“Gorbacov Demokratizmi”nin içeriği ve etkileri üzerine

Birkaç yıldır göklerde bir yıldız parlıyor. Giderek parıltısı artıyor. Doğu’dan doğdu. Gözün gözü görmediği karanlıklar içinden. Işınları Batı’dan daha bir görünür oluyor. Batı’ya doğru bir yörünge çiziyor.
Bu “yeni” yıldızın adı Gorbaçov. Eski bir dünyayı aydınlatıyor. Koma halindeki eski yapıların umut ışığı oldu. Ölgün yüzleri, çırpıntısız yürekleri, yorgan gönülleriyle bildik eski çehreler feyiz almaya başladılar bu ışınımdan.
Reagan’dan Thatcher’e sosyalizm düşmanları neredeyse sosyalistliklerini ilan edecekler. Bilinen çevreler hemen yeni programlar ve eylem planları oluşturdular uygun adım. “Sosyalizmin kalesine” ilişkin kuşkuya kapılanlar iman tazelediler, tazeliyorlar. Ürkekçe revizyonizm söylemiyle salınanlar, sosyalizmin gerileme sürecinden söz edenler, Gorbaçov’u ve onun “yeniden açlığı ilerleme yolunu” takdis ediyorlar. Bir kısmıysa, yaptıklarını az, düşünce ve önerilerini yeterince ilerletilmemiş buluyorlar; olumluyor ama daha çok şey bekliyorlar. Ünlü revizyonizm ve sosyal emperyalizm karşıtları, eleştirel bir konumu çok hızlı terk etmemeye çalışarak Gorbaçov övgüsü yapmaya başladılar. Bu arada, Sovyet revizyonizmini eleştirenler, ne yazık ki, değerli bir dost ve bağlaşıklarını yitirmiş oldular! Ya da sırtlarındaki bir kamburdan kurtuldular. Bazıları bir Sovyet düşmanı eksildi diye sevinebilirler. “Dostumuz” onlara kutlu olsun… Bu “değerli dostlar”, şimdi, sosyal emperyalizm teorilerini beklemeye aldılar, “ne olacağı belli değil, süreç izlenmeli”, “sosyalizmin kurtulup kurtulamayacağı önümüzdeki yıllarda belirlenecek” diyorlar. Gorbaçov başarılı da olabilirmiş başarısız da… Mao’yu ve “Kültür Devrimi” örneğini izlemeyi salık veriyorlar ona…
Uluslararası alanda, Batı burjuvazisi belirgin bir destek eğilimi içinde. Güçlenecek bir Rusya’dan kuşkusuz çekiniyorlar, ama aradaki yöntem dil ve üslup farklarının kaldırılması ya da en aza indiriliyor olmasından hoşnutlar.
Doğu ülkeleri ve pek saygın liderleri çoğunlukla Gorbaçov’dan önce Gorbaçovcuydular, şimdi daha rahatlar. İmre Nagy’nin “aşırı demokratizmi”, “piyasa ve kapitalizm yönelimini” bastırarak kendine yer edinen J. Kadar’ın “demokrasi” ve piyasa yanlılığı ve Gorbaçov destekçiliği emekliliğini önleyemedi. Çok sayıda işçi çalıştırma serbestîsiyle özel teşebbüsün, grup mülkiyetinin, piyasanın belirleyiciliğinin, IMF üyeliğinin ülkesi Macaristan’da revizyonist sistem, uyum sağlayan değil yol gösteren yeni bir önderliğe gereksinim duyuyordu. Gross ve çevresi daha tam Gorbaçovcu kişilikleriyle yeni İ. Nagy rolü oynamak üzere iktidara geldiler. İlginci, Çekoslovakya’ya ilişkin yaşanıyor. Otto Şik ve Dubçek’in “güler yüzlü piyasa sosyalizminin” yıkıntıları üzerine taht kuran G. Husak, bugün güler yüzlü-piyasacı Gorbaçovla yan yana duruyor. Dubçek’i açık olarak aklamaktan da çekinmeyen Gorbaçovla… Koyu bir bürokrat ve Çekoslovak işgalinin önde gelen savunucularından Bulgaristan Lideri Jukov “bürokrasi eleştirmeni”, “barışçıl” Gorbaçovla birlikte ve açtığı yoldan ilerliyor. Polonya’da askeri diktatörlüğün başı Jaruzelsky “açıklık politikası” şampiyonu Gorbaçov’un peşinden gidiyor. Gorbaçov mu inanılır değil, takipçileri ve yol arkadaşları mı? Akla uygun olan, hem Gorbaçov’un hem de diğerlerinin inanılır olmamaları değil mi?
Çin ve Deng Siao Ping de Rusya ve Gorbaçovla gözle görülür bir yakınlaşma içinde. En çok Afganistan ve Kamboçya işgalleri ve Çin sınırındaki Sovyet birlikleriyle ilgilenen milliyetçi bir konumda duran Çinliler, bu konularda sağlanmakla olan ilerlemelere bağlı olarak ne yapacaklar? Aynı -zamanla değiştirse de- Kruşçev sonrası Brejnev’in gelişini sosyalizmin kurtuluşunun başlangıcı olarak karşılayan Mao’nun yaptığını mı? Şimdiden bunu yapıyorlar. Çin’in “Sovyetlerin esas saldırgan olduğu” noktasından hareket eden ABD ile ittifak politikası yerini hem ABD hem Sovyetler Birliği ile ilişkiler kurma ve yararlanma politikasına bırakıyor. Gelecekte SB ile ittifak politikasına da dönüşebilir Çin’in yönelimi. Ancak ideolojik yakınlık bir yana, Çin’in geleneksel “düşmanı düşmana kırdırma” politikasında uzun süre ısrarlı olacağı öngörülebilir. Ancak Gorbaçov iktidarından bu yana Çinlilerin Sovyet sosyal emperyalizmi ve hegemonyacılığı konularında eleştirel bir tulum içinde olmadıkları kaydedilmelidir. Çinliler Gorbaçovcu olmayacak kadar büyük bir ülkenin kibirli çocukları… Vermemekle ve yakınlaşmakla yetiniyorlar. Desteklerinin biçimi böyle.
Tekrar Türkiye’ye dönelim.
“Sosyalizmin yeni yıldızı”, ‘demokratizmi’yle prim yapıyor. Yaygın etkisinin kaynağı, ülkesi için olduğu kadar uluslararası açıdan da, devasa bir sorun ve yakıcı bir gereksinim olan demokrasi sorununu gündeme getirmiş ve ustaca propagandasını yapıyor oluşumladır. Glasnost (açıktık) politikasıyla, bürokrasi ve aşırı merkezciliğe karşı çıkışıyla, Sovyetlerin önemi ve seçim ilkesi üzerinde duruşuyla “Gorbaçov demokratizmi”, birçok insan ve akım üzerinde etki sağlıyor. Liberal, reformcu konumlarda yer alanları, hatta bir tür “sosyal emperyalizm teorisi” savunucularının teorik duruşlarını sarsıp bozmayı da içermek üzere, cesaretlendirip peşine takıyor.
Dünyanın hemen her yanında olduğu gibi Türkiye’de de demokrasi gereksemesi olağanüstü boyutlarda. Türkiye bir Doğu ülkesi ve demokratik geleneklere sahip değil. Bu, demokratlar, genel olarak solcular ve halta sosyalistler üzerinde de yansıyor. Yakın geçmiş, “solcu” askeri darbelere bel bağlamışlığın, geliştirilen cunta teorilerinin, yanı sıra “ben bilirim-ben yaparımcılığın”, dayatmacılığın, hoşgörüsüzlüğün, kitleden kopukluk ve onlar adına hareket etmenin, aşırı merkeziyetçiliğin ve katılımcılığın söyleminden bile uzak yapıların örnekleriyle dolu. Ve hareket noktaları açısından sağlıklı olsa da yöntem, yaklaşım ve çıkarılan sonuçlar açısından sağlıksız sorguluma ve eleştirilerle yoğun bir süreç yaşandı, yaşanıyor. Demokrasi ve özgürlük sorunlarına ilişkin vurgulamalarla…
Öte yandan, başlıca SB’de sosyalizmden eri dönüş ve kapitalizmin restorasyonuyla birlikte ortaya çıkan olumsuzluklar, bürokrasisiyle, polis devletiyle, kulelerin ekonomik ve siyasi yaşamın dışına itilmesiyle sansürün karanlık atmosferiyle, militarizmi ve siyası ve kişisel özgürlük yoksunluğuyla anti demokratik yapı, umul kırıcı olduğu gibi, çeşitli alternatif teorilerin geliştirilmesine maddi zemin oluşturdu. Genel olarak solcular ve sosyalistler, Sovyetler Birliği’ne baktıklarında, sosyalizmin nasıl olmaması gerektiğini gördüler. Ve demokrasi yokluğu ve gereksinimi SB ve sosyalizme ilişkin düşünsel süreçlerde temel bir hareket noktası oldu.
Ulusal ve uluslararası alanda yaşanan umut kırıcı gelişmeler ve olumsuzluklar, temel tezleriyle sosyalizmden bir uzaklaşmaya, sınıf sorununu önemsememeye, proletarya devletini hedef alan genel bir diktatörlük eleştirisiyle birlikte salt bireysel özgürlüklerin ve soyut bir demokratizmin yüceltilmesine kaynaklık etti. Yenilgileri, zaaf ve olumsuzluklarıyla yaratılmış bir ortamda, gericiliğin son yıllardaki derinlemesine ideolojik baskısının da etkisiyle sınıfsal içeriği boşaltılmış bir demokratizm modası baş gösterdi.
İşte SB’nde ekonomik tıkanma, siyasal çözümsüzlük ve sosyal patlamalara gebelik koşullarının ürünü olarak işbaşına gelen Gorbaçov’un “demokratizmi”. Türkiye’yi ve Türkiyeli demokrat ve solculun böyle bir ortamda yakalattı. Birçok insan ve akım Gorbaçov’da yeni bir soluk buldu.
Bu akım ve insanlar Gorbaçov’u büyük bir heyecanla selamlamıyorlar. Ne Gorbaçov ne de onu selamlayanlarda bandan, aşağıdan hareketleniyorlar çünkü. Kitlesel coşkudan yoksunlar; onu selamlayanlar tuttuklarını kopana bir ruh ve eylem halinde değiller, devrimci bir atılımcılıktan uzaklar; sadece emekçilere benimsetmekte -bir kısmının böyle bir sorunu da yok- kuşkulu oldukları konum ve yönetimlerini güçlendiren, cesaretlendirici bir yıldız olarak selamlıyorlar Gorbaçov’u.
Pro Sovyet revizyonistleri bir yana bırakırsak, çeşitli solcu kişi ve akımlarda görülen genel eğilim, çoğu benzeri girişimin -Kruşçev, Mao… örneklerinde olduğu gibi- olumlu sonuç vermemiş ve taklitçilik ve şablonculuktan çok çekilmiş oluşu nedeniyle, tamamen uyum sağlamama ama güçlüce etkilenme, “hınk deyicilik” değil ama genel bir destek ve bekleyerek süreci gözleme. Umut duyma ve belirtme ama Gorbaçovculuğun gerçek içeriğini görme ya da sezmeden gelerek belli bir mesafeli duruşu da korumaya çalışma… “Sosyalizmin tıkanıklığını aşmaya yöneldiği” yakıştırmasıyla benimseme ve genel bir destek uma beraberinde deneylerden süzülmüş kuşkucu, eleştirel ve zaman kazama bir gözlemcilik… Ancak bir kez sosyalizm adına kutsanan, girişimlerinin başarılı bir sonuca ulaşıp ulaşamayacağı konusunda atak bir tutumla iddialar ile sürülmese de, bu girişimlerinin sosyalist ya da sosyalizmin sorunlarını çözebilecek içeriği onaylanan Gorbuçov’u eleştirel yaklaşım, sorunun özüne değil ayrıntılarına ilişkin kalıyor.
