Emekçi kadinlar kazandiklari hiç bir mevziden vazgeçmeyecek!

5 Aralık 1934 Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin yıldönümüdür ve Kadın Hakları Günü olarak anılır. Bu hak ısrarla ve inatla sürdürülmüş bir mücadelenin sonucunda kazanılmıştır.

19. yüzyılda dünyanın pek çok yerinde oy hakkı talebi kadınların büyük bedeller ödediği bir mücadele konusu olmuştur.Kadınlar bu mücadele sayesinde seçimlerde oy kullanabilmeyi ve aday olabilmeyi başarabilmişlerdir. Ekim Devriminden itibaren çalışma hayatında, siyaset alanında ve toplumsal yaşamda konumlarını güçlendirmiş, eşitlik konusunda devasa adımlar atılmış, bunun diğer ülkelerdeki yankısı da kadınların eşitlik mücadelesinin önüne örülen bariyerleri sarsmıştır.

Türkiyeli kadınlar da Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlattıkları bu mücadele sayesinde seçme ve seçilme hakkını kazandılar. Türkiyeli kadınların 1934’ten bu yana kullanabildiği bu hak için mücadele eden tüm kadınlara şükranlarımızı sunmayı bir borç biliyoruz.

Ne var ki bir hakkın kazanılması onun tehlike ve tehdit altında olmadığı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla seçme-seçilme hakkı, bugün bile, korunması ve geliştirilmesi uğruna sürekli mücadele yürütülmesi gereken bir konudur. Meclisteki kadın vekil oranın yüzde 17.48 olduğu ülkemizde, bu hakkın fiilen nasıl sınırlandığı ortadadır. Kadınların ilk kez seçime katıldıkları 1935 yılından bugüne 12.416 vekil seçilmiştir ve ancak bunun 712’si kadındır. Bugün kadınların erkeklerle eşit olmadığını, iki cins arasında fıtrat farkı olduğunu ısrarla öne süren siyasi iktidar; kadınların yerini ev ve aile arasına sıkıştırmaya, kadınların sokaktaki fiziksel varlıklarından siyasi temsiliyetlerine kadar bulundukları her mevziiyi daraltmaya çalışmaktadır.

Bir yandan şiddet, yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlikle boğuşan kadınların siyasete katılımı da seçimden seçime oy kullanmaya, seçim çalışmaları sırasında iktidar partilerine saha çalışması yapmaya indirgenmiştir. Bunun dışında siyasi faaliyet gösteren kadınlar çeşitli biçimlerde aşağılanmaya devam etmektedir.

İktidarın bu politikasından cüret alanlar da vardır. Bir üniversite dekanı kadın adaylara yerel seçimlerde oy vermeme çağrısı yapabilmektedir. Durum o kadar vahim bir hal almıştır ki, 25 Kasım’da şiddete hayır demek için sokağa çıkan kadınlar terörist ilan edilebilmektedir. Bu siyasal tavır, kadınların kendi talepleri için siyaset yapabilme özgürlüğünü ve hakkını tasfiye etmeyi amaçlamakta, ancak iktidar politikalarına destek oldukları sürece kadın sözünü meşru bulacağının altını çizmektedir.

Seçme-seçilme hakkı kadınların siyasete katılımının tek biçimi değildir. Siyasi partilere üye olmak, politik görüşleri doğrultusunda özgürce siyasi çalışma yapabilmek bu hakkın tamamlayıcısıdır. Bu zeminin güçlendirilmesinin, seçme ve seçilme hakkının genişletilmesinin garantisi sadece eşitlik ve özgürlük mücadelesindedir.

İşçi-emekçi kadınların kendi hak ve talepleri için sürdürdüğü mücadele demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır ve bugüne kadar kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini, haklarını ve özgürlüklerini büyütme mücadelesinden geri durmayacaklarını her türlü baskıya rağmen göstermişlerdir.

Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi sürecektir!

YAŞASIN KADINLARIN EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ!

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan

TEILEN