Derin stratejinin dibinde debelenme ya da Tarık El Haşimi nerede, kimin arkasında?

IŞİD, 2 milyon nüfuslu Musul’u 2 saatte, hiçbir çatışmaya girmeden ele geçirdi!”

“IŞİD militanları bir gün içinde Saddam’ın memleketi Tikrit’i de ele geçirdi; IŞİD’den kaçan yüz binlerce kişi Musul’u terk ederek Kürt bölgelerine sığınıyor!”
“Musul’dan Bağdat’ın hemen kuzeyindeki Felluce’ye kadar Irak’ın yüzde 15’i IŞİD’in eline geçti. IŞİD “Bağdat’a yürüyoruz” açıklaması yaptı!
“Irak ordusunun askerleri çatışmaya girmiyor, tanklar, toplar gibi ağır silahlarını da bırakarak kışlalardan kaçan Iraklı askerler sivillerin arasına karışarak kaçıyorlar! Kerkük’te Irak ordusunun yerini Kürt askerler aldı!”
“IŞİD militanları Kerkük’ün 20 kilometre yakınına kadar geldi!”  “IŞİD Musul’u 900 kişiyle ele geçirdi!”
“IŞİD’in tüm Irak’ta en fazla 7 bin militanı var. Bir o kadar da Suriye’de olabilir.”
“IŞID Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nu bastı; konsoloslukta çatıma olmadı; diplomat, özel hareket polisi ve ailelerinden oluşan 49 kişiyi ve 32 TIR şoförünü rehin aldı!”
….
İki günden beri basın ve TV kanallarının gün boyu sürdürdükleri tartışmalar bu haberler ve bunlarla bağlantılı kimi ayrıntılar, dedikodular üstünden sürüyor.

AKIL ALAMAZ HABERLERE AKIL ALMAZ SENARYOLAR!
Haberleri izleyenler, “Musul’un iki saatte teslim alınmasını”, koca Irak Ordusu’nun nasıl hiçbir direniş göstermeden silahlarını bırakarak kaçtığına anlam veremiyor. Tıpkı Türkiye’nin, IŞİD Konsolosluğunun kapısına dayanana kadar, “Bir sorun yok. Vaziyete hakimiz” diyerek hiçbir önlem almadığının anlaşılmadığı gibi. Ve elbette bütün diğer iddialar da sorun birkaç bin militanı olan bir “terör örgütü”ne indirgenince olup biten iyice inanılmazlaşıyor.

GEL DE İNAN!
Bu haberlere inanılırlık kazandırabilmek için de bir komplo teorisi oluşturulmuş bulunuluyor.
Bu senaryoya göre; “Irak Başbakanı Nuri El Maliki sarsılan otoritesini yeniden kurmak için IŞİD saldırısına göz yumdu ve orduyu direnmeden geri çekiyor. Böylece ABD başta olmak üzere tüm dünyanın desteğini de arkasına alarak, Sünni Irak’ın üstüne (IŞİD’in ele geçirdiği ve geçirmek istediği bölgeye) bir operasyon düzenleyerek bir türlü kıramadığı Sünni direnişini ezmek ve adım adım bağımsızlığa doğru giden Kürtleri de hizaya getirmek istiyor. Böylece Maliki, Şii-Arap Irak amacını gerçekleştirmiş olacak!”
Bu senaryo bir adım daha ileri götürülerek, Maliki’nin bir amacının da IŞİD tehdidini göstererek Türkiye ile Kürdistan Federe Devleti’yle Türkiye arasındaki petrol anlaşmasını geçersiz kılmaya yönelik olduğunu da bu senaryoya ekliyorlar. Dahası, IŞİD’in Esad rejimi tarafından da desteklendiği de ekleniyor bu saçma senaryonun alt başlıklarında. Ve bilim insanı, diplomat, stratejist, asker ve sivil “uzman” denilen zevat bu senaryo üstünden karşı stratejiler geliştiriyor!