Gorbaçov açıklık politikası diyor ve bu yönde uygulamalar içine giriyor. Bürokratizme karşı çıkıyor, işbaşına geldiğinden bu yana bürokrat suçlamasıyla birçok parti ve devlet yöneticisi değiştirildi. Merkezciliği eleştiriyor, yetkilerin dağıtılmasından yana. Son Konferans, Sovyetlerin güçlendirilmesi ve yöneticilerin en çok on yıllık süre ile sınırlı olarak görevde kalabilmesi kararlarını aldı. Tüm bunların üstünde ise yoğun bir demokratız m propagandası yürütülüyor.
Uzun bir baskı dönemi boy unca Avrupai gıdalarla beslenen Türkiye solunun büyük bir çoğunluğu ise, içeriğini tanımlamadan, ekonomik temeli ve sosyal yönüne ilgi göstermeden Gorbaçov’la aynı noktada buluşuyor. Halta bazıları Gorbaçov’u henüz az “demokrat” bularak eleştiriyor: “Bütün iktidar Sovyetlere”… “Çok partili sosyalist demokrasi”… “Doğrudan demokrasi
Kuşkusuz bu destek sonrası “ayrıntısal” eleştiriler, “Gorbaçov demokratizmi”nin sosyal sınıfsal içeriği ve ekonomik temelini hiç dikkate almadıklarından harekele geçirici liberal etkeni örtemiyorlar, daha ötesi bir kısmı doğrudan, liberalizmin, burjuva demokratizminin göstergesi oluyorlar.
Gorbaçov ve yaptıklarını olumlu bulan değişik kaynaktan gelme bir liberal yaklaşım da, O’na proletaryayı ayağa kaldırmayı ve katılımcılığı öneren, Sovyet kapitalizmi, Sovyet burjuvazisi ve sosyal devrim gereği gibi saptamalarını nereye koyacağını bilemeyen, ama koyacak bir yer ararken bu saptamalarla çelişen yaklaşımlar sergilemekten kaçınmayan Maocu sosyal emperyalizm teorisi savunucularınınki. Proletaryasız, üstten gelme hareketi eleştiren ve katılımcı gelişkin bir demokrasi savunusu yapma görünümü veren bu akım, geçmişten kalan cuntacı-tepeden inmeci teori ve pratiğinin ruhum uygun olara/!, yine de “sosyalizmi rayına oturtma” olanağına sahip olduğunu varsaydığı Gorbaçov’un başarı ya da başarısızlığını sürece bırakıyor. Hem de genel bir olumlamayla…
Aslında, sosyo-ekonomik yapının eleştirisinden hareket etmek ve bu temelde çıkarsamalar yapmak yerine, bu temelden yansıyan siyasal, kültürel ve dış ekonomik süreçleri eleştirerek geliştirilen Maocu sosyal emperyalizm teorisiyle bugün bulunulan nokta ve onun teorileştirilmesi arasında derin bir zıtlık bulunmuyor. Çok büyük gibi görünen dönüş kolaylıkla yapılabiliyor. Ekonomik yapıları, üretim ilişkileri ve bunlardaki dönüşümleri, değer yasası ve piyasa ekonomisinin genelleşmesi, ücret ve fiyat politikalarındaki değişiklikleri, üretimin kâr amacı üzerine oturtulmasını değil, “parti ve devlet iktidarının gaspı”, dış politika sorunları, hegemonyacılık, ulusal hareketlere karşı tavır, sömürgecilik, silahlanma, saldırgan dış politika, savaş-barış sorunları gibi sorunları teorisinin çıkış noktası ve esas vurgusu yapan yaklaşım, bugünkü dönüşe yatkındır. “Olumlu” söz ve girişimleriyle bir yıldız işbaşına gelince “gasp” sorunu ortadan kalkıyor ya da bir ölçüde ortadan kalkıyor, çünkü gelen hem de bürokratizmi eleştiriyor Gorbaçov, bir de barışçı dış politika izlemeyi öngördükçe, silahlanma yarışını durdurmayı ve nükleer silahları imha etmeyi önerdikçe, Afganistan’dan çekilmeye, Kamboçya’da barışın sağlanmasına yöneldikçe, bu teori zaten dayanaklarını yitirecekti. Burjuvazi, kapitalizm, sosyal devrim söylemine son vermek çok mu?
Demokratik özlem ve arayışların saygıdeğerliği bir yana, hemen hiç bir kişi ya da akım Gorbaçov demokratizmi”nin sosyal içeriğini sorgulamadığı gibi, bu demokratizmin ekonomik temeline, Gorbaçov’un Sovyet ekonomisinin sorunlarımı yaklaşımına, ekonomik yaşama ilişkin öneri ve uygulamalarına yorum getirmiyor. Oysa Gorbaçov reformlarının ana unsuru ve belirgin özelliği ekonomiyle ve ekonomik sorunlarla ilgilidir.
1987 Mayısında, Ekim Devrimi’nin 70. yılında, şoförlük, lokantacılık, ayakkabı imalatı gibi alanlarda bireysel mülkiyet ve özel teşebbüse olanak sağlayan bir yasa çıkarıldı…
Sanayi ve tarım işletmelerinin mali özerkliklerinin güçlendirilmesi yönetimiyle merkezi plân en genel hedefler saptamakla sınırlandırılarak işlevsizleştiriliyor. İşletmeler plan hedefleri üzerindeki üretimlerini istedikleri gibi kullanabilecek, istedikleri fiyattan satabilecek, yatırabilecek ya da tasarruf edebilecekler. Yıllık ücret fonlarını özgürce kullanabilecekler: Ne kadar işçi çalıştıracaklarını kendileri saptayacak, işçi çıkarımına gidebilecek, fonun, primler, teşvikler, maaş vb. türünden dağılımını yine kendileri kararlaştıracaklar.
Genel olarak ücretler, ücret fonu, piyasaya, ürünlerin “satış gelirlerine bağlı” olacak. Ürün fiyatları “esnek” bir şekilde saptanacak yani piyasada oluşacak.
Mali özerkliğe sahip işletmelerin üretimlerini satış ve gelir hedefleri, daha çok gelir ya da doğru deyimiyle kâr elde etme amacı belirleyecek, Gorbaçov “maliyet muhasebesi” ve “son sonuç” diye tanımladığı kârın en iyi denetleme aracı ve belirleyici olduğunu vurguluyor.
Toprak dâhil, tarım ve sanayi işletmelerinin özet kişi ya da gruplara kiralanması ve üstü örtülmeye bile gerek duyulmadan açık kapitalist tarzda işlet ilmesi gündeme getirildi.
Oto-finansmanı gerçekleştiremeyen yani, kâr edemeyen ya da zarar eden işletmelerin “borçlarına devletin kefil olmayacağı ilkesi” getirilmiştir bu işletmeler iflasa ve kapanmaya terk edilecek ya da daha iyi işleticilik vaat eden kiracılara devredilecektir.
Devlet ve işletmeler bazında yabancı sermayeyle ortak yatırımlar geliştirilecek ve ülkenin çeşitli yörelerinde serbest pazarlar oluşturacaktır.
Gorbaçov’un ekonomik reformlarının başlıcaları bunlar. Ve bu reform önlemlerinin tek hır anlamı var: Özel mülkiyelin, bireysel ve grup mülkiyetinin geliştirilmesi doğrultusunda de:- adımlar atılması, piyasa ekonomisinde Batı normlarına hızlı bir yöneliş ve yatırımlar, ücretler, fiyatlar kredi ve faizle) gibi tüm ekonomik kategorilerin, daha “özgürce” piyasa kasıllarında oluşması.
Sosyalizmin kurtarılmasından, sosyalizmin gerçek niteliğine dönüşten, sosyalist demokrasinin geliştirilip olgun kıstırılmasından söz açanlar. Doğu’dan yükselen Batı yıldızının “demokratizminin” övücüleri niçin bu sorunlara ilgi göstermiyorlar? Gorbaçov’un, “sosyalizmin” ekonomi politiğini yeniden yazına girişimi niçin sessizce geçiştiriliyor? Ekonomik alandaki reformlar konusunda ne düşünülüyor?
Gorbaçov’un yaptığı, sosyalizm olarak sunduğu genel bir demokrasi söylemiyle puan toplamak, demokrasi gereksinimi ve artmışlarını sömürmektir. Eşitlik ve özgürlük kavramları farklı sınıflar için farklı anlamlar yüklüdür: Birincisi birlikte var olan sömürücü ve sömürülen sınıfların bir arada varoluş koşullarında ezilenler için hiç bir zaman gerçekleşme olanağı bulunmayan hak eşitliği ve ticaret özgürlüğü, alım-satım özgürlüğü, lam da Gorbaçov’un işletmeler için yasallaştırdığı türden ine de olsu devlet tekelinin sınırlandırıcılığından, plan hedefleri üzerindeki üretim açısından “kurtuluş” önemli bir “özgürleşmedir!” ve işten çıkarılmayı kabullenme ve çalışmama özgürlüğü olarak. Ve sınıfların ötesinde, sınıflar ve sınıf ilişkilerinin kaldırılması anlamında bir eşitlik ve iş bölümüne bağımlılıktan kurtulma ve ona giden yoldu ekonomik alanı da kucaklayan, insanın kendi efendisi olacağı gerçek bir özgürlük. Ve demokrasi de anlamını yitirinceye dek ya azınlığın ya da çoğunluğun demokrasisidir. Kimin için sorusundan kaçılamaz. Sınıfsal içerik görmezden gelinemez. Ekonomik temel ertelenmezlik edilemez. Kuşkusuz bunlar yapılabilir, burjuvazinin doğuşundan bu yana yapılıyor da. Bunu şimdi birde Gorbaçov yineliyor. Ancak bu tutum insanın kendine sosyalist demesinin engelidir, kişiyi bir burjuva demokrat, bir liberal yapar ya da daha kötüsü.
“Gorbaçov demokratizminin” başlıca unsurları neler?

AÇIKLIK POLİTİKASI GLASNOST
Bu politika “Gorbaçov demokratizminin” en belirgin unsuru durumunda Krusçev ve özellikle Brejnev döneminin haberleşme iletişim bilgi edinme özgürlüğünü tümden yadsıyan, resmi tulum ile çelişen iç ve dış olay ve gelişmeleri gizleme politikası şimdi aleniyet ve açıklık politikası ile değiştiriliyor. Kazakistan olayı. Çernobil, Afganistan’dan çekilme sorunu ve benzeri gelişmelerden haberdar edilmekle kalınıyor Sovyet halkı: belirli bir hedefe yönelik eleştiriler çerçevesinde dile getirilse de enflasyon ve işsizliğin kabulüne kadar uzanıyor bu politika Kitle iletişim araçları artık yalnızca birkaç ay öncesinin sansürlü haberlerini vermiyorlar: “moral bozucu” ve olumsuz haberler de yayınlanabiliyor, insanlar çeşitli sorunları tartışabiliyor, hatta parti ve devletin doğrudan kontrolünde olmayan gruplar belirli engellemelerle karşılaşsalar da örgütlenebiliyorlar.
Bu gelişmenin demokratik bir içerik taşıyor oluşundun söz edilebilir. Glasnost, içinin nasıl doldurulduğu, hangi tarihsel koşullarda ortaya çıktığı, amacı ve nasıl kullanıldığı ve yönelik olduğu hedefleri soyutlanarak ele alındığın da, demokratik bir görünüm veriyor. Genel olarak konuşulduğunda haberleşme ve örgütlenme özgürlüğü kötülenemez. Hele, Kruşçev ve özellikle Brejnev döneminde, sosyalizmin yıkıntıları üzerinde yaratılan polis devletinin dayanılmaz cenderesinde bir gevşeme olumsuzlanamaz. Madalyonun bir yüzü bu
Nasıl ki faşizm, örneğin Hitler faşizmi karşısında genel olarak özgürlükler ya da iletişim özgürlüğü olumsuzlanamazsa, Sovyetler Birliği’nde revizyonist tek parti diktatörlüğü ve polis devleti koşullarında özgürlüğün en küçük bir belirtisi bile olumsuzlanamaz. Ama yine nasıl ki, faşizm karşısında siyasal özgürlüklerle sınırlı bir yaklaşım, savunucusunu sıradan bir burjuva demokrat, bir liberal yaparsa “Gorbaçov demokratizmi” ya da “glasnost”cu siyasal özgürlüklerle sınırlı bir yaklaşım da burjuva, liberal bir platformu benimsemek olur.
