibakımında oldukça öğreticidir. Emperyalist güçler arasındaki çatışmanınortasında kalan Ukrayna’da, “demokrasinin beşiği” ileri kapitalist ülkelerneonazi, faşizan güçleri açıkça desteklemekte sakınca görmediler.
***
Bütün bunlar madalyonunbir yüzüdür. Tekelci gericiliğin iktisadi-sosyal saldırganlığı ve politik alanıkapsayan zulmü sonucu biriken öfke ve hoşnutsuzluk büyük patlamalara, halkhareketlerine ve kitlesel mücadelelerin yaşanmasına neden olmuştur. Son birkaçyıl, uluslararası burjuvazi, emperyalizm ve gericiliğin saldırganlığının çoksayıda ülkede halk hareketleriyle yanıtlanmasının örnekleriyle doludur. Bu halkhareketleri, yaygın grev ve gösteriler, ayaklanma ve isyanlar burjuvagericiliğini püskürtemese bile gelecek açısından önemli bir mücadele birikimioluşturmuştur.
Emperyalistler veişbirlikçileri tarafından cetvelle çizilmiş yapay sınırlarla bölünerekhalkların kendi geleceklerini belirleme haklarının tanınmadığı Ortadoğu’da iseyüz yıl önce biçimlendirilen statüko parçalanıyor.
Suriye, ülkebütünlüğünü kaybetmiş, geleceğini iç savaşın sonucunda arıyor. Zaten birleşikbir ülke olarak örgütlenmesi kararlı bir biçimde sağlanamamış olan Irak’ın,üstelik Suriye iç savaşından da etkilenerek, bugüne kadar geldiği gibigidemeyeceği görülüyor. Ülkenin geleceği, emperyalistler, bölge devletleri veetnik ve mezhebi bölünmelerle çatışmaya zorlanan farklı ulus ve inançtan Irakhalkının mücadelesiyle belirlenecektir. Mısır’ın geleceği, ulusal veuluslararası gericilikle halk arasındaki mücadelenin sonucuna bağlanmıştır.Kürt halkı, Rojava’da çeşitli milliyetlerden halklarla da birleşerek üçkantonda demokratik yönetimler oluşturmuş, kendi kaderini belirlemek üzere somutadımlar atmıştır. İsrail Siyonizmi’nin saldırganlığı karşısında Filistinhalkının kendi kaderini belirleme ve devlet olarak örgütlenme mücadelesi desürmektedir.
İspanya, Güney Afrika,Portekiz, İtalya, Fransa, Belçika ve Yunanistan’da yaşanan grev ve gösterileryeni mücadele dinamikleri ortaya çıkarmıştır. Tunus’ta hak ve özgürlüklermücadelesi ilerlemiş ve Halk Cephesi güçlenmiştir. Burkina Faso halkıAfrika’nın bir diktatörünü daha yıkarak kendi geleceğini ellerine alma yolundadevrimci bir mücadele içine girmiştir. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun Arapülkelerinde halklar emperyalizmin işbirlikçisi yönetimlere ve dincigericiliklere karşı mücadele içerisindedir. Türkiye’de Gezi ve Haziran HalkDirenişi, Brezilya’da ulaşım zammı protestoları, Şili’de öğrenci eylemleri,demokrasi ve özgürlük talep edenlerin özgüvenini artırmıştır. Ekvador, DominikCumhuriyeti ve Meksika başta olmak üzere Latin Amerika’da yaşanan mücadelelergüçlenerek sürmektedir.
Bütün bu ülkelerdeyaşanan grev, direniş ve halk hareketlerinde emekçi kadınların kitlesel olarakmücadeleye katılımı ve direngen tutumu dikkat çekicidir. Bu aynı zamanda işçisınıfı ve halkların mücadelesinin ilerlemesinde kadınların belirleyici rolünübütün somutluğuyla göstermiştir.
***
Açıktır ki bu yaşanangrev ve direnişler, halk hareketleri, işçi sınıfı ve halkların mücadelesindeumut ve güç kaynağıdır. Ancak bütün bu kitlesel işçi vehalk hareketleri, bilinç ve örgütlenme düzeylerinin yetersizliği veişçilerin bağımsız bir sınıf olarak bu hareketlere katılma ve öncülük etmedüzeyleri açısından önemli bir zayıflık taşımaktadır.