IŞİD BİRKAÇ BİN YABANCI DEVŞİRME MİLİTANDAN MI İBARET?
Belki kuruluşunda böyleydi. Belki Suriye’deki IŞİD böyle, esas olarak çeşitli ülkelerden toplanmış şeriatçı militanlardan ibaretti. Bu yüzden de Suriye’de tutunamadı. Ama Irak’taki IŞİD’in farklı bir yapıda olduğu anlaşılıyor. Çünkü Irak, Saddam’ın devrilmesinden sonra Şiilerin egemen, Kürtlerin haklarının da tanındığı bir ülke olarak yeniden kurulurken, uzun yıllar yönetici erk olarak örgütlenen Sünniler bu yeni statüyü bir türlü içlerine sindiremedi. BAAS partisini ve Saddam’ın asker ve sivil bürokrasisinin de ana kitlesini oluşturan Sünniler yeni Irak statükosuna karşı mücadele ettiler.
IŞİD bu mücadelenin örgütü olarak kurulup genişledi. Süreç içinde Sünni aşiretlerin desteğini alan IŞİD pazar yerlerine, Şii camilerine, polis ve asker karakollarına saldırarak Hükümeti ve düzen güçlerini yıldırma stratejisi izledi. Öyle anlaşılıyor ki, Irak’lı Sünniler içinde ciddi bir güç biriktirmiştir. Burada elbette, Saddam sonrasında BAAS’ın bürokrasisinin, askeri deneyim ve imkanlarının da IŞİD’in hizmetine girdiği, hatta onun için de başlıca önemli görevleri üslendiği anlaşılıyor. Nitekim Musul’a atanan IŞİD’çi Valinin Saddam’ın önemli bürokratlarından birisi olduğu belirtilmesi de sadece Sünni aşiretlerle değil, Saddam bürokrasisi ile IŞİD’in nasıl içli dışlı olduğunu gösteriyor.
Irak’ın yeni statükosu İçinde Iraklı Sünnilerin temsilcisi olarak Başbakan Yardımcısı olan Tarık El Haşimi’nin Irak’ta “terör örgütleriyle işbirliği içinde olduğu” gerekçesiyle Irak’ta idama mahkum edilmesi de aynı kapsamda, yani Haşimi’nin IŞİD’le bağlantısı olduğu anlaşılıyor.

TARIK EL HAŞİMİ ŞİMDİ NEREDE NE YAPIYOR?
Bu sorunun yanıtı, Türkiye’nin bugünkü pozisyonunu anlamak için önemli. Çünkü Türkiye’nin neo Osmanlıcı “derin stratejisi” burada duvara çarpıyor.
Anımsarsak, iki yıl önce Haşimi Türkiye’ye sığındı ve o günlerde Türkiye nerdeyse Irak’la savaş haline geldi. Türkiye’nin Enerji Bakanının uçağına Bağdat’a inişi izin vermemeye kadar geldi ilişkiler. Bunun nedeni ise Türkiye’nin Irak’taki Sünnilere yönelik Irak Hükümeti’nin baskılarına karşı çıkarken, Sünni bir bakış açısı üstünden hareket etmesi, Sünni olan her şeyi sahiplenmesi, Şii olana da karşı olduğunu, dolayısıyla Şii camilerini bombalayan Sünni teröristlere de sahip çıktığını her vesileyle ilan etmesiydi. Nitekim Başbakan açıkça Irak Hükümetini tehdit etmeye kadar götürmüştü işi.
Yine Haşimi bu tartışma ortamında Türkiye Hükümeti tarafından gadre uğramış, eza, cefa görmüş bir Sünni lider olarak karşılanıp kol kanat gerilmişti.
Bu aslında, Türkiye’nin henüz adı pek duyulmamış IŞİD’e verdiği destekti. Suriye’de de IŞİD’le yakınlık devam etmiş, resmen kabul edilmese de IŞİD’e yakın zamana kadar Türkiye; “Esad’a karşı savaşıyor. Rojava Kürtlerinin taleplerini batırmak için gerekli” diye  her desteği vermiştir. Ancak batılıların baskısı sonucu Türkiye IŞİD’i “terör örgütü listesine” almıştır. Ama o da lafta!