Gorbaçov destekçileri ve ondan etkilenenler “glasnost”un içinin nasıl doldurulduğuna ilgi göstermedikleri gibi kuramsal olarak iletişim özgürlüğünü sosyalist demokrasinin bir unsuru varsayıyor: Gorbaçov ve “glasnost “un sosyalist demokrasinin geliştirici ve olgunlaştırıcı etkenleri olarak değerlendiriyorlar. Eleştirel destekçi hır yaklaşım ise, iletişim özgürlüğünün ancak örgütlenme özgürlüğüyle birlikte anlam kazanacağı şeklinde ve “çok partili sosyalist sistem”i öngörüyor.
Evet, iletişim özgürlüğü demokratik içeriklidir. Ancak herhangi bir olgunun demokratik içeriğinden söz etmek yeterli midir? Özgürlükler konusunda, burjuva ve sosyalist demokratizm birbirinden ayırt edilmeden bir tartışma yürütülebilir mi?
Bugün örneğin hiçbir Avrupa ülkesinde iletişim özgürlüğü ve yanı sıra düşünce ve örgütlenme özgürlüğü yasaklanmış değildir. Avrupa, öteden beri gelişkin “glasnost” koşullarında yaşıyor. Kuşkusuz bu ülkelerde iletişim, ideolojik ve siyasal şekillendirme ve eğitim, ekonomik gücü elinde tutanlar, iletişim araçlarına sahip olanlar tarafından yönlendiriliyor ve düzeni sağlamlaştırmanın hizmetine koşuluyor, iletişim araçlarının işçi ve emekçi sınıfların elinde olmadığı, ideolojik aygıtları sınırlı sayıda sömürücü yönetici sınıf görevlisinin yönlendirdiği bir toplumda haberleşme-iletişim özgürlüğü yönlendirilme özgürlüğü olabilir ancak. Ve onlarca, belki yüzlerce radyo-TV istasyonu olan, her haberin tek kusuru, çarpıtılarak, belirli bir ideolojik yönlendirmenin unsuru haline getirilerek halka duyurulduğu ABD ve Avrupa ülkeleri kuşkusuz sosyalist demokrasiye sahip değiller. İletişim, hatta örgütlenme özgürlüğünün bulunması, bırakalım “sosyalizmin olgunlaşmasını” herhangi bir ülkeyi sosyalist yapmaya yetmiyor
İletişim-haberleşme özgürlüğü burjuva içerikledir: Orta Çağ’ın çöküş günlerinde ülke pazarını birleştirme ve serbest ticaret ortamını yaratma yönelimli burjuvazinin bu gereksemesine bağlı ve bunun bir parçası ve unsuru olarak gündeme gelmiştir. Sıradan bir burjuva özgürlüğüdür, önemi küçümsenemez, ancak sosyalist demokrasinin ve daha ileri gedilerek onun olgunlaşmasının unsuru olarak sunulması, Bernstein ve Kautsky’den “Avrupa komünizmine”. Maoculuktan Kruşçevciliğe ve bugün Gorbaçov’a uzanan çizgide sınıflar-üstüleştirilmiş genel bir demokrasi söyleminin sosyalizm yerine geç irilmesi ve koyu bir liberalizm anlamını taşır.
Temel özelliği ile burjuva demokratizmi, özel mülkiyet-meta liretimi ve işgücünün meta olması -üretim anarşisi ticaret özgürlüğü temelinde, sömürücü ve sömürülen sınıfların varlık koşullarında sınıf ayrıcalıkları karşısında biçimsel siyası-hukuksal eşitlik ve özgürlüklerin savunulmasını sosyalist demokratizm ise, koleklif toplumsal mülkiyet-sosyalist üretim ve meta üretiminin sınırlanması -planlı ekonomi- emeğe göre bölüşüm temelinde ve sınıf ayrıcalıklarının değil sınıfların ortadan kaldırılması anlamında eşitlik ve özgürlüklerin savunulmasını içerir. Sömürülen sınıflar için gerçekleşme olanağı bulunmayan ve dolayısıyla yalnızca mülk sahibi sınıflar için söz konusu olabilen biçimsel özgürlükler ve gerçek üreticiler ve yaşamın yaratıcıları için sadece siyasal boyutla sınırlı olmayan gerçek özgürlükler… Bu ikisi arasındaki ayrım yok edilemez, bunlar karıştırılabilir şeyler değildir.
Sosyalist demokrasi, iletişim özgürlüğünü siyasal bir özgürlük olarak zaten varsayar, ve önemlisi onun çoğunluk için, emekçiler için gerçekleşir oluşudur. Sosyalist demokrasi, ekonomik gücü ve iletişim araçlarını ellerinde tutan sömürücü sınıfların bu özgürlüğü kullanmalarına ve kendi çıkarlarına kullanmalarına son verir. Sosyalist demokrasi, Sovyetler Birliği’nde Kruşçev ve Brejnev ve bugün Gorbaçov’la birlikte olduğu gibi, seçkin bir kadronun, parti ve devlet bürokrasisinin tartışma ve girişimlerine bağlı olarak ülkenin yönetilmesinin yadsınmasıdır. İşçi sınıfının, yalnızca, ideolojik aygıtlardan olan iletişim araçlarıyla -kaçınılmazlıkla sınırlı bir şekilde ve yanılsamalara yol açmak üzere- bilgilendirilmesi ve olaylardan haberdar edilmesi değil, ülkenin ekonomik ve siyasal yaşamıyla ilgili tüm tartışma ve karar süreçlerine katılması, her kademedeki Sovyet örgütleri aracılığıyla ve partisinin yönlendiriciliğinde ülke yönetimi fiilen elinde bulundurmasıdır sosyalist demokrasi. İletişim özgürlüğünün de çoğunluk için gerçekleşebilirliğinin koşullarını sağlamak üzere proletaryanın iktidardaki sınıf olarak örgütlenişidir, azınlığın, bir elitin değil çoğunluğun iktidarıdır. İletişim özgürlüğü ve aleniyet ise, sosyalist demokrasinin sadece bir ön koşuludur.
İletişim – basım yayın özgürlüğünü-gerçekte var olup olmadığının birbirleriyle bağlantılı iki ölçütü vardır: 1- İletişim ve basın yayın araçlarının işçi sınıfının elinde, kamu mülkiyetinde olup olmaması…
2- İşçi sınıfının gerçek örgütlenme özgürlüğüne sahip olup olmaması…
Bu yönleriyle Sovyetler Birliği ne durumdadır? SB’de kolektif mülkiyet, biçim olarak bulunuyor. Ama revizyonist bir ülkede mülkiyetin kolektif biçiminin varlığını sürdürmesi aldatıcı olmamalı. Tekelci devlet mülkiyeti ile sosyalist kamu mülkiyetinin ayırt edilmesi gerekiyor. Burada devletin sınıf niteliği ve işçi sınıfının yığınsal iktidar organı Sovyetlerde ve en ileri kesimlerinin içinde örgütlendiği öncü müfrezesi, partisi yönlendiriciliğinde iktidardaki sınıf olarak ‘örgütlenip örgütlenmediği önem kazanıyor. Yine burada Kruşçev’le birlikte başlayan Gorbaçov’un yaygınlaştırdığı grup mülkiyeti ve öz-yönetimcilik, bireysel özel mülkiyet ve büyük özel mülkiyeti gizlemenin bir yöntemi olarak geliştirilen işletme ve toprakların kişi, ekip ve ailelere kiralanması sisteminin mülkiyetin kolektif biçimi yanında varoluşuna ve kapsadıkları alanın olağanüstü boyutlarına değinilmeli.
Ardından gelen temel kıstas, mülkiyet biçimlerinin hukuksal ifadesini oluşturduğu üretim ilişkilerinin şekillenişidir. Emeğin koşullarını kolaylaştırma yerine Gorbaçov’ un “temel kural olmalı” ve “her şeyi belirlemeli” vurgusunu yaptığı kâr amaçlı üretimin -bir sonuç olarak işsizliğin-piyasa ekonomisinin tayin ediciliğinin gerçekleştiği ve insanlar arasındaki ilişkinin meta ilişkisi olduğu, ilerlemenin genel doğrultusunun bu yönde çizildiği, merkezi planlama ve üretimin dengeli gelişmesi yerine üretim anarşisinin -ve sonuçlar olarak kıtlık, kuyruklar, kriz ve enflasyonun- ekonomik birimlerin desantralizasyonunun ve oto finansman ilkesinin geçerli dduğu bir toplumsal örgütlenmede mülkiyetin biçimi ister bireysel ister kolektif, ne olursa olsun, özü kapitalisttir. Ve ne denli propaganda edilirse edilsin böyle bir ülkede gerçek bir iletişim – basın yayın özgürlüğünden söz edilemez.
İkinci ölçüt olarak işçi sınıfının örgütlenme özgürlüğüne gelince, onun salt biçimsel siyasal bir özgürlük olmaktan öte gerçekleşmesi, işçi sınıfının iktidardaki sınıf olarak örgütlenmesini şart koşar. Bu mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesini ve sosyalist mülkiyet ilişkilerinin geçerli olmasını varsaydığı gibi, Sovyetler biçimindeki örgütlenmenin her kademede işçi sınıfı ve emekçi halkın yığınsal temsili egemenliğini gerçekleştirme aracı olabilmesini, bunun için yalnızca seçme-seçilme özgürlüğünün değil, aynı zamanda kesin denetleme, vekilleri geri alma ve bu yolla ve temsili mekanizma aracılığıyla tüm ekonomik, politik ve benzeri sorunlar üzerinde denetim, değiştirme ve düzeltme hakkının olmasını, bu hakkın Sovyetler yanında ve dışında doğrudan yığınsal katılım örgütleriyle (kitle denetim komite ve komisyonlarıyla) desteklenen yaygın ve gerçek bir kullanımının geçerliliğini, bunlardan daha az önemli olmamak üzere, işçi sınıfının, Marksist-Leninist normlara uygun örgütlenmiş, Marksizm-Leninizm eylem kılavuzu olarak benimseyip uygulayan, işçi yığınlarını, onlarını, onların tüm örgütlerini ve iktidar örgüt ve organları olan Sovyetleri yönlendiren en üst örgütüne, öncü müfrezesine sahip olmasını varsayar. Ya sosyalist kolektif mülkiyetin yanı sıra, iktidar (Sovyetler) ve denetim (yığınsal komiteler) organlarında aktif biçimde örgütlenmiş, Marksist-Leninist öncüsünün yönetimindeki işçi sınıfının varlık koşullarından kaynaklanan örgütlenme özgürlüğü ya da aldatmaca…
Çerçevesi çizilmeye çalışılan gerçek örgütlenme özgürlüğü, sosyalizm koşullarını, onun ayrılmaz parçası olan işçi sınıfı iktidarını ve sınıfın yöneticisi partinin Marksizm-Leninizm’i benimsemesini gereksinir. Diğer gereksinenlerin durumunu tartışsalar da, Sovyet partisini revizyonizm ile eleştirenlerin, Sovyetler Birliği’nde gerçek bir örgütlenme özgürlüğünün, dolayısıyla aleniyetin ve iletişim özgürlüğünün sözünü etmeleri doğru olmasa gerektir. Bir burjuva demokrat, bir liberal olmayı göze almadıkça…
Kuramsal yaklaşımın ötesine geçerek Gorbaçov’un “glasnost”un içini nasıl doldurduğuna, amacına, nasıl kullanıldığına ve tarihsel koşullarına bağlı olarak somut gerçek inceleme konusu edilirse…
Kruşçev’in izinde yürüyen Gorbaçov Sovyetler Birliğini önemli ölçüde özgürleştirdi!
