Faşizme ve gerici savaşlara karşı mücadele günü olarak 8 Mayıs

76 yıldır “Faşizme ve Savaşa Karşı Zafer Günü” olarak kutlanan 8 Mayıs, artık faşizme ve emperyalist ve yayılmacı fetih savaşlarına karşı mücadele günüdür!

1 Eylül 1939 ila 8 Mayıs 1945, dünya toplumları tarihine 52 milyon ölü (27 milyonu Sovyet yurttaşı), bir o kadar yaralı ve sakat bırakarak, kültürel iktisadi-sosyal alanda büyük yıkımlara yol açarak geçen bir dünya savaşının başlangıç ve bitiş tarihleridir. 2. Dünya Savaşı, emperyalist-faşist saldırı ve işgalin tetiklediği emperyalistler arası bir savaş olarak yayıldı, anti faşist savaşın zafere ulaşmasıyla sona erdi. Aynı nedenledir ki 1 Eylül “Savaşa karşı barış”; 8 Mayıs, “faşizme karşı zafer” günü olarak kabul edilmiştir. Ve aynı nedenledir ki, Dünya işçi ve emekçileri başta olmak üzere ilerici-demokrat, anti faşist toplum kesimleri yetmiş yılı aşkın zamandır bu iki tarihi de emperyalist ve ilhakçı savaşlara ve faşizme karşı mücadeleyi yükseltme günü olarak görmüş, değerlendiregelmişlerdir.

Bu tarihlerden ilki, kapitalist emperyalizmin, pazar ve etki alanları üzerine kavganın kaynağı olduğunun; mali sermaye ve tekellerin paylaşılmış dünyayı güç oranında yeniden paylaşma kavgasıyla bağlı savaşların daha fazla ve azami kâr için süren rekabetle dolaysızca bağlı olduğunun, kendi pratiğiyle toplumsal tarihin zaman sayfalarına kaydolduğu gündür. Ve ikincisi, barbarlıkta gösterdiği sınırsızlık ne olursa olsun faşizmin ve onun dayanağı olan mali sermaye ve tekellerin yenilgiye uğratılabileceğini göstermiştir. 8 Mayıs 1945’te Nazi ordularının vahşetle kana boyadıkları bütün diğer Avrupa başkentleri gibi Berlin’in de faşist barbarlıktan kurtarıldığı gündür. Faşizm mutlak şekilde kaçınılmaz olmadığı gibi yenilmez olmaktan azade de değildir. Mali sermaye ve tekellerin bu en saldırgan ve terörist diktatörlüğü halkların mücadelesiyle engellenebileceği gibi, işbaşına geldiğinde de yine kararlılık ve cesaretle sürdürülecek yığınsal mücadele ile yenilgiye uğratılabilir. Faşizme karşı mücadele tarihinin günümüze devrettiği tarihsel ders budur!

FAŞİST BARBARLIĞA KARŞI ÖZGÜRLÜK İÇİN

Hitler, 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırarak İkinci Dünya savaşının borazanını çaldı. Doğu’daki bölgeleri Alman Hinterlandı (etkinlik alanı-arka bahçesi) yapacaktı, ancak bunun için İngiltere ve Fransa’yı etkisizleştirmesi gerekiyordu. Polonya’nın Hitler, Habeşiştan’ın Mussolini tarafından işgali başlangıçtı. Çekoslovakya düşerken İngiliz-Fransız emperyalistleri, Hitler’i Moskova üzerine yöneltmenin iğrenç planlarıyla meşguldüler.  Polonya, Norveç, Danimarka, Hollanda, Lüksemburg ve Belçika birbiri ardına işgal edilip Paris Nazi kıtalarının bombardımanları altında inlediğinde, Londra’ya sıra geldiğini gören İngiliz ve Amerikan emperyalist şefleri harekete geçme ihtiyacı duydular. Ancak tarihe Münih politikası olarak geçen riyakârlık, Nazi savaş makinesinin Sovyetler Birliği’ne saldırısını teşvik içerikliydi. Stalin’in “ittifak” önerisine kulak kapatıp Avusturya’nın faşistler tarafından işgaline göz yumdular.

Avrupa ve dünya imparatorluğu hedefiyle hareket eden Hitler-Mussolini faşist cephesi-buna bir süre sonra Japon imparatorluk ordularının Asya’daki saldırısı eklendi- 21 Haziran 1941’de Moskova’ya yöneldiğinde, aralarında Türkiye’nin Alman ve Hitler hayranı gerici burjuva kesimleri de olmak üzere kapitalist dünyanın en azgın komünizm düşmanları, faşist savaş makinesinin birkaç ay içinde Sibirya sınırlarına dayanacak şekilde sosyalizm topraklarını baştan sona ezip geçmesi beklentisiyle ellerini ovdular.