ALEVİ-SÜNNİ, Şİİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI EKSENİNDE BİR KAMPLAŞMA DÖNEMİ

IŞİD tartışılmaz biçimde bir şeriatçı örgüt. Sünni şeriatı üstünde bir devlet kurmayı amaçlıyor. Ama bu devleti zaten Müslüman olan ülkeler üstünde kurmak isteyince ister istemez; bu örgütün stratejisi bir “din ve mezhep savaşı” çıkrama üstüne kurulmuş oluyor. Dolayısıyla IŞİD, Alevi-Sünni, Şii-Sünni çatışması gibi bin 500 yıllık lanetli çelişkileri kışkırtan bir örgüt olarak hareket ediyor. Suriye’de Alevi-Sünni çatışmasını, Irak’ta Şii-Sünni çatışmasını kışkırtarak ilerliyor. Dolayısıyla da Musul’un IŞİD tarafından ele geçirilmesiyle gelinen yer, Irak’ta ve bölge ülkelerinde bir Sünni-Şii, Alevi-Sünni çatışması üstünden stratejilerinin öne çıkacağıdır.

AKP HÜKÜMETİ IŞİD’E KARŞI MÜCADELE EDEBİLECEK BİR HÜKÜMET DEĞİLDİR!
Bu kapsamda bakıldığında, 12 yılık iktidarı boyunca Erdoğan Hükümeti’nin bir dayanağının da bölgedeki mezhep çatışmaları üstünden prim toplamak olduğunu, bunun için Türkiye’de ve Suriye’de “Sünni taraf” olarak davrandığını, Irak’ta da açıkça Sünni direnişine, direnişin unsuru terörist gruplara destek verdiğini bilmeyen yok. Bu yüzden de IŞİD’i “terör örgütleri“ listesine alan Türkiye’nin IŞİD’e karşı gerçek bir mücadele vermesi beklenmez. Dahası, rehineleri kurtarmak için bile IŞİD’le çatışmaya girmesi söz konusu olamaz. Tersine Erdoğan’ın çizgisi El Kaide, Taliban, El Nusra ve IŞİD gibi kendisine göre “aşırı” şeriatçı örgütlerle bire bir örtüşen bir stratejisi olmasa da onun stratejisi içinde bu örgütlere karşı mücadelenin olmadığını artık herkes anlıyor. Bu açıdan bakıldığında iki-üç gündür AKP Hükümetin IŞİD’in girişimlerine karşı hiçbir laf etmemiş olması, “rehineleri kurtarma” gayretlerini zarar görmesi ihtimaliyle de açıklanamaz.
Nitekim IŞİD’in Türkiyeli şoförleri rehin alması ve konsolosluktaki çalışanları rehin alması, Hükümet cenahı tarafından beklenmeyen bir gelişme olmuştur. Konsolosluğun bunca gelişme karşısında hiçbir tedbir almamasının nedeni istihbarat eksikliği ya da olanları umursamama değil, IŞİD’in kendisine yardım sunan Türkiye’ye karşı böyle bir saldırı düzenlemeyeceğine duyulan güvendir!
Doğrusu buradan bakınca AKP Hükümeti’nin “Besle kargayı oyusun gözünü” durumuna düştüğü görülse de gerçek, bölgedeki Alevi-Sünni ya da Şii-Sünni kamplaşmasında, “derin stratejisi”nin gereği olarak AKP Hükümeti Türkiye’sinin Sünni safta yer alacağı dikkate alındığında IŞİD ve onun gibi şeriatçı örgütlere karşı ciddi bir mücadele içinde olmayacağı, belki bazı aşırılıklarını eleştireceği söylenebilir. Çünkü, AKP Hükümeti ile bu örgütlerin özledikleri dünya düzeni esasta çok da farklı değildir.

