Darbeler ve darbeleri lütuf sayanlar biter halk kazanır.

15 Temmuz 2016’da halk, Boğaz Köprüsü’nü kapatan tankların ve askerlerin, gece yarısına doğru meclisin bombalanmasının yansıdığı televizyon ekranlarından bir darbeyi naklen izledi. Sabaha karşı darbe bastırılmıştı.

Erdoğan’ın başkanlığındaki AKP iktidarının o zamanki iki ana kliği arasındaki güç çatışması, Gülen Cemaatinin kalkıştığı darbenin sindirilmesiyle çözüldü. Aslında o zamandan bu yana parça parça süren operasyonlar, sayısız kanal ve kürsüden yapılan ajitasyon sayesinde iktidar kendisine karşı yapılan darbe ortamını sürekli yaşatmaya devam etti. Bu çatışmanın sona ermesinden değil zayıflatılmış düşmandan güç devşirmeye de hala devam ediliyor.

Darbe, halk desteğini yitiren, yolsuzluk hikayeleri tartışılan, oy kaybetmeye başlamış olan iktidara nefes aldırmış, kendi ifadeleriyle “Allah’ın lütfu” olmuştu. Erdoğan yönetimi darbeyi fırsata çevirerek devleti ve siyaseti yeniden dizayn etmeye koyuldu. İktidarın düzenlemelerine karşı çıkan herkesi Fetöcü ilan ederek yarattığı korku ortamında emekçilerin sesini kısmaya çalıştı.

Darbe girişiminden birkaç gün sonra ilan edilen ve aralıklı olarak uzatılan OHAL sayesinde KHK’lerle yönetilen bir ara rejimin bilançosu 160 bin kişinin gözaltına alınması, 150 bin kamu görevlisinin ihracı, muhaliflerin baskı altına alınması; 100’den fazla gazete ve televizyonun kapatılması, tüm demokrasi güçleri üzerine tehdit, sindirme ve korku politikaları ile gidilmesi olmuştur. Bu süreçte bütün grevler “milli güvenlik” nedeniyle yasaklanırken, alanlar sadece iktidarın düzenlediği mitingler için açılmıştır.

AKP iktidarı, Darbeyi ve OHAL uygulamalarını fırsata çevirerek, MHP’nin de kayıtsız desteğini almış ve tek adam tek parti yönetiminin temelini atmıştır. Böylece 15 Temmuz darbe girişimi yeni rejimin dayanağı yapılmıştır.
Bu süreçte iç ve dış politikayla ilgili kararlar tekelci burjuvazinin çıkarlarının temsilcisi konumundaki ‘tek adam’ tarafından alınmış, Meclis ise tam anlamıyla tek adamın tasdikçisi konumuna düşürülmüştür.

İşçi ve emekçilerin grev hakkı gasp edilmiş; sendikal haklar ise kullanılamaz hale gelmiştir. Sermaye sınıfının çıkarları büyük bir keyfiyet ve sınır tanımazlıkla KHK ve yasalara geçirilmiş, basın susturulmuş, seçilmiş siyasetçiler ve belediye başkanların kaderi tek adamın bir sözüne bırakılmış, kayyum atamaları gündelik hayatın bir parçası haline gelmiştir.

Seçmen desteğini giderek kaybeden, MHP destekli iktidar bloğu ayakta kalabilmek için despotizme başvurmaktan çekinmemiştir. Bugün toplumsal muhalefet terörize edilerek susturulmak isteniyor. Çünkü; tek adam, toplumsal muhalefeti, daha gerici bir rejimin kurulmasının önündeki engel olarak görmektedir.

Darbe girişiminden 4 yıl sonraki tablo işçi sınıfının ve demokrasi güçlerinin bütün baskılara rağmen direnmeye devam ettiği bir tablodur. İktidar kesin bir sessizlik sağlayamamıştır; sağlayamayacaktır. İşçiler, emekçiler, geleceksizliğe mahkum edilmek istenen gençler başta olmak üzere halk sermaye egemenliğinin sultasına karşı mücadele ediyor.

Halkın, iktidar kliklerinin çatışmalarının bedelini darbeler, sıkıyönetimler veya OHAL uygulamaları ile ödemediği, halkı ezmek için lütufa dönüştürülen siyasi felaketlerin tarihe gömüldüğü, demokratik bir geleceğin inşası için bu mücadele sürecektir.

Darbeler ve darbelerden nemalananlar kaybedecek; halkın demokrasi mücadelesi kazanacaktır.

EMEK PARTİSİ

Genel Merkezi

TEILEN