Emek Partisi 7. Genel Konferans / Kongre Sonuç Bildirgesi

7. Genel Konferansımız iç ve dış siyasal koşulların son derece kritik hal aldığı bir dönemde toplandı. Emperyalistler arasındaki egemenlik mücadelesi Ortadoğu, Ukrayna gibi yerlerde sıcak çatışmalara yol açarken ekonomik, mali, askeri her araçla keskinleşerek süren bu mücadele yeni emperyalist cepheleşmelere doğru ilerliyor.

Uluslararası ilişkilere belirsizliklerin damga vurduğu bir zeminde sermaye ve AKP hükümetinin “bölgesel güç olma” ve yayılma amacıyla yürüttüğü “yeni Osmanlıcı” dış politika tam anlamıyla duvara çarpmış bulunuyor. Sonuç, komşularla sıfır sorun diyerek çıkılan yolda kocaman bir “değerli yalnızlık”tır.

Suriye’de Esad rejiminin kolay yoldan götürüleceği hesabıyla El Kaide, El Nusra gibi cihatçı dinci terör örgütleriyle girdiği ilişkiler bugün AKP hükümeti ve Türkiye’nin ayaklarına dolanmaktadır. Irak ve Suriye’de halklara yönelttiği barbarca saldırılarla ABD ve Batılı emperyalistlerin bölgeye yönelik yeni müdahalelerine “meşruiyet” sağlayan IŞİD Türkiye’nin de çanak tuttuğu bu dinci terör batağında serpilip boy vermiştir. Ortadoğu’da emperyalist müdahaleler son bulmadan ve emperyalist müdahaleler karşısında tutarlı bir tutum almadan halkların yararına bir çözüm geliştirmek mümkün değildir. Diğer yandan dinci gerici yönetim dayatmaları karşısında halkların yararına bir çözüm için laisizm son derece önem kazanmıştır.

Partimiz Ortadoğu ve dünyanın her köşesindeki emperyalist saldırganlığa ve müdahalelerin yol açtığı haksız savaşlara karşı çıkarken, ulus ve halkların ulusal onur ve özgürlük talebiyle verdiği haklı savaşları ve mücadeleleri sonuna kadar desteklemektedir. Bu çerçevede EMEP 7. Genel Konferansı Kürt halkının Rojava’da kazandığı statüyü hedef alan her yaklaşımı lanetlediğini; IŞİD çetelerine karşı verdiği savaşta Kobane halkıyla birlikte ortak demokratik talepler için mücadeleyi sürdüreceğini bir kez daha vurgular.

AKP hükümeti ve arkasındaki güçlerin “tek adam, tek parti” yönetimini amaçlayan girişimleri toplumda kutuplaştırmayı derinleştirirken yeni çatışmalara da kapı açmaktadır. AKP hükümeti ve destekçileri en küçük bir muhalefeti dahi “darbecilik”le suçlamakta, bu durumu gerekçe göstererek yaptığı gerici yasal düzenlemelerle ulaşmak istediği rejimin taşlarını döşemektedir. 2015 Haziran seçimlerinde anayasa değişikliği yapacak bir çoğunluğa ulaşmak AKP’nin öncelikli hedefidir. AKP’nin Kürt sorununda “çözüm sürecini devam ettirme iradesi” göstermesi, yeni Alevi çalıştayları yapması ve toplumsal yaşamın ve eğitimin dini temellerde yeniden biçimlendirilmesine yönelik girişimleri hep bu amaca dönüktür. Gerçekte olan biten, AKP’nin seçimleri kazasız belasız atlatabilmesi için Kürtlerin ve Alevilerin yeni bir oyalama sürecine sokulmak istenmesinden başka bir şey değildir.

Modern yaşam tarzını savunmak, eğitimin dinin müdahalesinden kurtarılması, bilimsel, demokratik temele oturtulması için mücadele ve bu çerçevede laiklik savunusu son derece önemli olmakla AKP hükümetine yönelik mücadelenin yalnızca bir yanını oluşturmaktadır; diğer yanı AKP hükümetinin su götürmez sermaye uşaklığı, yaptığı yolsuzluklar ve halkı yoksullaştıran emekçi düşmanı politikalara karşı mücadeledir.

Türkiye OECD üyesi 34 ülke arasında gelir eşitsizliğinde 2. sırada yer almaktadır. TÜİK’in hane halkı anketinde 12 milyon kişi açlık sınırının altında yaşıyor. Aylık geliri 130 liranın altında olan kişi sayısı 1 milyon 640 bindir. Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın verilerine göre nüfusun % 39,8’lik bölümünü oluşturan geliri aylık 270 liranın altında 30,5 milyon kişi muhtaç yurttaş statüsünde bulunmaktadır. Kayıt dışı çalışanların sayısı 5 milyonunun üzerindeyken, sendikalaşma oranı % 6’ya kadar gerilemiş durumdadır. Ölümle biten iş kazaları (cinayetleri) sıralamasında Türkiye, Avrupa’da birinciliği kimseye bırakmazken, dünyada da ilk üç içerisinde yer alıyor.