Kültür, sanat, felsefe, ideoloji, politika, alanlarında ne kadar gerici, karşı devrimci burjuva revizyonist unsur varsa bunlar iyiden iyiye özgürleştiler. İşçi sınıfına, devrim ve sosyalizme, Marksizm-Leninizm’e saldırının ölçüsü kalmadı, saldırıların önü tümüyle açıldı: tam özgürleşme.
Karşı devrimciler her alanda rehabilite ediliyorlar. Burjuva – liberal muhalifler, hala belirli engellerle karşılaşsalar da özgürce örgütlenebiliyorlar. Bunların bir grubu “Glasnost” adlı bir yayın da çıkarıyor. Ama muhaliflere açılan kanalın ötesinde, resmi parti ve devlet organları açıktan sosyalizme saldırıları örgütlüyorlar. Kültür ve sanatta yoz burjuva revizyonist fikir ve ürünler, hiçbir sınırlama tanımaksızın ortalığı kapladı. İdeolojik alanda sosyalizm yerine öz-yönetim, politik-ideolojik çoğulculuk, partinin önder rolünün aşağılanması, enternasyonalizm yerine milliyetçilik sınıf mücadelesi yerine sınıf barışı ve “kaynaşmış, sınıfsız toplum” savunusu, felsefede idealizm, dinsel kutsallıkların hortlatılması, politikada emperyalizmle işbirliği ve diyalogun her şeye kadirliği fikrinin işlenmesi, nükleer silahların sınıfsızlaştırıcısı rolü ve buradan hareketle emperyalist barışın mutlaklaştırılması, ulusal kurtuluş devrimleri karşısında açık politik tutum, ekonomide burjuva norm ve kategorilerin yüceltilmesi ve üstü örtülmeden uygulamaya konması, “glasnost”un esas içeriğini oluşturuyor.
Gorbaçov, yönelimine uygun olarak her alanda yeniden tarih yazımına girişti. Stalin’in karalanması kampanyası şimdiye dek görülmedik boyutlara tırmandı. Artık anti-fa-şist savaştaki rolü bile inkâr ediliyor. Karalama bir ucundan Lenin’e de uzanmaya başladı. Öte yandan başta Buharin olmak üzere, Troçky, Kamanev, Zinovyev ve tarihin mahkûm ettiği diğerleri aklanıyor. İtibarları iade edilerek. Kuşkusuz tarım ve sanayide desantralizasyon politikası ve oto-finansman ilkesi, yeniden kulaklara ve Nepmanlara dönüş, bunların baş savunucusu Buharin’in aklanmasını gerektirirdi. Ve benzerlerinin…
Gorbaçov’un gelişinden bu yana yıllardır baskı altında oldukça büyük ve derin birikimler sağlamış olan milliyetler sorununda patlamalar baş gösterdi. Gorbaçov’un burjuva milliyetçi akımların önünü açması bugün kendisini Karabağ’da sıkıyönetim ilanına götürdü. Bu da “glasnost”un kaderi!
Öte yandan dincilik SB’de hızla güç kazanmaya başladı. Papaz ve hocalarla kol kola giren Gorbaçov. toplumsal muhalefetin olası yükselişine karşı geleneksel müttefikler arayışı içinde. Amerikan magazinlerine verdiği ilan ve demeçlerde ağzından Allahın adını düşürmüyor.
Sovyet toplumundaki açıklık, dinciliğin, milliyetçiliğin burjuva gericiliği ve emperyalizmin, revizyonizmin, sosyalizme saldırının açıklığıdır. Sosyalist geçmişin ve genel olarak sosyalizmin aşağılanması, özel mülkiyet ve emperyalizmin açık savunuculuğu “glasnost”un kullanım değerini ifade ediyor.
Gorbaçov’un “glasnost”unun amacı, önlerini açıp uyağa kaldırdığı karşı devrimcileri, liberal muhalefeti etrafında örgütleyip güç toplamak, onları düzenin reformize edilmesi faaliyetine aktif unsunlar olarak katmalı, muhalif olanları düzene bağlamaktır. Nitekim burjuva liberal revizyonist unsurlar hemen tümüyle Gorbaçov’un destekçisi durumuna geldiler. “Glasnost” adlı dergi çıkarmaya başlayan rejim muhalifleri, dergilerinin adından anlaşılacağı gibi, “glasnost”u ve Gorbaçov’u destekliyorlar. Sermayenin gücü karşısında Batı ülkelerinde çeşitli düzen muhalifi eğilim ve hareketlerin başına gelenler Sovyet rejim ve muhaliflerinin de yazgısı oluyor: “Gorbaçov demokratizmi” onları emdi, Gorbaçov, düzen bağladı açtığı kanalla, düzen kapsadı ve eklentisi haline getirdi onları.
Ve “glasnost “un bir sınırı var: Liberal muhalifler dışında, muhalif sesler, işçi ve emekçiler genel ve resmi olarak bu politikanın nesnesi halinde değiller. “Demokratizmi” ve “glasnost”u, Gorbaçov’un iktidarını sağlamlaştırma amaçlı eleştiri ve tasfiye etkinlikleri ile düzeni reformize ederek sağlamlaştırma çerçevesinde şekillendirdiği bir politika. “Demokratizm” söylemiyle Gorbaçov, halkı da “hareketlendirip” kendi programına kazanmayı amaçlıyor bu politikayla. Her zaman ve her yerde yapıla-geldiği gibi: Aşağıdan gelen ve kitlelerin bağımsız eylemlerine dayanan halk hareketinden farklı olarak yukarıdan “hareketlendirme”de kitle inisiyatifi ve katılımcılığın geliştirilmesi ve halkın kendi çıkarları doğrultusunda harekelinin teşvik edilmesi söz konusu olmaz. Özellikle kitlelerin doğru bir önderlikten yoksun olduğu dönemlerde, burjuvazi, onun çeşitli katmanları, şu ya da bu şekilde harekete geçen kitleleri düzen sınırları içine çekip yatıştırmak ya da çeşitli rakipler karşısında üstünlük sağlamak ve belirli politik hedeflere ulaşmak amacıyla kitlelere, kitle hareketlerine ve kitleleri “hareketlendirmeye” ilgi gösterir, onları kendi sınıf çıkarları ve amaçları doğrultusunda kanalize edip kullanmaya çalışır. Gorbaçov şimdi bunu yapıyor.
“Gorbaçov demokratizmi”, “glasnost” politikasıyla, “sosyalist demokrasinin olgu ulaştırılması” bir yana, sosyalizm karşısında saldırgan konumu, işçi sınıfı ve emekçi halk için herhangi bir özgürlük ortaya koymayışı ve burjuva liberal, revizyonist, anti-sosyalist unsurlara geniş bir özgürlük alanı açısıyla, yalnızca liberalizmdir.
Sonuç olarak söylenebilecek olan şudur: “Gorbaçov demokratizmi” ve onun bir unsuru olarak “glasnost”, sosyalizmin olumsuzluklarından arındırılması ve reformize edilmesinin etkeni değil, mevcut Sovyet düzeninin liberalizasyonu politikasıdır. Revizyonist tek parti diktatörlüğü ve polis despotluğu karşısında olumlu bir yanından söz edilebilir. Ancak bu politika, sosyalist geçmişti bir ülkede Kruşçevle başlayan burjuva revizyonist yıkım sürecinin tüm pervasızlığıyla tamamlanmasının hareket ettirici etkeni durumundadır; sosyalizm karşısında burjuva gericiliğin şaha kalkışı, olgunlaşan revizyonizmin, hiçimde de sosyalizmle tüm bağlarını koparmaya yönelişidir.

SOVYETLERİN GÜÇLENDİRİLMESİ…
Slogan olarak çok güçlü görünüyor. Gorbaçov, genel olarak Sovyetlerin güçlendirilmesini, yerel Sovyetlerin yerel yöneticileri, halklar Sovyet’inin de devlet başkanını seçmesini, “parti ve devlet organlarının Sovyet’inin işlevleri ve rolleri arasında açık bir ayrım ” yapılmasını öngörüyor.
Sovyetler, sınıfın yönetim örgüt ve organları olarak var olmadıkça istendiği kadar güçlendirilsin, anlamı nedir?
Sovyetler, yalnızca yasama organı olduğu sürece, kendi dışında oluşturulan düşünce ve politikaları onaylamak ve bu politikaların -yine kendi dışındaki mekanizmalarda belirlenen- yürütücülerini seçmek ya da daha doğru bir deyişle parafe etmekle yetindirildikçe, aynı zamanda yürütme organı olmadıkça, sosyalizm söylemi tamamen aldatmaya yöneliktir. Burjuva ülkelerin parlamentoları ne yapıyor ki? Bugünkü niteliği ile Sovyetler güçlendirilse de güçlendirilmese de özde bir değişiklik olması olanaksızdır. Değişiklik biçimde ve görünüşle sınırlı olacaktır: revizyonist parti ve bürokrasinin, militarizm ve KGB’nin gizlenmemiş, ya ila son derece yetersizce gizlenmeye çalışılmış açık diktatörlüğünden, Sovyetlerin bir burjuva parlamentosu olarak asma yaprağı rolü oymadığı parlamenter sisteme geçişin bir adımının atılması: Ve partinin etkisinin azaltılacağı devlet bankanı seçimiyle, güçlü başkanlık sistemine doğru bir gidiş… Başkanlık ya da parlamenter sistemler ya da bunların değişik bireşimleri burjuva ülkelerde uzun yıllardır hatta bazılarında yüz yıllardır uygulanıyor. Ve bunların hiçbiri de sosyalist ülke değiller.
Sovyetler, her kademede, tümüyle özgür tartışmalar sonucu seçilip seç inenlerce vekillerin görevden alınmasını içermek üzere aktif olarak denetlenmedikçe, yalnız yasama değil yürütme organları da olmadıkça, yasama ve yürütme emekçi yığılılarının örgütlü geniş katılımıyla gerçekleşmedikçe, vekiller sıradan işçi ücretinin ötesinde olağan dışı maaşlar alıp görevlerinin gerektirdiğinin ötesinde ayrıcalıklara sahip oldukça, KGB, ordu, bakanlıklar, mahkemeler gibi bürokratik militarist aygıtlar Sovyetlerin yanında ya da üzerinde ayrı ve gerçek iktidar organları olarak var oldukça sosyalist demokrasiden söz açmak halüsinasyondan öte bir şey değildir.
“Sosyalist demokrasinin geliştirilmesi” ya da “olgunlaştırılması”nın tersine ondan biçim olarak da tam bir kopuş ve ideolojik tulumda Marksizm-Leninizm’in kökten yadsınması anlamı taşımasına karşın, parlamentarizme yönelişin bir görünümü olarak Sovyetlerin güçlendirilmesinin, revizyonist tek parti diktatörlüğü ve polis devleti karşısında liberal, demokratik içerikli oluşundan söz edilebilir ve bu yanıyla olumlanabilir. Ancak sıradan bir demokrat ya da liberal olunmak istenmiyorsa bu noktada durulamaz. Marksizm, faşizm karşısında burjuva demokrasisi ve onun tek tek unsurlarım olumlamakla birlikte burjuva değil sosyalist demokrasiyi, sosyalizmi savunur. Ve genel bir demokratizm söylemiyle demokrasiyi sınıflar-üstüleştiren revizyonist çarpıtma ve yanılsamalarla uzlaşmaz bir mücadele yürütür.
Bugün Gorbaçov burjuva parlamentarist yönelişini “Sovyetlerin güçlendirilmesi” sloganıyla sosyalist demokrasinin unsuru olarak sunuyor. Bazı destekçileri hatta kendisinden de ileri gidiyorlar.
