Eşitsizliğin Ve Sömürünün Sürdüğü Değil, İnsanca Yaşanacak Bir Düzen İçin…

EŞİTSİZLİĞİN VE SÖMÜRÜNÜN SÜRDÜĞÜ DEĞİL,

İNSANCA YAŞANACAK BİR DÜZEN İÇİN…

Kadınlar birlikte mücadeleye!

Ülkemizde de ilk vakaların ortaya çıkmasıyla birlikte 12 Nisan itibarıyla 1 ayını dolduran covid19 salgının ortaya çıkardığı tablo, eşitsizlikler, ayrımcılık ve sömürü üzerine kurulu düzeni apaçık gözler önüne serdi.

Açıklanan paketlerin yüzde yüzü sermayenin, patronların derdine derman olacak önlemlerden oluşuyor. Emekçilerin, kadınların yıllardır korumak için mücadele ettikleri hakları torba yasaların, genelgelerin, ek maddelerin satır aralarına sıkıştırılarak gasp ediliyor. Önlemlerde tüm zenginlikleri, değerleri üretenlere, toplumsal hayatın üreticisi olanlara hiçbir pay tanınmadığı gibi emekleriyle biriken fonlar talan ediliyor. Tek adam yönetimi, emekçilerin, işsizlerin, ezilenlerin, kadınların ortak taleplerine kulak tıkıyor. En acil ve temel talep olan; zorunlu üretim ve hizmet birimlerinin dışındaki tüm işyerleri ve çalışma alanlarının ücretli izne çıkarılması talebi yok sayıldı. Halk, virüs tehlikesi ile aç kalma tehlikesi arasında seçim yapmaya zorlandı, zorlanıyor. Ülkede çığ gibi büyüyen işsiz sayısına son bir ayda 4-5 milyon daha eklenirken kadın, erkek milyonlarca emekçinin, aileleriyle birlikte yaşam hakkı kadere/virüse terk edilmiş durumda.

Bu bir ay boyunca ‘yapacağız’, ‘yakında’ diye duyurulan ve büyük bir lütuf gibi sunulan sosyal yardımlara ulaşılabildiğine dair hiçbir veri yok. Tam aksine emekçilerin devlet kapılarını aşındırıp muhatapsız, eli boş, çaresiz bırakıldığını görüyoruz. Hiçbir yardım alamadığı için feryat eden Roman kadına verilen “Geber” yanıtı, içinde yaşatıldığımız düzenin esasının ekonomik, sosyal ve politik rant olduğunun, halkın korunmaya değer görülmediğinin en gaddar ve çıplak ifadesini oluşturdu.

2 MİLYON KADIN İŞSİZ

Onca eşitsizliğin, yoksulluğun içinde en büyük eşitsizliklere maruz bırakılan, en korunmasız kesimi kadınlar oluşturuyor. Ucuz iş gücü, güvencesiz çalışma ve günlük, geçici işçi dendiğinde akla ilk gelen kadınlar en çok gıda, tarım ve hizmet sektöründe çalışıyor. Türkiye’de 1 milyon ev işçisi kadının çoğunluğu sözleşmesiz, geçici ve güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor. Salgınla birlikte gelirlerini, işlerini tamamen kaybetme durumuna geldiler. Halihazırda 2 milyona yaklaşan işsiz kadın sayısının salgın bahanesiyle artan işten atmalar sonucunda artacağı, ücretsiz izne zorlamalar ile yoksulluktan, açlıktan, şiddetten korunamayacakları evlerine dönmek zorunda bırakılacakları açık. Hala çalışmak zorunda olan kadın işçiler sağlıksız, kötü koşullarda, işten atılma tehdidi altında çalışıyor. İşyerinde de şiddet, baskı ve cinsiyetçi uygulamalar arttı. Kadın işçiler ustabaşlarının zoruyla yaptıkları işin yanı sıra işyerlerinin “hijyeninden” de sorumlu hale getiriliyorlar. İşten atılma korkusu işyerlerinde tacizi, kadınların onurlarını zedeleyen tutumları artırıyor. İlk işten çıkarılacak olma kaygısı, aileye, babaya, kocaya ekonomik olarak daha da bağımlı olma korkusu, ekonomik destek arayışında tümüyle yalnız olma hissi kadınların endişelerini büyütüyor.