Son birkaç yılın halkhareketleri, işçi sınıfının yenilgisinin neden olduğu dağınıklık veörgütsüzlükten henüz kurtulamadığımızı gösteriyor. Bugün ki acil ve somutgörevimiz bu durumu değiştirmektir. Çünkü örgütsüz ve kendi bağımsıztalepleriyle devrimci bir programa sahip olmayan hareketler, belirliilerlemeler sağlayıp, burjuva gericiliğini ürkütseler bile kesin başarı eldeedemiyorlar.
Bu konuda asılsorumluluk parti ve örgütlerimize düşüyor. İşçi ve emekçiler arasındakitleselleşmek; bunun için iktisadi, sosyal ve demokratik acil taleplerisahiplenmek ve bu mücadeleyi devrim ve sosyalizmin zaferine bağlamak tek çıkışyoludur. Sosyalizmin maddi önkoşulları şimdiye kadar olmadık ölçüde olgundur.Ancak, devrimin, işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlülüğü ve birliğini zorunlukıldığı da tartışmasızdır.
***
Dün olduğu gibi bugünde devrimin stratejik ittifaklara ihtiyacı vardır. Bu ittifaklar sınıfittifaklarıdır ve masa başında değil, eylem içinde ve mücadelenin pratiksiyasal ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulurlar ve zengin biçimlere sahipolurlar. İşçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar, saldırıları püskürtmek içinkısmi ve geçici ittifaklar kurarak mücadelelerini ilerletirler. Esas olan, buittifakların işçi sınıfı ve ezilen halkların acil ve somut taleplerini içerenmücadele programları etrafında oluşmasıdır.
Dün faşizme karşıbirleşik cepheler örneğinde olduğu gibi, bugün de çeşitli biçimler altındabirlik, ittifak ve Halk Cepheleri kurulması görevinden kaçınılamaz. Bu,özellikle işçi sınıfı ve partilerimizin ideolojik ve politik etki gücünüartırmak ve tarihin tekerleğinin ileri doğru döndürülmesine katkıda bulunacakhalk örgütlenmeleri yaratıp, geliştirmek açısından önemlidir.
***
Bir çok ülkedereformist, oportünist ve revizyonist parti ve örgütlerin ideologları,sözcüleri, her gün “yeni” bir iddiada bulunuyor ve sınıf mücadelesinisaptırmaya çalışıyorlar. Brezilya’da Lulacılık ve liberal hükümet, İspanya’daPodemos, Yunanistan’da SYRIZA “solculuğu” vb. bunların güncel örnekleridir. Öteyandan “Sol-liberal” hükümetler, özellikle ortaya çıktıkları Latin Amerika’dakendilerini tüketmiş ve itibar kaybetmeye başlamışlardır. Yaşananlar bir kezdaha gösteriyor ki, reformizmin ve liberalizmin işçi sınıfı ve halklara verecekhiçbir şeyi yoktur.
Bir başka saptırıcıiddia ise ABD emperyalizmi ve batılı ortakları karşısında, Çin ve Rusemperyalizminin ilericiliği üzerine ortaya atılmaktadır. Bu görüş saçmadır.Kapitalist emperyalizmi ve burjuva gericiliğini şirinleştirmekten başka biranlamı yoktur.
Bütünbu reformist, revizyonist ve liberal akımlara karşı, parti ve örgütlerimizuzlaşmaz ve kararlı bir ideolojik-politik mücadele yürütmeye devam edecektir.
***
Bütün sapkın iddialarakarşın sınıf mücadelesi tarihin başlıca itici gücüdür ve işçi sınıfı, devrim vesosyalizmin temel ve öncü gücü olmaya devam ediyor.
Bu gerçeğe olaninancımızla, bütün dünya halklarının kadın ve erkek işçilerini, emekçilerini,gençlerini, bilim insanlarını ve aydınlarını birleşmeye, uluslararasıburjuvazi, gericilik ve emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

“UluslararasıMarksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı” olarak bu yolda üzerimize düşenhiçbir görevi üstlenmekten kaçınmayacağımızı ilan ediyoruz!

TEILEN