Gorbaçov resmi olarak birden fazla parti kurulmasına izin vermiyor ama parti içinde ve dışında çeşitli politik grupların varlığını ve örgütlenmelerini onaylıyor. Parti içinde hiziplerin varlığı doğal karşılanıyor ve eski rejim muhalifleri Gorbaçov destekçisi “majestelerinin muhalefetine” dönüşse de ayrı bir politik grup olarak örgütlendiler. Bu politik çoğulculuk tutumunun pek uzak olmayan bir gelecekle çok partili bir sistemin kabulüne götürmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Türkiye’de sol içinde “çok partili sosyalizm”in savunucuları olduğu gibi SB’de de bu görüşün taraftarları azımsanmayacak güçteler. Ve politik çoğulculuk bürokratizmin panzehiri, demokrasinin bir gereği olarak sosyalizm adına savunuluyor.
Partinin önder ve yönetici rolüne ilişkin saldırılar burada kalmıyor. 19. Parti Konferansında Gorbaçov “parti ve devlet organlarının işlevleri ve rolleri arasında açık bir ayrım “yapılmasını önerdi. Gözle görülür bir kapitalist modele göre yeni revizyonist düzenlenmesine girişilen Sovyet siyasi sisteminin, revizyonist propagandistlerce son zamanlarda sürekli işlenen (Bir örnek: “Şimdi devlet sosyalizmi ilerlemenin bir engelidir ve öz-yönetim sosyalizmiyle yer değiştirmelidir. ” -Literaturnaya Gazeta- .) ve uygulamasına geçilen öz-yönetimcilik ve politik çoğulculuk ilkelerine uyumunun sağlanması için bu gerekliydi. Ve sınıfın en ileri unsurlarını bağrında toplayan, bilimsel sosyalizm ve devrimci teori ile donanmış, emekçi yığınların nabzını tutan, canlı ve demokratik bir parti içi yaşantıya sahip, sınıfın ve mücadelesinin, tüm örgütlerinin yönlendiricisi Leninist partiyle revizyonist, bürokratik, müdahaleci, demokratik olmayan, sınıfa karşı partiyi birbirine karıştıran, revizyonist partinin ve uygulamalarının kötülüklerinin kaynağının Leninist parti öğretisinde arayan liberal yönelimli Gorbaçov ve “demokratizminin” destekçileri bu “ayrım” önerisini hemen onaylayıp benimsiyorlar. Anlamını çözümleyemedikleri “bütün iktidar Sovyetlere” sloganını ileri sürerek… Bu slogan partinin önder rolünün yadsınmasını gerektirirmiş gibi. Sovyetler aracılığıyla iktidarını gerçekleştiren işçi sınıfı partisinin önderliği ve yöneticiliğini gereksinmezmiş gibi… Leninist partiyi sınıfın değil, bürokrasinin partisi varsayarak. Parti, sınıfın önder ve yönetici gücü olmaktan çıkacak, sınıfa, devletini örgütleyip işletmede yeni koşullarda sınıf mücadelesini sürdürmede, sınıfsız toplum yürüyüşünde yol göstericilik etmeyecek, örneğin bir enformasyon bürosu olacak; buna da “sosyalist demokrasinin olgunlaşması” adı takılacak. Bu sosyalist olmaktan çıkacak kadar “olgunlaşmış” bir “sosyalizm” savunusudur!
Yine 19. Konferans’ta parti birinci sekreterliğinin seçimi ve başkanlık sistemine ilişkin yürütülen tartışma ve alınan kararlar Leninist parti öğretisine yöneltilen saldırıların diğer bir örneğini oluşturdu. Birinci sekreter merkez komitede değil, kongrede ya da halk tarafından seçilecekti. Özellikle sekreterin halk tarafından seçilmesi talebi “bütün halkın devleti”ni ve partinin sınıfın partisi olmaktan çıkmasını öngörüyor. Sınıfın partisinin sekreterini, yalnızca parti üyesi olmayanlar değil, sınıfın bile üyesi olmayanlar, sınıf-dışı unsurlar seçecek. İlginç bir Leninist norm! Gorbaçov, izinden giderek, açtığı liberalizasyon yolunu tamamlamaya çalıştığı Kruşçev’e merkez komitede Brejnev tarafından düzenlenen darbe örneğinin korkusuyla ve şaşaalı bir “demokratizm” gösterisiyle Leninizm’in en basit normlarını bile açıkça çiğnemekten sakınmıyor.
Ve bir kez sınıfsızlaştırılmış ve partinin “korkutucu” rolünden arındırılmış Sovyet toplumuna en uygun siyasal sistem başkanlık sistemi olarak beliriyor. Burjuva demokrasileri örnek verilerek öneriliyor: “Batı demokrasilerinde çok etkili olduğu kanıtlanan başkanlık sistemi Sovyetler Birliği’ne daha iyi uyacaktır.” (Literaturnaya Gazeta, Burlac)
Partinin yol göstericisi, yönetici rolü niçin başkanınkiyle değiştirilmesin ki!
Geçerken Gorbaçov’un savunma yoluna girdiği, ülkemizde de sosyalist demokrasi ve örgütlenme özgürlüğü adına savunulan “çok partili sosyalizm” ve politik çoğulculuk tezine değinmek gerekiyor.
Türkiye’de ideolojik-politik çoğulculuk savunusu, partinin yönetici rolünün küçümsenmesiyle Sovyetlerin rolünün abartılmasının bir bireşimi olarak gerçekleştiriliyor. Öndersiz kitleler yüceltilip uvriyerizm karışık popülizm yoluna girilirken demokratizm önemli bir hareket ettirici oluyor. Partinin bürokratlaşmasından da ders çıkarılarak arayışlar içine giriliyor ve panzehir bulunuyor: kitle ve kitlesel iktidar organı olarak Sovyetler! Partinin bürokratlaşmasının, yozlaşmasının ve tutuculaşmasının alternatifi Sovyetlerde ve Sovyetlerin parti aleyhine güçlendirilmesinde bulunabilir mi? Yani öncünün alternatifi kitlede, öncü işçinin, işçi sınıfının ileri unsurlarının alternatifi ortalama ya da geri işçide, hatta Sovyetler kooperatifçi köylülüğü, aydınları da kapsadığı için köylülükte ve aydınlarda olabilir mi? Sosyalizmin garantisinin öncü ile Marksist-Leninist parti ile karşı karşıya konulan kitlede ve iktidarın “tek” organı olarak görülen Sovyetlerde olduğunu sanmak, bilimi, Marksizm’i, önderlik faktörünü yadsımak ve kitle kuyrukçuluğu yapmak olur.
Parti karşısında kitle ve Sovyetler yüceltisi ile partinin önder rolünün yadsınması ideolojik-politik çoğulculuğun atlama taşı oluyor: sınıfsızlaştırılmış bir kitle demokrasisi ve kitlenin beğenisine sunulacak çok parti! Ve ayrı ayrı işçi sınıfının esas kesimi ile kapitalizmden kalma aristokrat tabakasına, işçi bürokrasisine, işçi sınıfına yeni katılan ve henüz maddi ve ideolojik olarak tam işçileşemeyen unsurlara ve esas olarak da sınıf dışı (küçük burjuva, köylülük, aydınlar…) katmanlara dayanacak olması kaçınılmaz, Marksis-Leninist olacak ve olmayacak (doğru kimsenin tekelinde değil ya, bazen biri bazen diğeri doğru tutum ve önerileri savunabilir!) birkaç işçi ya da sosyalist parti ve bunlar arasında öngörülen kayıkçı dövüşü ve onun mekanizması olarak politik çoğulculuk ve burjuva parlamente-rizmi, sosyalist demokrasi olarak tasarlanıyor.
Sosyalist demokrasi ve örgütlenme özgürlüğü, kuşkusuz kitlelerin şu ya da bu partiyi seçme, “hizmet imkanını” şu ya da bu partiye verme ve partileri de kendilerini kitlelere beğendirme, bunun için burjuva parlamentarist rejimlerde olduğu gibi, aldatmaca ve demagoji ile politikalar üretme zorunda bırakan burjuva yanılsaması bir şekillenme olarak geliştirilmiş çoğulculuk masalına dayandırılamaz.
Marksistler, sosyalist demokrasi ve proletarya iktidarının garantisi olarak birden fazla partiyi savunmazlar; ancak özellikle tarihten gelme koşulları dikkate almadan her koşulda ve ne olursa olsun Leninist parti dışındaki örgütleri yasaklamazlar, onlar, sosyalizme ve sınıfa karşı yıkıcı örgütlere dönüştükçe demokrasi alanı dışına itilirler.
Burjuva demokratik, liberal yaklaşımın tersine, sınıfın ve emekçilerin en geniş özgürlüklere – gerçekleşmelerini sağlayacak maddi koşullarıyla birlikte – sahip olması ve siyasal yaşama, devlet işlerinin yürütülmesine yığınsal katılım olanağının varlığı ve geliştirilmesi, birden fazla partiyi gereksinmez, aksine yadsır. Tam demokrasi ya da aynı anlama gelmek üzere demokrasinin kavram olarak anlamsızlaşması, çünkü ne baskı altında tutulacak ne de tutacak sınıfın kalması, devletin sönmesi, özgürlüklerin ve demokratizmin genel doğrultusu ve hedefini oluşturur. İşçi sınıfı, sınıfları ortadan kaldırmakla, sınıflı toplumdan kalma tüm sınıf farklılıkları gidermekle yükümlüdür; kendi kurtuluşu ve sınıf çıkarı buradadır. Dolayısıyla, burjuva, küçük burjuva ideolojilerin (ve onların kuruluşları partiler olarak örgütlenmesinin) ve etkilerinin yok edilmesi çabası, Marksist-Leninist partinin önder “e yönetici rolünün (partinin kendisinin de gereksizleşmesine doğru) sürekli pekiştirilmesi, işçi sınıfının sınıfsız toplum amaçlı yürüyüşünü ve başarılı bir sosyalist insanın temel koşuludur.
Bu yürüyüş ancak işçi sınıfı iktidarı allında gerçekleşebilir. İktidarını başka sınıflarla paylaşmayan isçi sınıfı, kendi devletinin yönetilip yönlendirilmesini de. en ileri bilinçle, Marksizm’in öğretisiyle donanmış ileri unsurlarını içinde barındıran öncü müfrezesinden, partisinden başkasına teslim etmez. Leninist partinin önder ve yönetici rolü ile işçi sınıfı iktidarı birbirinden ayrılmaz ve karşı karşıya konulmaz bir bütünlük oluşturur. Bu nedenle işçi sınıfı, hiçbir zaman Leninist partisinin önder ve yönetici rolünü başka partilerle paylaşma perspektifine sahip değildir, olmaz.
Karşı/ideolojilerin ve siyasi partilerinin özgürce örgütlenmesi ve yürütme gücünün burjuva diktatörlüğünün bir biçimi olan parlamenter demokraside olduğu gibi rakip partiler arasında el değiştirmesi, sosyalist demokrasinin bir unsuru değildir. “Sosyalizm”den proleter sosyalizminin yanı sıra burjuva, küçük burjuva vb. sosyalizmleri amaçlanmadıkça, sosyalizm işçi sınıfı dışında başka sınıf temellerine de sahip varsayılmadıkça, bu rakip partilerin, “sosyalist” çerçeveyi, “sosyalist” anayasayı savunmasının öngörülüp şart koşulması bir anlam ifade etmez.
