Ekolojik yıkıma karşı bir gün değil her gün mücadele

1972 yılında İsveç’in Stockholm şehrinde 133 ülkenin katıldığı Birleşmiş Milletler Konferansında alınan kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak belirlenmiştir. BM’nin bu kararı almasının zorunluluğu, doğa üzerinde geri dönülmez zararların ortaya çıkmış olmasıdır. O günden bu yana ise tüm dünya, başta bu kararı alan ülke yönetimleri tarafından bir felaketin eşiğine getirilmiş durumdadır.

Her yıl bir temanın belirlendiği Dünya Çevre Günü için geçtiğimiz yıl “hava kirliliği ile mücadele” belirlenirken, bu yıl ise bu yıl “biyoçeşitlilik” olarak belirlenmiştir. Kapitalist dünyanın burjuva siyasi iktidarları bir yandan enerji, sanayi, maden ve turizm alanında uyguladıkları politikalarla talan ve tahribatı artırırken diğer yandan da sebep oldukları ekolojik yıkımı perdelemek üzere de kimi zaman “hava kirliliği ile mücadele” kimi zaman da “biyoçeşitliliğin korunması” gibi başlıklar belirlemektedir. Dünya Çevre Günü nedeniyle, özellikle çocuklara ve öğrencilere yönelik hazırlanan programlarda ise çevreye çöp atmayalım, suyu gereksiz akıtmayalım, yeşili koruyalım vb. kamu spotları yada şirket reklamlarıyla kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkım maskelenmeye çalışılmaktadır. 

Kapitalist sistemde, daha çok kar hırsıyla sürdürülen endüstriyel üretimin sonucu karşımıza küresel ısınma ve iklim değişikliği olarak çıkmaktadır. Küresel ısınmanın sonucu olarak yaşadığımız iklim değişikliği nedeniyle de fırtınalar, seller, kuraklık gibi afetler daha sık yaşanırken, sonuçları da ağır olarak olmaktadır. Yaşanan bu durum iklim değişikliği her gün derinleşen bir krize dönüştürmektedir. Kapitalist üretim ve talan devam ettiği sürece, iklim değişikliği krizinin ağır sonuçları da artarak devam edecektir.  

Stockholm’de alınan Dünya Çevre Günü kararının üzerinden 48 yıl geçti. 1972 yılında 10 kişiden 1’i hava kirliliğinden etkilenirken, bugün 10 kişiden 9’u kirli hava solumaktadır. Biyoçeşitlilik açısından ise geçen 48 yılda canlı türlerinin % 28’inin soyu tükendi. Bugün hayvan ve bitki türünün % 25’i yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Plastikten kaynaklanan çevre kirliliği 1980’e nazaran 10 katına çıkmış durumdadır. Her yıl 300 milyon tondan fazla ağır metal, eritici madde vb atıklar su kaynaklarına karışmaktadır. Avlanma, kirlilik vb nedenlerle denizlerdeki canlı varlığı azalırken, balıkların % 33’ü türünü sürdüremeyecek kadar az ürer duruma getirildiler. Yok edilen ormanlar ve tarım alanları da buna eklenince gelinen noktada hava, su ve toprağın yanı sıra canlı yaşamı da kapitalist sistemin üretim süreçlerinin artışına bağlı olarak, daha çok zarar görmektedir. 

Dünya, kapitalistler eliyle bir ekolojik yıkım yaşıyor. Yaratılan bu yıkımın sonuçlarından biri de Koronavirüs salgınıdır ve sonuçlarını da en ağır şekilde işçiler, emekçiler ve yoksul halk kitleleri yaşamaktadır. 

O nedenle; kapitalizmden kurtulmadan ne içinde yaşadığımız çevrenin talanından ve doğanın tahribatından ne de biyoçeşitliliğin yok edilme süreci geri döndürülemez. Varlığını doğanın yağmalanması ve insanın sömürülmesi üzerine kuran bu sistemin değişmesi için mücadele acil ve ertelenemez bir görevdir.

Partimiz Emek Partisi, yaşanılabilir bir dünya özlemini duyan gençler başta olmak üzere işçileri, emekçileri ve üretici köylüleri 5 Haziran Dünya Çevre Gününde, yaratılan ekolojik yıkıma karşı yaşamı savunmaya ve kapitalizmden kurtulmak için sadece bir gün değil, her gün mücadeleye çağırmaktadır.

EMEK PARTİSİ

Genel Merkezi

TEILEN