Ama faşizmin büyük hava ve kara savaş birlikleri Sovyet anavatan savunma kuvvetlerinin; Sovyet işçi ve emekçileriyle onların ‘kızılordu’sunun büyük fedakârlık ve kararlılık gücüyle karşılaştılar. Sovyet halklarının direnişi 2 Şubat 1943 günü Stalingrad zaferi ile yeni bir evreye vardı. Gelişmeler, Hitler faşizminin yenilgisi yönündeydi. Karşı direniş sürer ve işgal orduları püskürtülürken İngiliz ve Amerikan emperyalist şefleri, Avrupa’yı kurtarmanın ancak Stalin yönetimindeki S. B. ile ittifak yaparak mümkün olacağını görerek bu amaçlı görüşmelere yöneldiler. Sovyet halklarının sosyalizm bayrağı altında ve vatanlarını işgale karşı savunmanın yanı sıra Avrupa halklarının faşist barbarlıktan kurtuluşu için verdikleri büyük savaş Nazi kıtalarının geri püskürtülmesini sağladı ve onlar geçtikleri yerleri yakıp yıkarak kaçmaya başladılar. ABD ve İngiliz emperyalizmi, bu durumun sosyalizm yönünde Sovyet etki alanını genişletmeye yol açacağını görerek bunu sınırlayıcı hamlelere başladılar. Ancak, Sovyet halk kuvvetlerinin faşist işgal kıtalarını püskürtmesinin Avrupa ülkelerinde süren faşizme karşı mücadeleye güç vermesini, kızıl ordu birliklerinin Hitler faşistlerini Berlin’e dek kovalayarak daha önce işgal edilen tüm toprakların ve üzerinde yaşayan halkların faşizmin vahşetinden kurtulmalarını sağlayan asıl güç olmasını önleyemediler. Batılı emperyalistler için önemli olan Fransa, Belçika, Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkelerde sosyalizmin mevzi kazanmasını önlemekti. Batı Almanya’yı ‘ele geçirdiler’ ve işçi sınıfıyla komünizme karşı savaşta Nazi savaş teknolojisi ve istihbarat servisinden yararlanmayı ihmal etmediler.

FAŞİZME KARŞI ZAFER, HALKLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNE GÜÇ VERDİ

8 Mayıs, faşizmin kesin yenilgisinin gerçekleştiği gündür. Bu yenilgi 2. Dünya Savaşı’nın sonunu da getirmiş oldu. Avrupa ve Asya halkları başta olmak üzere faşist-emperyalist saldırı hedefindeki halklar, işçi sınıfı ve partileri için yeni bir dönem başlamıştı.

1921’den itibaren İtalya başta olmak üzere faşist harekete ve faşist diktatörlüklere karşı mücadele eden ileri işçi ve emekçiler, demokrat ve sosyalist aydınlar ve işçi komünist partileri, faşizme karşı savaştaki cesaret, kararlılık ve fedakarlıklarıyla emekçi kitlelerin desteğini daha fazla görmeye başladılar. Doğu Avrupa’da halk egemenliğine dayanan halk demokrasisi yönetimleri kuruldu ve bu yönetimler Sovyetler Birliği desteğinde sosyalizan politikalar uygulamaya başladılar. Fransız ve İtalyan Komünist Partileri bu prestij ve destekten aldıkları güçle savaş sonrası hükümetlerde yer aldılar. İşçi hareketinin daha fazla güçlenmesi ve sosyalizmin Batı Avrupa’da da alternatif haline gelmesini önlemek için burjuvazi, sosyal haklarda iyileştirme politikasına yöneldi. Eski sömürgeci yöntemler sürdürülemez duruma gelmişti. Arnavutluk ve Çin’de işgal karşıtı kurtuluş mücadelesi halk devrimiyle sonuçlandı. İşgalciler kovuldu vb. Dünya’da ilerici-devrimci ve demokratik hareketlerin güç kazandığı bir döneme girişmişti ve bunda faşizmin yenilgisi, dünyayı yeniden paylaşma hedefli savaşın sona ermesi, kapitalist-emperyalist dünyanın önemli bir kesiminde halk egemenliği ve sosyalizm mücadelesinin artan şekilde güç kazanması en önemli etkendi.