İkinci, üçüncü… ”sosyalist “partiler, sınıf temeli, ideolojisi ve siyasal programı ile ancak işçi sınıfı dışındaki sınıf ve katmanlara ya da özellikle sosyalizmin ilk dönemlerin de kapitalizmin bir kalıntısı olarak bir süre eski konumunu kazanmaya uğraşacak. Ve etkisini sürdürebilecek işçi aristokrat ve bürokratlarına ve sınıfa yeni katılan küçük burjuva unsurlara dayanabilirler. Bunlar, Marksist ya da gerçek sosyalist değil burjuva, küçük burjuva partiler olabilir ve ne işçi iktidarını ne de sosyalist inşa ve sınıfsız toplum yürüyüşünü yönetip yönlendirebilirler Tersine, tek yönetici re önder güç olarak Marksist partinin proletarya iktidarı koşullarında sınıfsız toplum yürüyüşünü başarıyla yönetip yönlendirmesi, bu tür partilerin, ideolojileri, sınıf temelleri ve kalıntıları ile birlikte amansız bir sınıf mücadelesinin nesnesi olarak görülmesine ve etkileri ile birlikte yok edilmeleri için mücadele edilmesine bağlıdır.
Bulgaristan Çiftçi Partisi ile Vatan Cephesi içinde birlikte örgütlenme ve benzeri deneyler ise, kapitalizmden sosyalizme geçişin ve antifaşist mücadelenin özgün koşullarından gelen ve bu partilerin tamamen Marksist parti ile birlikte, onun önderliğini kabullenip benimseyerek ve onunla iktidar yarışma, dolayısıyla sosyalizm ve proletarya iktidarına karşı mücadele içine girmeyerek varoluşu ve bunun uygun siyasal biçimlerle devamının olanaklı olduğunu gösterir. Ve bu tür örnekler de, proletaryanın iktidar sistemi yerine “çok partili iktidar mekanizması ve hizmet yarışı” burjuva liberal tezinin kanıtlayıcısı değil olumsuzlayıcısı örneklerdir.
Genel bir demokratizm yüceltisi, savunucularını sosyalist demokrasi yerine burjuva parlamentarizmini örnek almaya götürüyor. Gorbaçov ve onu destekleyip ondan etkilenenler bu noktada birleşiyorlar. Ve sözde Sovyetler güçlendiriliyor ya da güçlendirilmesi öneriliyor. Bu “güçlendirmenin” anlamı, Sovyetlerin güçten düşürülmesi bile değildir; işçi sınıfının iktidar organları olarak Sovyetlerin devreden çıkarılması ve yerine burjuva parlamentosunun konmasıdır.

YÖNETİCİ GÖREVLERE ADAY OLMA VE GÖSTERME SERBESTÎSİ VE GİZLİ OY İLKESİ
Bu özgürlük ve ilkenin yalnızca sosyalizme özgü olmadığı, sosyalist demokraside emekçiler açısından gerçekleşme koşullarının oluştuğu, bunun ötesinde, biçimselliğiyle burjuva demokratik bir içerik taşıdığı ve burjuva demokrasili ülkelerde uygulana-geldiği ortadadır.
Sovyetler Birliği’nde Kruşçev’le birlikle işbaşına gelen bürokratik revizyonist yönetim yalnızca partinin gösterdiği adaylarla yapılan göstermelik seçimler ve organlarda oylamanın açık yapılmasıyla yönetimini ve politik uygulamalarını kabaca garanti altına almaya çalışıyordu. Yalnız “kendi adamlarını” seçtiren ve onlara bile rengini belli ederek oy kullandıran revizyonist bürokrasinin açık zoru ve baskıya dayanan bir diktatörlüğü hüküm sürüyordu. Şimdi sistem, liberalize olarak kendini güçlendirmeye, belirli muhalefet girişimlerini de açtığı kanalla kendine bağlamaya yöneliyor. Açıktır ki, burjuva revizyonist yönelim ve rejimler arasında kitleleri kendine bağlama açısından en güçlü ve muhalefeti eritmeye en yatkın olanı demokratik yönelim ve rejimlerdir. Yıllar sonra bu yeniden keşfediliyor.
Gizli oy, iradenin siyasal olarak baskı altına alınmayışının bir ifadesidir. Baskının salt ekonomik, baskıyla sınırlanışının, ekonomik iktidarın siyasal iktidarı yansıtmasının dışında siyasal iradenin özgürce oluşmasının bir gereğidir. Sosyalizm koşullarında, yaratılan maddi gerçekleşim gücüyle on yıllarca uygulanmış bu ilke. Kruşçev’le birlikte emekçilerin siyasal yaşamın dışına dilmesinin bir unsuru olarak uygulanmaz olmuş, bürokratik polis zorbalığı, açık diktatörlük, sosyal faşizm kendi normlarını oluşturmuştu. Şimdi rejimin liberalizasyonunun bir unsuru olarak burjuva parlamentarist normlara dönülmekledir. Sosyalizmin bir göstergesi şeklinde propaganda edilerek…
Adaylık serbestîsinde de benzer bir durum geçerlidir. Leninist parti zorba bir merkezcilik yanlısı ve uygulayıcısı değildir. Kendi önerilen dışındaki önerilere izin vermeyen bir partinin yönetimindeki bir devlet, sosyalist demokrasinin alanını oluşturmaz.
Ekonomik ve siyasal yönetim görevlerinin aday olmak ya da göstermek, ancak parti kanallarından gerçekleşebildiğinde, faşist ya da benzeri türden despot bir tek parti diktatörlüğünden söz edilebilir. Ekonomik olanaksızlıklar (adaylık harcamaları, propaganda giderleri vb. olarak: dışındaki yasal siyasal kısıtlamalar ise sosyalist demokrasi bir yana burjuva demokrasisinin de güdüklüğünün belirtisidir. Seçme seçilme özgürlüğünün sınırsızlığı ve bu alanda tam hak eşitliği, burjuva demokrasisinin bir unsuru ve sosyalist demokrasinin vazgeçilmez bir on koşuludur. Sosyalizm, ilk dönemlerinde ancak burjuva gericilerin seçme -seçilme haklarını sınırlar.) Kuşkusuz, seçme seçilme öz gürlüğünün bulunması, sosyalist demokrasinin gerçekleşimi için yetersizdir. Sosyalist demokrasi ve gerçek bir seçme-seçilme özgürlüğü ancak toplumsal mülkiyet ve ekonomik hak eşitliği koşullarında varsayılabilir Seçim platformundan, toplantı salon ve gösteri meydanlarında ve basım-yayın olanaklarından yararlanan hakkı ekonomik, koşullarıyla var olmadıkça, seçme seçilme hakkı salt siyasal, biçimsel hal; eşitliği olarak kaldıkça, gerçek anlamına kavuşamaz Bu durumda bir değil yirmi aday olsa. parti dışında da adaylar gösterilse, işin özü farklı olmaz: fark, yalnızca burjuva demokrasisinin varlığı ya da yokluğu ya da genişliğinde ortaya çıkar.
Özel ve grup mülkiyeti alanım yaygınlaştırır, piyasa ekonomisi ve ticaret özgürlüğünü genelleştirirken seçme seçilme özgürlüğüne ilişkin girişimleriyle “Gorbaçov demokratizmi”nin sosyalist iç eriğinden söz edilemez. Gorbaçov’un çok aday ve gizli oy savunusu, sosyalizmle bir ilgisi olmayan politik çoğulculuk fikrinin yasama geçirilmesi yöneliminden, Sovyet siyasal sisteminin Batı normlarına uygunlaştırılmak üzere liberalize edilmesinin unsuru olmaktan başka bir şey değildir.
Çok partili rejimden, çoğulcu demokrasiden farklı olarak, partili ve partisiz adayları kapsayan çok adaylı secimler, Lenin ve Stalin zamanının bir gerçeğiydi. Ve ikinci olarak, çok adaylı seçim yalnızca sosyalist demokrasiye özgü olmadığı gibi biçimsel olarak seçimler ve çok adayda takılıp kalmak, en gelişkin demokratizme denk düşmez, sosyalist demokrasi, seçim ve çok adaydan çok dalla fazla bir şeydir.
Sosyalist demokraside, partinin sınıf ve emekçi halkla kaynaşmışlığı ve gelişkin bir önderlik gerçekleştirmesine bağlı olarak seçimler, biçimsel bir oy verme ve sayma işlemi olmaktan çıkar. Seçim öncesi tüm seçmen ve adayların katılımı ile geniş tartışmaların örgütlenmesi, tüm seçmen ve adayların aktif olarak katıldıkları siyasal yaşam ve ekonomik etkinliklerin organizasyonunda bir birlerini yakından tanımaları koşullarında, partinin yol göstericiliği de göz önüne alındığında, seçim öncesi tartışma ve etkinlikler, seçim anını oluşturan oy verme ve sayma işlemlerinden çok önem kazanır ve belirleyici olur.
Bu durum, aynı zamanda, her şeyin ve her adayın o olumlu ve olumsuz özelliklerinin açıkça ve geniş olarak tartışılmasına bağlı olarak, herkesin üzerinde hemfikir olabileceği adayların, seçim öncesinde belirlenmesi ve tek görev için tek aday çıkması ya da gösterilmesi yönünde bir gelişmeye temel hazırlar. Zora, aldatmaya, tehdit ve baskıya değil, özgür tartışma ve fikir oluşturmaya ve kitlelerin siyasal yaşama aktif katılımına dayanan bu adayın tekleşmesi eğilimi, henüz kafa kol emeği, yöneten-yönetilen çelişmelerinin geçerli olduğu, herkesin her görevi yerine getirebilecek öğrenim, eğitim, bilgi düzeyine sahip olmadığı sosyalizm koşullarında ideal durumu oluşturur. Her görev için, maksimum başarı, sağlayabilecek tek gerçek kişi vardır; bilgi, beceri, eğitim, tecrübe birikimi farklılıklarının varlığını sürdürdüğü koşullarda böyledir bu. Ve sorun, bunu en iyi ve doğru şekilde saptamak ve her görev için onu en yüksek başarıyla yerine getirebilecek kişiyi bulup çıkartmaktır. Bunun yolu ise, biçimsel, körü körüne yapılan bir seçim olamaz.
İki, üç ya da daha çok aday arasından birini seçmek olanağının bulunması, kendi başına, gerçek demokrasi göstergesi değildir, örneğin, seçmenleri ikna için daha çok para harcayan ya da çıkar sağlayacağı garantisi veren, seçileceği görevin ayrıcalıklarından yararlandıracağını vaat eden ya da ideolojik yanılsamalardan hareketle geleneksel on yargıları, yerleşik alışkanlıkları, seçmenlerin çıkarlarına aykırı ama onları etkisi altında tutan fikir ve düşünceleri savunan, iyi demagoji yapan adaylar biçimsel seçimlerde burjuva demokrasilerinde seçilme olanağı elde ederler. Oysa seçim öncesinin, örgütlenmiş, Marksist parti tarafından önderlik edilen tartışmaları ve katılımcılık temelinde her görev için en uygun kişi emekçilerce bulunup çıkarılabilecek ve son oy verme-sayım işlemi basit bir onaylama işlevini yerine getirmekten ibaret olacaktır.
Ancak bu, seçim ilkesinin tümden işlevsizleştirilip yerine, örneğin atama ilkesinin geçirilmesinden bambaşka bir şeydir. Biçimsel seçim ve atama, her ikisi de, en olumlu durumda yönletilenleri devre dışı bırakır. Yalnızca onların eğilim ve özlemlerinin dikkate alınmasıyla yetinir. Oysa seçme-seçilme özgürlüğünün, salt oy verme ve biçimsel seçime indirgenmesinin ötesinde gerçek kullanımı, siyasal yaşama doğrudan katılımın, seçimin biçimselliği alanını daraltması, onu sıradan ve basit bir onaylama düzeyine indirip oy kullanma öncesi yığınsal etkinliklerin işlevini arttırmasıdır.