SAĞLIK EMEKÇİSİ KADINLAR HAYATİ RİSK ALTINDA

Sağlık emekçilerinin yüzde 70’ini oluşturan kadınlar hem yoğun çalışma temposu hem de iş yerlerindeki yeni riskler nedeniyle salgından en çok etkilenen kesimi oluşturuyor. Sağlık çalışanları arasında bugün bile hala düzenli bir şekilde virüs takibi yapılmıyor. Sağlık çalışanı kadınlar, hastanelerde artan iş yükü, virüse yakalanma, virüsü eve taşıma riski, eksik önlemler gibi nedenlerle büyük kaygı içinde. Hayati riskleri büyük. Aynı şekilde hastanelerde çalışan taşeron temizlik ve yemekhane işçileri birçok yerde yetersiz koruma önlemleri altında, üstelik ayrımcılığa uğrayarak, bir kadın işçinin ifadesiyle “virüs muamelesi görerek” çalışmak zorunda bırakılıyorlar.

TARIM İŞÇİSİ KADINLAR İÇİN ACİL ÖNLEM

Mayıs ayı itibariyle Türkiye’de kadınların yoğun olarak çalıştığı mevsimlik tarım işçiliği artacak. Temiz su, barınma ve beslenme koşullarının olmadığı, tuvalet gibi en temel ihtiyaçlara erişimin bile olmadığı çalışma alanlarında azami düzeyde önlemlerin alınmaması, hayati maddi ve ayni desteklerin sağlanmaması halinde salgın adeta bir felaket olarak yaşanabilir.

KADINLARA YÖNELİK ŞİDDET ARTTI

Salgın önlemleriyle birlikte kadınlar için özel koruyucu tedbirler alınmaması durumunda kadınlara yönelik şiddetin artacağı endişesi bir aylık süreç içindene yazık ki gerçek oldu.

  • Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na salgın günlerinde yapılan ihbar verilerine göre fiziksel şiddet yüzde 80, psikolojik şiddet yüzde 93, sığınma evi talebi yüzde 78, ihbar bildirimi yüzde 100, hukuki destek verilmeyen şiddet vakalarında ise yüzde 96 artış oldu.
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Mart ayı raporunda, 21’i salgın başladığı tarih olan 11 ile 31 Mart arasında olmak üzere 29 kadının katledildiğini açıkladı.
  • İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün verilerine göre ise İstanbul’da ev içi şiddet Mart’ta yüzde 38,2 arttı.
  • İzolasyon süreci boyunca şiddete uğrayan, karakollara başvuran kadınların desteksiz bırakıldığı, kadınların adliyelerin kapalı olması nedeniyle başvuru mekanizmalarına ulaşamayacaklarını düşündükleri için şikâyet etmekte tereddüt ettikleri gözlendi.

Emekçi mahallelerde bizzat gördüğümüz; kadınların canına kast edilme riski büyüyen evlerde bir başlarına bırakıldıkları, devletin hiçbir kademesinden dertlerine çare olacak bir elin uzatılmadığı, yapılan başvuruların salgın bahanesiyle geri çevrildiği, şiddetin arttığı ve üstünün bizzat devletin almadığı önlemler nedeniyle kapatıldığı gerçeği. Şiddet artarken, hükümet önlem almak yerine, HSK eliyle, kadına karşı şiddetin önlenmesine dair 6284 Sayılı Kanun’daki tedbir kararının kadınların aleyhine işleyeceği açık olan bir karar aldı. Bu gerçeklere rağmen, Aile Bakanı’nın çıkıp “şiddet azalıyor” açıklaması yapması, tek kelimeyle yalandır! Gözünü gerçeklere kapatan bakanın çizdiği esenlik tablosunun gerçeklerini, bu ikiyüzlülüğün hayatlarına mal olduğunu gören kadınların öfkesi ise burnunda!

