Geri Kabul Anlaşması 5’nci yılını doldurdu: Utanç sözleşmesi derhal iptal edilmeli

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 18 Mart 2016’da imzalanan mültecilere dair “Geri Kabul Anlaşması”nın bugün 5’nci yıldönümü. Türkiye’ye fon desteği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Avrupa’da vize serbestisi tanınması ve Türkiye’nin AB üyeliğine geçmesinde fasılaların yeniden açılması gibi pazarlıklarla imzalanan antlaşma çok açıktır ki, ülkemizi bir “göçmen deposu” haline getirmiştir ve Türkiye’ye bekçilik görevi verilmiştir.

Anlaşma çerçevesinde, kendi imkanlarıyla Avrupa topraklarına ayak basan mültecilerin Türkiye’ye iade edilmesi karar altına alınmıştır. Oysa savaştan ya da zulümden kaçan insanların istediği ülkeye sığınma talebinde bulunması evrensel bir haktır.

Anlaşmanın imzalanmasının ardından Avrupa tarafından ilk kafile 4 Nisan’da İzmir’e gönderilmiştir. Tarihe ‘utanç sözleşmesi’ olarak geçen anlaşmanın ardından ‘geri gönderilen’ mültecilerin üzerine çekilen branda ise bu insanlık ayıbının üzerini örtmeye yetmemiştir.

‘Mültecileri ve krizi sınır dışında tutmaya’ yarayan anlaşma hem AB hem de altında imzası bulunan devletler açısından bir utanç anlaşması olarak tarihe geçti. Mültecilere hiçbir insani çözüm sunmayan bu anlaşma, pek çok insani kriz ve hak ihlaline de neden oldu. Mültecilerin söz hakkı olmadan imzalanan anlaşma, aynı zamanda uluslararası sığınma ve iltica başvurusu hakkını güvence altına alan 1951 Cenevre Sözleşmesine de darbe vurdu.

Mültecileri Avrupa’ya karşı elinde bir koz olarak tutan AKP hükümeti ise geçtiğimiz sene Mart ayında “Eyy Avrupa” diyerek mültecileri ve göçmenleri Yunanistan sınırına gönderdi. Büyük insanlık dramının yaşandığı Pazarkule’de göçmen ve mülteciler iki ülke arasındaki tampon bölgede sıkışıp kaldı. Şiddete uğrayan, ellerindeki her şeyi kaybeden mülteciler, sonrasında Geri Gönderme Merkezlerinde tutuldu.  Geçtiğimiz günlerde yeniden tazelenen Geri Kabul Anlaşması ile birlikte Pazarkule gerilimin tarafları ne kadar samimiyetsiz olduklarını bir kez daha ispatlamış oldular. Sonuçta pazarlıklar uğruna mağdur edilen yine mülteciler oldu.

Türkiye’yi mültecilerin iadesinde güvenli bir ülke olarak ilan eden anlaşmaya rağmen; mülteciler statüsüzlüğe, yoksulluğa, sosyal güvencesizliğe ve ötekileştirilmeye terk edildi. Geçici koruma statüsü geçiciliği kalıcı hale getirdi. Bu süreçte nefret söylemiyle gerçekleşen saldırılarda hayatını kaybedenler oldu.

Suriye savaşının ve göçün 10’nuncu yılında 5 milyon mülteci ve göçmen hala arafta yaşamaktadır. Emperyalistlerin tek derdi ise bu kabul edilemez durumu “sürdürülebilir” kılmaktan ibarettir. Gerçek ve insani çözüm için öncelikle Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. Mültecilerin üçüncü ülkeye geçmelerinde güvenli yollar açılmalı, sadece Türkiye değil AB ve diğer merkez kapitalist ülkeler de sığınma taleplerini ve mülteci statüsünü kabul etmelidir. 

İnsan hakkı ihlalleriyle sık sık gündeme gelen Geri Gönderme Merkezlerindeki baskıcı uygulamalara son verilmeli, buralar “göç ve iltica merkezlerine” dönüştürülmelidir.

Partimiz, yerli ve mülteci işçileri, bölgede emperyalist politikaların son bulması, mülteci dramı ve sömürüsünün son bulması için ortak hak mücadelesinde birleşmeye çağırmaktadır. Emek ve demokrasi güçleri bir utanç belgesi olan Geri Kabul Antlaşmasının çöpe atılması için ses yükseltmelidir.

Emek Partisi

Genel Merkezi

TEILEN