Bu tablo kapitalist sömürünün en vahşi biçimde uygulandığını göstermektedir. İşçi sınıfının örgütsüzlüğe, taşeronlaştırmaya, esnek çalışmaya, düşük ücret dayatmasına, iş cinayetleri ve çalışma koşullarının ağırlaştırılmasına karşı verdiği mücadele fiili grev, direniş işyeri işgali gibi çeşitli biçimler altında sürmektedir. Ne var ki, patron ve devletten önce sendika bürokratları bu mücadelenin karşısına dikilmektedir. Bu yüzden bir yandan işçiler sendikalaşmak için her şeyi göze alan bir mücadele verirken, diğer yandan sendika bürokrasisinin en itibarsız dönemini yaşıyor olması şaşırtıcı değildir.

Partimiz, kapitalist sömürü ve baskıya karşı verdiği bu mücadelede tüm birikimi ve imkânlarıyla işçi sınıfının hizmetindedir.

Ülkemiz Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı büyük göç dalgalarından etkilenen ülkelerin başında gelmektedir. Sermayenin klasik “böl, yönet” politikası karşısında göçmen işçilere barınma, çalışma ve örgütlenme hakkı(eşit işe eşit ücret) talep etmek enternasyonalizmin bir gereği olmanın yanında işçi sınıfımızın çıkarına tek doğru tutumdur da.

Kapitalist kar hırsı uğruna nükleer santral, HES, RES yapımı için tarımsal alanların, ormanların, derelerin geriye dönüşü mümkün olmayacak şekilde talana uğratılması bütün dehşetiyle sürüyor. En son Soma’nın Yırca köyünde onlarca yılda yetişen 6 bin zeytin ağacı katledildi. Çevre sorunu her geçen gün daha fazla kapitalizme karşı bir mücadele sorunu olarak bilince çıkarken, köylülüğü de demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir bileşeni halinde örgütlenmeye yönelten etkenlerden biri haline gelmiştir.

Derinleştirilen cinsiyet eşitsizliği ve eşitsizliği “doğallaştıran” gericilik kadınların yaşamını cehenneme çeviriyor. Kadınlar bugün dünden daha fazla oranda gelenekçi, ataerkil tahakkümcü, muhafazakâr anlayışın zorbalığına, kaderciliğe ve “fıtrat”la özetlenen gericiliğe mahkûm ediliyor. İktidarın tutumu vahşileşen şiddetin, kadın emeği sömürüsünün, yoksulluğun da katmerleşmesine neden oluyor. Savaşın, eşitsizliği ve sömürü koşullarını derinleştirdiği bu süreçte kadınların gerçek eşitlik ve barış için mücadelesinin dayanakları artmaktadır.

Türkiye’de özellikle Haziran Halk Direnişi ve ardından devam eden mücadelelerde gençlik kitlesel eylemleriyle, cesaret ve militanlığıyla öne çıktı. 7. Genel Konferansımız, partimizin gençlik mücadelesinin ilerletilmesine yönelik sorumluluklarının arttığına dikkat çekerek, işçi sınıfının bilimsel dünya görüşünün geçlik yığınları içerisinde yaygınlaştırmanın hayati önemini vurgulamıştır.

Emek, demokrasi ve barış güçlerinin yüz yüze kaldığı sorunlar birleşik mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Partimiz ittifaklar sorununa sınıflar temelinde yaklaşmış ve emperyalizm ve işbirlikçi gericilik karşısındaki güçlerin en geniş ittifakını sağlamak için çaba göstermiştir. Emek, demokrasi ve ilerici halk güçlerinin bir cephesi olarak örgütlenen HDK içinde bu anlayışla yer almıştır. Ancak gelinen yerde HDK’yı da kapsayacak biçimde demokrasi güçlerinin birleşik cephesine ihtiyaç vardır. Partimiz HDK içindeki görev ve sorumluluklarını daha ileriden yerine getirirken, demokrasi güçlerinin daha geniş bir mücadele cephesinde birleşmesi için çalışmaya da devam edecektir.

EMEP 7. Konferansı, emperyalist müdahale ve savaşlara, tekellerin dayatmaları ve işbirlikçi gericiliğe karşı; Kürt sorununun eşit haklar temelinde demokratik çözümü, inançlar arası ayırımcılığın son bulması, laikliğin gerçek temellerine oturtulması, siyasal-sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, sınırsız söz, basın ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerin elde edilmesi vb. için bütün emek, barış ve demokrasi güçlerini Birleşik Demokrasi Cephesi’ni örgütleme yolunda çaba göstermeye çağırmaktadır.

EMEK PARTİSİ
ARALIK 2014

TEILEN