GÜNÜMÜZDE 8 MAYIS

Kapitalist dünyanın yüz yüze olduğu ekonomik sosyal sorunların giderek ağırlaşması, birçok ülkede ekonomik krizlerin ortaya çıkması ve işsizlik, yoksulluk ve açlık sorunlarının artması, bölgesel ölçekli ancak dünyanın en büyük emperyalist güçlerinin işin içinde ve arkasında oldukları savaşların devam etmesi, savaş koşulları ve ekonomik nedenli nüfus göçünün kitlesel mülteci-göçmen akınlarına yol açması ve bunun da şovenist anti demokratik ve faşist milliyetçi akım ve partiler tarafından istismarla güç kazanma aracı haline getirilmesi vb. gibi olgusal gelişmelerin, faşizm tehlikesini birçok ülkede aktüelleştirdiği bir dönemde, faşizme karşı mücadelenin tarihsel deneyimi artan bir önem kazanmıştır.

Faşist akım ve partiler Fransa, İtalya, Macaristan, Avusturya, Almanya gibi Avrupa ülkelerinde, faşist partiler Brezilya, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerde, faşist grup ve örgütler Ukrayna, Hollanda ve birçok başka ülkede sadece faaliyet halinde değiller, değişen oranda olmak üzere güç de kazandılar. Brezilya ve Hindistan’ın başında Bolsonaro, Mondi gibi faşistliğini açıkça ilan eden yöneticiler bulunuyor. Türkiye, devlet yönetim yetkilerini elinde toplamış, yasalarla kendini bağlı görmeyen aşırı merkezci ve militarist ‘Tek adam yönetimi’ tarafından yönetiliyor. Bu yönetimin izlediği politikalar bir faşist rejim inşaası yönündedir.

76 yıldır “Faşizme ve Savaşa Karşı Zafer Günü” olarak kutlanan 8 Mayıs, artık faşizme ve emperyalist ve yayılmacı fetih savaşlarına karşı mücadele günüdür! Faşist dikta yönetimlerini önlemek için anti faşist mücadele deneyimlerinden yararlanma ihtiyacı artmıştır. Bu mücadelenin ana kitlesi, demokratik özgürlükler mücadelesinin de en tutarlı kitlesi olan işçi sınıfı ve kent-kır emekçileridir. Ancak işçi ve emekçiler, faşizm tehlikesinin olduğu ülkelerde de diğer ülkelerde de sermaye fraksiyonlarının politik etkisi altında büyük oranda bölünmüş durumdadırlar. İşçi komünist partileri hareketi yönlendirecek güce ulaşmış olmaktan uzaktır. Emekçi kitlelerin büyük çoğunluğuyla farklı ideolojik-siyasal akım ve partilerin etkisi altında oluşu ve azınlık bir bölümü sendikalı iken, onların da burjuva politikasıyla iş birliği içinde ve işçi sınıfı mücadelesinin önüne barikat kuran platformlarda bulunmaları önemli bir olumsuzluk etkenidir. Ancak bütün bunlardan varılacak sonuç, faşizme karşı mücadelenin birleşik bir halk cephesi olarak şekillenmesi için daha çok çabaya ihtiyaç olduğudur. İşçi ve emekçi halk güçlerinin şovenist milliyetçi ve faşist parti ve akımların, din istismarcısı bezirgân burjuva şarlatanlarının etkisinden çıkması ve anti faşist cephe birliğinin temel ve en önemli dayanağını oluşturması için kesintisiz, yaygın, canlı ve somut siyasal teşhir, tehlikeyi işaret eden gelişmelerin sergilenmesi, işsizlik, yoksulluk ve açlığın faşist-şovenist istismarının deşifre edilmesi ve her adımda tüm uluslardan emekçilerin birliğinin savunusu başlıca sorumluluktur. İşçi ve emekçi kitlelerinin, kent ve kır küçük burjuvazisinin, küçük üretici kesimlerin yayılmacı savaş politikasına, faşist gericiliğe ve faşizmi inşa pratiğine karşı siyasal demokratik haklar ve çalışma-yaşam koşullarının iyileştirilmesi için mücadele saflarındaki birliği gerçekleştiği oranda anti faşist mücadele güç bulacak, 8 Mayıs tarihsel önem ve anlamına uygun bir güncellik kazanacaktır. Faşizme karşı mücadele eğilimi gösteren siyasal-sendikal, yerel ya da daha merkezi dernek, sendika, siyasal grup, çevre örgütü vb. gibi güçlerin işçi ve kent kır emekçileriyle birlikte bu mücadeleye seferber edilmeleri için somut durumu hareket noktası alan yerel ve merkezi birlik ve ittifak oluşumlarına ihtiyaç artmıştır.

8 Mayıs’ın “zafer günü” olarak kutlanması, güçlü bir mücadele günü haline gelmesi/getirilmesiyle bağlıdır.

A. Cihan SOYLU– Evrensel Gazetesi

TEILEN