İdeal durum oturak, seçim öncesi parti önderliğindeki tartışmalar, adayın tekleşmesine ve tüm seçmenlerin tek aday üzerinde fikir birliğine vurmalarına götürebilir ve buna ulaşmaya çalışmak doğaldır. Ancak bu her zaman ve daima ulaşılabilecek bir durum olamaz. Ya birbirine yakın bilgi, yetenek ve tecrübe düzeyinde birden fazla kişi olabilir ya tüm seçmenler çeşitli nedenlerle tek bir aday üzerinde anlaşamazlar ya da yine çeşitli nedenlerle seçmenler daha yetersiz bir adayı seçme yanlısı olabilirler… Ve sonuçta, tek adayda fikir birliğine varılsa ya da varılmasa da oy verme ve sayımı formaliteye dönüşse ya da henüz dönüşmese de, son belirleme yine oy verme ve oyların sayımı yoluyla yapılacak, seçim süreci bu şekilde tamamlanıp sonuçlandırılacaktır. (Kuşkusuz bu da bir sonuçlandırma olmuyor; sosyalist seçim süreci bitimsizdir çünkü seçmenlerin yetkilendirdikleri görevlileri her an geri alına hakları vardır.)
İdeal ve istenir durum adayın tekleşmesi olmakla birlikle, bunun gerçekleşmesi, yalnızca partiye, kitlelerle daha sıkı birleşme, onları siyasal yaşama giderek daha fazla ve aktif olarak katma ve doğru önerilerde bulunma görevleri yükler. Ama partinin yol göstericiliğinde adayın tekleşmesi eğilimi ve tek adayın ideal durum olması, hiçbir şekilde, seçme-seçilme özgürlüğünün, seçim sürecinin herhangi bir anında ve “sonunda” aday olma ve oy verme sırasında sınırlanabileceği anlamına gelmez. Her isteyen aday olabilir, aday gösterilebilir. Onun propagandasını yapabilir ve seçilebilir. Bu özgürlük sosyalist demokraside sınırsızdır (Proletarya iktidarının ilk dönemlerinde, henüz burjuvazinin sınıf olarak tasfiyesinin tamamlanmadığı koşullarda burjuva gericilerin seçme-seçilme hakkından yoksun bırakılmaları dışında.)
Tüm seçim süreci boyunca seçme-seçilme hakkı ve özgürlüğünün gerçek anlamda var olmasıyla bu hak ve özgürlüğün, özellikle ideal durumuyla gerçekleşmesi birbirine karıştırılmaması gereken şeylerdir ve örneğin bir seçim çevresinde tüm oyları tek bir adayın alması ve zaten birden fazla adayın ortaya çıkmamış olması yadırganmamalıdır. Baskı ve zora dayanarak, kitleleri siyasi yaşam dışına iterek tek aday kabul ettirilmesi ne sosyalisttir ne demokratik. Oysa partinin önderlik rolünü tam olarak yerine getirmesi, canlı bir siyasal yaşama bağlı olarak işçi sınıfı ve emekçilerin Marksist parti etrafında sıkıca birleşmiş oluşu ve partinin önerileriyle uygunluk içinde seçimler gerçekleştirilişi, demokrasinin gelişkinliğinin ifadesi ve göstergesidir.
Parti her görev için önerilerini yapar. Ama bu partiye, ne önerilerinin kesin olarak uygulanacak olması ne de kendisinden başkasının aday göstermesini engelleme yetkisi verir. Parti, önerilerinin doğruluğu ve kitlelerin nabzını elinde tutuşuyla destek görür ve önerdiği adayların seçilmesinde demokratik olmayan bir şey yoktur. Eğer sınıfın ve kitlelerin çıkar ve özlemlerine uygun olmayan hatalı önerilerde bulunuyor ve bunları kabul görmüyorsa, terslik partidedir Sınıfından ve kitlelerden kopmaya ve sapmalara yönelmiş bir partinin gördüğü desteğin ve inanılırlığın azalması kaçınılmazdır. Bunun sonucu bir diğer kaçınılmazlık ise, partinin bu olumsuzluğu gidermek için, kendisini diktatörce yetkilerle donatması, örneğin kendi dışında aday gösterilmesini engellemesidir. (Ve revizyonist Sovyet partisinin başına bu ikisi de gelmiştir.) Özcesi, demokratik olmayan tutum ya da yanlışlık, partinin adaylar önermesi ve genellikle bunların seçilmesi değil, partinin sınıftan ve kitleden koptukça başka adayları engelleme benzeri zorbalık yollarına yönelmesidir.
Çok adaylı seçimler, revizyonist tek parti diktatörlüğü karşısında demokratik bir içerik taşıyor; burjuva demokratik bir içerik. Ancak sosyalizm olarak sunulması ve politik çoğulculuğun, çoğulcu demokrasinin bir uygulaması olarak partinin önder rolüne saldırıyla birlikle savunulması, yalnızca revizyonizmin bir aşama daha kaydetmesi, sosyalizm yerine liberalizmin geçirilmesidir.

YÖNETİCİLERİN EN ÇOK İKİ DONEM YA DA ON YILLA SINIRLI OLARAK GÖREVDE KALABİLMELERİ
Çok partili burjuva parlamenter sistemde kişisel diktatörlük eğilimine karşı düzenleyici bir rol oynayan bu önlem, tamamen biçimsel karakterdedir. Kişisel diktatörlük eğiliminin çok güçlü bir temele sahip olduğu Sovyetler Birliğinde revizyonist bürokratik tek parti diktatörlüğü karşısında bu burjuva liberal önlemin olumlu bir yanından söz edilebilir; ancak sosyalizm ve sosyalist demokrasiyle bir ilgisi olmadığı belirgin olmalıdır. Sosyalizm biçimsel düzenlemelerle garanti altına alınamaz, onun garantisi başka yerlerdedir. Ve tersine bu liberal düzenleme, Marksizm’in örgütsel normlarına, sosyalist demokrasinin yönetsel biçimlerine ve özüne doğrudan bir saldırıdır.
Görevinin en iyi üstesinden gelen ve bulunduğu yere en layık olan görev başındaysa, yerini doldurmak üzere daha yeterli bir kişi çıkmamışsa, görev süresi neden on yılla sınırlansın? Yok, eğer bir yönetici yerini doldurmuyorsa, görevlerini yerine getiremiyorsa ya da ondan daha gelişkin, yeterli ve bilgili insanlar varsa ya da yeni ortaya çıkmışlarsa, neden bir veya iki seçim dönemi, beş veya on yıl beklenmek zorunda kalınsın! Her kademede seçmenlerin vekillerini geri alma, yöneticilerin görevlerine son verme hak ve yetkisine sahip olmaları sosyalist demokrasinin temel bir koşuludur. Partide de yöneticiler, çeşitli komitelerde, merkez komitesinde, kongrede ya da olağanüstü kongrelerde değiştirilebilir. Neden on yıl beklensin ve on yıllık sürelerle neden değişiklik gereksin?
Parti ya da devlet yöneticisi yetersizse değiştirilebilmeli, bunun için seçim dönemleri sonunun beklenmesi gerekmemeli, iyi ve yeterliyse iyi ve yeterli olduğu sürece görevini sürdürebilmelidir. Önemli olan, toplumsal görevlerin en iyi şekilde yerine getirilmesi ve bunun için uygun kişilerin yönetimde bulunmalarıdır. Yürütülen görev nedeniyle ayrıcalıklara sahip olunmasının, kişisel ve grupsal yönetim eğilimlerinin ve bürokrasinin önlenmesinin yolu, görev süresinin sınırlanması biçimselliğinde değil, seç menlerin vekilleri ve yöneticilerini görevden alabilmelerinde, bunun düzeneğinin oluşturulmuş olmasında ve ayrıcalıklara ve bürokrasiye karşı sürekli mücadelededir.
Yerine daha yeterli ve gelişkin bir kişi çıkmadan, işini başarıyla yürüten bir yöneticiyi, on yıl sonra görevden alına zorunluluğu, görevin başarıyla yürütülmesinin engeli, ya da bugün Çin’de Deng’in yaptığı gibi perde arkası yönetimlerin gündeme gelme nedeni olur. Düşünülsün; örneğin Latin’in görev süresi on yılla sınırlanmış olsaydı, Lenin, olanca enerjisi ve aktifliğiyle, bilgisi ve önderlik yeteneğiyle “kızağa” mı çekilecekti? Ve O’nun yerini, O ortada dururken kim dolduracaktı? Bu noktada bir çelişme yok mudur? En iyisini bilen ve yapabilecek olan dururken salt biçimsel nedenlerle görev değişikliği neden?
Politik çoğulculuk sistemine uyum sağlama liberal yönelimi ve Kruşçevi deviren türden darbelerin nedenlerini ortadan kaldırma kaygısı, bu anti-Marksist düzenlemenin hareket noktasıdır.
Sosyalizm biçimselliğe takılıp kalmaz. Çözümünün yollarını da yaratarak oluşan her sorunu gereğince ele alıp çözer. Bürokrasi ve kişisel ve grupsal diktatörlük eğilimlerini, çürümüş parlamenter sistemlerde olduğu gibi, biçimsel önlemlerle değil, görevden alına ve katılım ve denelim mekanizmalarını işleterek, kitlelerin etkin gücü ve eylemiyle, örgütlülüğü ve iktidarın gerçek sahibi olması koşullarının varlığı temelinde geçersizleştirir. Ve sınıfın en iyi ve ileri temsilcilerinin, bu niteliklerini korudukça, görev başında kalmalarını yapay önlemlerle engelleme yoluna gitmez. En iyinin en yetkili yerde olması işçi sınıfı ve sosyalizmin çıkarınadır çünkü.
Önderlik, yöneticilik, bilgi, tecrübe, siyasal ve örgütsel yetenek, kitlelerle bağ, uzağı görme ve enerji işidir. Bunlarsa, süreyle sınırlanabilirlikleri olmayan kategorilerdir. Ve üstelik süreyle sınırlanan yöneticilik, sermayenin gücünün “her şeye kadir” olduğu, yöneticileri salın alarak ya da başka yollarla kendine bağlayabildiği burjuva demokrasisi koşullarına uygundur, onun bir normudur. Sermaye, şu ya da bu yöneticinin işbaşında bulunuyor oluşundan bağımsız olarak kendi egemenliğini sürdürür çünkü. Ama işçi sınıfına denenmiş, bilgili, yeterli yöneticiler gereklidir. Yine gerektiğinde değiştirilebilmek üzere.
Türkiye’de bu önlem, önceden SDP ve Aybar tarafından savunuldu ve uygulandı. Aybar bir dönem başkanlık görevinden ayrıldı. Ama o çevrenin önderi yine Aybar olarak kaldı. Dün de öyleydi bugün de öyle.

BÜROKRASİYE KARŞI MÜCADELE… ANTİ-BÜROKRATİZM…
İşbaşına geldiğinden bu yana Gorbaçov bürokratizmi epey eleştirdi ve bir kısım bürokratları görevden aldı. Ama o kendisi en büyük bürokrat değil mi? Aynı bürokratik mekanizma içinde işbaşına gelmedi mi? Ötesi, her yönetim değişikliğinde görülen ekip değişikliği, her yeni yöneticinin kendi kadrosu ya da “adamları”yla çalışma tutumudur.