ÜCRETLİ İZİN KARARI VERMEYEN DEVLET YAŞAMI TEHDİT EDİYOR

Açlık, yoksulluk ve dışlanmışlığa uğrayan, korunmaya ‘değer görülmeyen’ milyonların zarar görmeye en açık kesimini oluşturan kadınların ev içi yükleri de arttı. Ücretsiz izinler ve işten çıkarmalar, hak gaspları kadınların yaşadığı yoksulluğu ve yoksunlukları derinleştiriyor, gelecek kaygısını arttırıyor. Ücretli izin düzenlemesi çıkarmayıp, etkili, yaygın ayni ve maddi yardım sağlamayan devlet 20 yaş altı için evden çıkma yasağı getirerek çocuklarına tek başına bakan, çalışmak zorunda olan kadınları yaşamsal bir çıkmazla yüz yüze bırakıyor. Tek başına ebeveynlik yapmak zorunda olan, boşanma sürecinde olan, koruma kararlarıyla yaşamak zorunda olan kadınlar için salgın sürecinde çok daha zorlu koşullar söz konusu.

SAĞLIK HAKKI GÜVENCEYE ALINMALIDIR

On yıllardır uygulanan neoliberal politikalar sonucunda özelleştirilip piyasalaştırılan sağlık sisteminin salgın hastalıkların önlenmesinde ve bunlarla mücadelede birincil önem taşıyan ilk basamağı, koruyucu halk sağlığınınçökertilip yok edilmesinin sonuçlarını bugün tüm halk ağır bir şekilde yaşıyor.

 Sağlık sisteminin yetersiz kapasiteleri gerekçesiyle dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de adı konulmadan “sürü bağışıklığına” yol verildiği, gecikerek alınan önlemlerin, evde kal çağrılarının büyük bir ikiyüzlülüğü barındırdığı gerçeği gözler önüne serilmiş durumda. Bunlarla birlikte sosyal güvenceden ve nitelikli sağlık hizmeti alabilecek gelirden yoksun güvencesiz koşullarda çalışan kadınlar sağlık hakkına erişmekte daha büyük zorluklar yaşıyor. Şiddete maruz kalan kadınlar, gerek virüs bulaşma riski gerekse hastanelerin virüsle mücadeleyi öne almaları nedeniyle ihtiyaç duydukları en temel sağlık hizmetlerine dahi erişemiyor. Kadın sağlığına ilişkin sorunların çözümü yanı sıra aile planlaması, gebe izlemi, doğum öncesi ve sonrası bakım ve izlem, ana-çocuk sağlığı hizmetleri, kronik hastalıkların izlemi, menapoz dönemi sağlık sorunları gibi temel hizmetlerin sürdürülmesinde yaşanan aksaklıklar kadınların sağlığını tehlikeye atıyor. Zaten sınırlı hale gelmiş kürtaj hakkının kullanılmasında bugün daha büyük engellerle karşı karşıyayız.

MÜLTECİ KADINLAR ÖLÜMLE AÇLIK ARASINDA

Özellikle en korunmasız kesimi oluşturan mülteci kadınlar, salgın süreciyle birlikte daha büyük bir görünmezliğe, yoksulluğa, şiddete ve hak gasplarına mahkûm ediliyor. Kamplarda, çadırlarda, konteynırlarda, gecekondularda zor ve sağlıksız koşullarda yaşayan, ne suya ne de sabuna erişemeyen mülteci kadınlar kışkırtılan düşmanlık nedeniyle korkuncun da korkuncu koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyor.

Mülteci ve göçmenler hiçbir belediyeden destek alamıyor. Valilik, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, Kaymakamlık göçmen ve mültecilere gerekli desteği vermiyor. Mülteci kadınlar kadına yönelik şiddetle ilgili hiçbir destek mekanizmasından yararlanamıyorlar,ŞÖNİM’lerden faydalanamıyorlar.