ORTADOĞU’NUN YENİ DÜZENİ VE TÜRKİYE!
Irak’taki bu gelişme yakın gelecek bakımından belki Irak’ın üçe bölünmesiyle sonuçlanacaktır. Ama orta vadede bu gelişmenin tüm bölge için çok daha önemli olacak sonuçlar doğuracağını söylemek bir abartı olmaz. Çünkü bu gelişmeler içinde en önemlisi bölgedeki çatışmanın açıkça bir Alevi-Sünni, Şii-Sünni kamplaşmasına dönüşmesi ihtimalidir ki; bu aslında emperyalistlerin Ortadoğu’ya yeniden düzen verirken, hazırda tuttuğu senaryolardan birsidir de.
Bu stratejide Türkiye’yi yönetenlerin yeni Osmanlıcılık hevesi ve bu yönetimin “laik Türkiye” ve “dinler ve mezhepler arasındaki farklıkları laisizmle aşma” amacını çoktandır geminin bordosundan atmış olduğu dikkate alındığında Türkiye’yi bu mezhep çatışmasının ortasına atacaklarından şüphe duymak için çok neden bulunamaz.
Hele de Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin “derin stratejisi” dibe vurmuşken, şimdi ortaya çıkan mezhep çatışması imkanını  “dipten çıkmanın” bir fırsatı olarak değerlendirmeye kalkmaları sürpriz olmaz. Nitekim iki-üç gündür yandaş basın ve ırkçı şoven kesimlerin sözcüleri ile Hükümete yakın “stratejist”, “diplomat”  ve “uzmanlar”ın “Kerkük-Musul bizden hileyle alındı”, “Kerkük-Musul bizim tarihsel mirasımız” propagandası yeniden gündeme getirilmeye başlanmıştır. Nitekim CHP de “dış politikada ayrılık gayrılık olmaz hepimiz aynıyız” dercesine Başbakan hakkındaki soruşturma önergesini geri çekti. Ve bu tutumu, “sorumlu politikacı” olarak alkışlandı.
Hele de rehinler meselesini “kazasız belasız” çözerlerse, iktidar muhalefetin “büyük devlet olma” öz güvenleri daha da artacaktır!

HARİTALAR DEĞİŞECEK,STARTEJİLER SINANACAK GÖRÜNÜYOR!
Irak’taki gelişmeler artık Ortadoğu’da “haritaların değişeceği” anlamına da gelmektir. Bu yüzden de bölge ülkelerinde son derece acılı gelişmeler yaşanacağı gibi aynı zamanda, bölgedeki ülkeler ve politika yapan bütün güçler için de bu gelişmeler, onların gerçek niyetlerinin ve stratejilerin de sınanacağı bir döneme karşılık gelecektir.
Bu yüzden de bölgede Suriye’deki gelişmeleri bile gölgeleyecek yeni gelişmelerin olması kaçınılmaz görünmektedir.
Bu kapsamda; Kürt sorununun bölge çapındaki çözümü için son derece önemli yeni dayanakların ortaya çıkacağı gözlenmektedir. Dahası, mezhepler sorunu, bölge ülkelerinin demokratikleşmesi, şeriatçılık ve laisizm sorunu, kadınların kurtuluşu mücadelesi, işçi sınıfı, enternasyonalizm ve milliyetçilik gibi sorunların, bu sorunlar üstünden mücadelelerin yeni boyutlar kazanacağı bir dönemin eşiğine gelindiğini söylemek abartı olmayacaktır.
Ve AKP Hükümeti’nin “derin stratejisi”nin sığlığının, yeni Osmanlıcılığın sadece bir ütopya olduğunun daha iyi anlaşılacağı bir dönem olacaktır bu dönem.

İhsan Çaralan

Evrensel Gazetesi-13/06/2014

TEILEN