Bir de sorunun teknokratlar ve küçük bürokratların hoşnutsuzluklarının giderilmesi ya da törpülenmesi yönü var. Aşırı merkeziyetçilikle hemen tüm yönetimin, merkezi yönetim, bakanlıklar ve parti ve devlet şeflerinin elinde toplanması, oldukça büyük birikimlere yol açmış bulunuyor. Küçük bürokrat ve teknokratlar, bu durumda hem işlerin gidişinde pek söz ve karar sahibi olamıyor hem de bölüşümde az pay alıyorlar. Gorbaçov, yetkilerin dağıtılmasını, öz-yönetimci bir propagandayla desantralizasyon ve işletmelerin özerkliğini savunarak bölgesel ve yerel yöneticilerin işletme müdürlerinin daha fazla yetkilendirilmesi yoluyla küçük bürokrat ve teknokratların istemlerine yanıt verme ve onları kendine bağlamaya yöneldi. “Bürokratizme karşı mücadele”de, inisiyatif ve işe karşı sorumluluklarının artması yolundaki bir yönüyle soyut diğer yönüyle sosyalizm adına işe ve makinaya kölece bağlanmayı içeren çağrılar dışında, işçi sınıfına herhangi bir rol biçilmiyor. İşçilerin katılım ve denetiminin sağlanması ve bunun örgütsel araçlarının geliştirilmesi Gorbaçov’un sorunu olmuyor. O, “bürokrasiye karşı” bürokratların yetkilerinin yerel ve bölgesel düzeyde, işletme ve kooperatifler bazında artırılmasıyla “mücadele” yolunu benimsiyor! Bürokrasinin başının “bürokrasiye karşı çıkış”ının son sınırı ancak bu olabilirdi…
Bürokrasinin hiç gelişmediği tekelci kapitalizm öncesi ABD ve İngiltere gibi ülkeler bir yana bırakılırsa, burjuvazinin yönetim ve örgüt ilkesi merkeziyetçiliktir. Âdemi merkeziyetçilik ve aynı anlama gelmek üzere demokrasi ilkesi genel bir uygulama alanı bulamamakta, çeşitli burjuva rejimlere, özellikle parlamenter rejime demokratik bir görünüm vermek üzere, merkeziyetçilik ilkesi temelinde bir yama ve eklenti olarak uygulanma yoluna gidilmektedir. Âdemi merkeziyetçi yönetim teknik ve yöntemlerinin kullanılmasının ikinci nedeni, yönetim giderlerinde tasarruf sağlamasıdır.
Tekelci dönemle birlikte merkeziyetçilik gelişmiş, despotik, faşist, sosyal-faşist rejimlerde genel kural olarak merkeziyetçi öge ileri boyutlar kazanmıştır.
Sosyalizmin ise örgüt ve yönetsel ilkesi demokratik merkeziyetçiliktir. Merkeziyetçilik ve âdemi merkeziyetçiliğin diyalektik bütünlük halidir. Merkezin genel çerçeveyi çizici ve yönlendirici, yerel organların yerel-özel sorunları çözücü ve merkeze dayanak ve destek oluşturucu işleve ve buna uygun yetkilere sahip olmasıdır. Yerel yönetim, merkezin genel çerçeveyi çizdiği sınırlar içinde özerk değilse, alt bölge ya da birimin hiçbir sorunu çözülemez ve karşı etki olarak, bu durum, merkezin genel çerçeveler çizemez oluşu, özel-yerel sorunların bir toplamı ve bütünselliği olarak genel sorunlara egemen olamayıp merkezi çözümler üretememesi sonucunu doğurur. Diğer yönüyle genel bir çerçeve olmadan özel-yerel sorun ve çıkarlar birbirleri karşısına dikilir, genel ve toplumun bütünü yararına bir tümellik içinde eritilemez; genel çözümleme ve çerçeveler yokluğunda özel-yerel sorunlar anarşi içinde karşılıklı olarak güç etkilerini nötrleştirir, giderir ya da verimsiz bir çatışma içinde yok ederler. Ve birbirinin etkisini gideren tüm güç, çıkar ve etkenlerini bir bileşkesi olarak, büyük bir enerji israfıyla genel ve merkezi bir yönetim kendiliğinden sağlanır.
Gorbaçov, parti ve devlet üst kademeleri bir yana bırakılırsa, seçim ilkesi söylemine rağmen bu görevlere atama yapılıyor. Moskova parti sekreteri ve politbüro yedek üyesinin değiştirilmesi ve Kazakistan parti ve devlet şefi Kunayev’in zorla ve olaylı bir şekilde görevinden alınıp yerine merkezden bir Beyaz Rus’un atanmasında görüldüğü gibi, üst kademe değişikliklerinde hiç de “demokratik” olmayan bir yol tutuluyor ve âdemi merkeziyetçi davranılmıyor özellikle ekonominin yönetiminde, öz-yönetimci propaganda ve uygulama doğrultusunda ademi merkeziyetçiliği geliştirme alt kademelere, bölgelere, yerel kuruluşlara, işletmelere tanınan özerkliği artırma eğilimindedir. Çelişik eğilimler içinde oluşu, burjuva faydacılığının ve kendi yönetici ekibini oluşturup yerleştirme yöneliminin bir göstergesidir.
Öte yandan, özellikle siyasal alanda merkezin yetkilerini dağıtma niyet ve girişimi içinde olmayan, suyun başını ve dizginleri sıkıca elinde tutmaya özel önem veren Gorbaçov, oldukça merkezci bir konumdadır. “Demokrasi” rüzgârı ise, merkeziyetçi mekanizmanın temel kuruluşunu, başlıca kararların (ve genel olarak kararların) özünün oluşturulması ve temel önemdeki yetkilerin kullanılmasını esasta etkilemeyecek, daha çok belirli bir demokratik görünüm verilmesine yataklık eden alt kademe görev ve yetkilerine ilişkin estirilmektedir. Siyasette vermeye çalıştığı demokratik görünüme karşın, henüz bu yön güçlü bir eklenti bile oluşturmamakta ve Gorbaçov merkeziyetçi yönetim yöntemlerini sürdürmektedir; başlattığı desantralizasyon ise, bu liberal çerçevesi ile açık bir biçimsel burjuva içerik taşımaktadır. Ekonomik alanda ise, gelecek sayıda üzerinde duracağız, desantralizasyon eğilimi oldukça güçlü ve gelişkindir. Gorbaçov esas liberalizasyonu ekonominin örgütlenişi ve yönetiminde gerçekleştirmeye yönelmiştir, bu yönde şimdiden önemli adımlar atmıştır.
“Gorbaçov demokratizminin” sosyalizm ve sosyalist demokratizmle ilişkisizliği üzerinde uzunca duruldu. Gorbaçov’un girişimlerini sosyalist demokrasinin geliştirilmesi pekiştirilmesi olarak sunmak bir yana O’nun adını sosyalizmle birlikte anmak bile ideolojik, politik yanılsamalar yaymak demektir.
Sovyetler Birliği’nde sosyalizm bir devrim sorunu; sosyal bir alt-üst oluşu, bir iktidar değişikliğini, devrimi gereksiniyor.
“Gorbaçov demokratizmine” burjuva demokratik içeriği ve çerçevesi açısından bakıldığında da durum pek iç açıcı değil. Bazılarının “sosyalizmin kurtarılması ya da rayına oturtulması”nda bir eksiklik olarak gördükleri “tepeden gelmelik” , sınıfın, kitlelerin, tabanın, aşağı kesimlerin hareketsizliği, aslında burjuva içerikli demokratizmin sınırlılığı ve güdüklüğünün ifadesi ve göstergesidir. “Gorbaçov demokratizmi” revizyonist tek parti diktatörlüğü ve polis devleti karşısında da ne aşağıdan gelme karakter taşıyor ne de yıkıcı bir tutum alıyor; aynı bürokratik-militarist mekanizma içinde oynanan bir oyun, ve aşağı tabakalara ilgisi yalnızca aldatmaya ve peşine katmaya yönelik…
Her gerçek ilerleme, her devrimci gelişme gerçek bir halk hareketine dayanır ve ondan güç alırken “Gorbaçov demokratizmi” kendiliğinden hareketlenen ya da hareketlendirilen aşağı tabakalara dayanmıyor
Örneğin, Fransız burjuva devrimi, Robespiyer ve Jakobenizmi Paris’in “ayak takımının”, yoksullarının kulüplerinden aldığı güçle işçi, işsiz, küçük burjuva yığınlara dayanarak, onların itişiyle ve aynı zamanda en iyi ve ileri unsurlarını giyotine yollayarak demokrasi yolunda ilerledi. Cılız anti-emperyalist yönelimli Kemalist devrim bile Kuvayi Milliye örgütleri ve sayısız mahalli komitelerden güç alıp özellikle başlangıçta Osmanlı ordusunun kalıntıları yanında çetelere ve halkın aşağıdan gelme hareketine dayandı. Gorbaçov örgütlü ve eylemli güç olarak kime, dayanıyor? Parti ve devlet mekanizmasına, irili-ufaklı bürokrat ve teknokratlara… Bunlar nasıl bir dönüştürücü güç oluşturabilir?
Demokrasi, alt ve orta sınıflardan kaynaklanır; “bürokratizmi eleştiren” bürokratlar ise, demokrasinin yalnızca “kahramanlığına” soyunurlar. Gorbaçov Sovyet ekonomisini ve siyasi-hukuksal sistemini liberalize ediyor. Ancak bırakalım sosyalizmi, toplumsal gelişmenin dinamikleri ortaya çıkmadıkça, işçi sınıfının sosyalist ya da halkın demokratik bir hareketi gelişmedikçe, Sovyetler Birliği’nde demokratik bir ortamın hareketi gelişmedikçe. Sovyetler Birliği’nde demokratik bir ortamın oluşması olanaksızdır. Ticaret özgürlüğü, kâr elde etme özgürlüğü ve çalışmayarak sefalet içinde sürünme özgürlüğü olanaklıdır, gelişme bu yönde, ancak siyasal ya da sosyalist demokrasi için “uyuyan dev”in uyunması gerek.
“Gorbaçov demokratizmi” alt tabakalar içinde mayalanmayan, bir halk hareketine dönüşme eğilimi taşımayan, yukarıdan, sınırlı ve son derece güdük bir burjuva-revizyonist reformlar manzumesi, özellikle ekonomik reformlar ağırlıklı bir liberalizmdir. Mevcut Sovyet düzenini dönüştürücü değil, güçlendirici ve restore edicidir. Ve üstelik her aşağıdan gelme hareketle koparılıp alınmayan hak ve reform önlemlerinin başına gelenler, Gorbaçov reformlarının da geleceğini oluşturabilir. Ve siyasal alanda henüz görece kalıcı bir pozisyon edinemeyen reformların da garantisi yoktur, çeşitli koşullara bağlı olarak geri alınabilmeleri mümkündür.
Ve “Gorbaçov demokratizm”inin ortaya çıkış koşullarının ayırt edici bir yanı var. O feodalizme ya da faşizme karşı demokratik yönelişin sıradanlığından farklı olarak sosyalist geçmişe sahip bir ülkede sosyalizmin ideolojik ve siyasal süreçlerde biçim olarak varlıklarını korumuş son kalıntılarına karşı yeni bir atılım, burjuvalaşmanın olağanüstü boyutlar kazanmasının bir ifadesi olarak gündeme gelmiştir. İdeolojik ve tarihsel olarak, yalnızca burjuva demokratizminin ömrünü doldurması açısından değil, tüm bir sosyalist geçmişle hesaplaşmanın son sınırına götürülmesi ve sosyalizm karşısında burjuvazinin önünün tümüyle temizlenmesi, milliyetçi, anti – sosyalist güçlere dayanması açısından da gericidir, gericiliğe çıkarılmış çağrıdır. Bugünkü siyasal içeriğiyle de yine gericilik tarafından içi doldurulmuştur.
“Gorbaçov demokratizmi” sonuç olarak, yapıla-geldiği gibi, yüceltilmesi ve övülmesi gereken bir demokratizm değildir. Sosyalist demokratizm hiç değildir, böyle adlandırılması, sınıf perspektifinin tümden kaybedilişinin, kafa karışıklığının ya da siyaset sahnesinde liberal varoluşun gizlenmesi ihtiyacının ürünüdür. Ve burada bitmiyor iş: “Gorbaçov demokratizminin” tutarlı bir burjuva demokratizmi bile olamayışının, onun sınırlılığı ve güdüklüğünün görülemeyişi, sınıflar-üstü bir demokratik bakış açısından soruna yaklaşanlar adına da yalnızca ve yalnızca üzüntü vericidir. “Demokrasi hayranlığı”nın hiç değilse tutarlı bir burjuva demokratizminin savunulması olarak şekillenmesi temenni edilirdir.
Gelecek sayıda Gorbaçov’un ekonomik reformları üzerinde duracağız.

Mustafa Yalçıner

Ekim 1988

TEILEN