AYRIMCI, EŞİTSİZ İNFAZ DÜZENLEMESİ KADINLAR İÇİN BÜYÜYEN TEHLİKE

Devletin elindeki olanaklar kadar zor araçlarının da halk düşmanlığı için kullanıldığını gördük. Beceriksizce getirilen iki günlük sokağa çıkma yasağının, zaruri olmayan üretimlerde bulunan fabrikalar için bile nasıl delindiğine, işçilerin çalıştırıldığına şahit olduk.

Yıllar içinde kendisine muhalefet eden her kesim ve meslek grubundan insanı cezaevlerine dolduran iktidar, gazetecileri, siyasetçileri, hak savunucularını, muhalefet güçlerini cezaevlerinde tutmaya devam eden, hasta tutukluları, çocukları ve çocuklu tutukluları görmezden gelen, ama cinsel suç faillerini, şiddet faillerini hiçbir denetim olmadan salıverecek olan ayrımcı, eşitsiz bir infaz düzenlemesini karşımıza çıkardı. Kadınları ve çocukları yaşam haklarına kast edenler karşısında tümüyle korunmasız bırakarak yapılan bu düzenlemeyle yeniden yaşama kast eden bu düzenleme, ölümlere, şiddete, istismara göz göre göre davetiye çıkarmaktır. 

MÜCADELE, DAYANIŞMA, ÖRGÜTLENME!

Covid19 salgını bir kez daha gösterdi ki insanlığın, Türkiye halklarının mevcut düzenin, eşitsizliğin ve barbarca sömürününsürdürülmesine değil, insanca yaşanacak bir düzene ihtiyacıvar.

İnsanca çalışacak ve yaşanacak bir dünyayı ve düzeni ise ancak hayatı üretenler, emekçiler yaratabilir. Emek Partisi’nin varlığının amacı ve hedefi budur. Emek Partisi erkek, kadın, genç tüm emekçileri bu uğurda birliğe, mücadeleye, dayanışmaya ve örgütlenmeye çağırıyor.

Fiziki mesafe kuralını geçerli kılan bu günlerde birliğin, dayanışmanın, örgütlenmenin yeni biçim ve yolları elbette yaratılıyor, çoğaltılıyor. Bugün emekçi kadınların yaşam sürdüğü, çalıştığı her yerde, her alanda tüm zorlu koşullar karşısında dayanışma ile ayakta kaldığını biliyoruz; dayanışmayı büyütmek ve mücadele birlikleri kurmak için yaşadığımız, çalıştığımız her yerde bir araya geliyoruz.

Salgın döneminde tek adam yönetiminin sermayenin, egemenlerin çıkarına emekçilerin aleyhine çıkardığı tüm uygulamalara karşı emekçilerin en temel talebini yineliyoruz:

  • Zorunlu ve gerekli olanların dışındaki tüm üretim ve hizmetler durdurulsun, güvenceli güvencesiz ayrımı yapmadan tüm çalışanlara ücretli izin,
  • Maddi geliri olmayan herkese etkili, yaygın maddi ve ayni yardım,
  • Elektrik su doğalgaz giderlerinin devletçe karşılanması,
  • Başta sağlık olmak üzere zorunlu çalışma alanlarında emekçilerin sağlıklarını güvence altına alan, kadın çalışanların özel ihtiyaçlarını gözeten etkili, düzenli ve yeterli koruma önemlerinin alınması,
  • Kadına yönelik şiddete karşı acil önlem planı açıklanması, tüm yasal hakların güvence altında olduğunun açıklanması, salgını fırsat bilip kadınların haklarını gasp etme planlarına bir son verilmesi, kadınların şiddetten korunması için devletin tüm olanaklarının seferber edilmesi için birlikte mücadele edeceğiz.

EMEK PARTİSİ  

Genel Merkezi

TEILEN