Halkın Birikimi ve Ülke Kaynakları İtibar, Lüks ve Şatafat İçin Değil Halk İçin Kullanılmalı

Emek Partisi olarak yangın çıkan tüm bölgelerde ilçe, il, bölge örgütlerimizle, merkez yönetim kurulumuzla yangınların ortaya çıktığı ilk günden itibaren bölgedeki halkla, işçilerle, köylülerle hem yangın söndürme faaliyetlerinin hem de halkımızın acil, günlük ihtiyaçlarının karşılanması için yerel inisiyatiflerle dayanışma içinde olduk. Son olarak da Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve beraberindeki heyetle Muğla, Aydın, Denizli, Antalya illerinde saha gezisi yaptı. Gezide yerel yöneticiler, üretici köylüler, dernekler, odalar, sendikalar, işçiler ve emekçilerle yapılan görüşmeler, incelemelerimiz sonucu ve konunun uzmanı mühendisler, akademik odalarının görüşleri, yayınlanmış bilimsel veriler ışığında hazırladığımız bu raporu kamuoyu ile de paylaşmak istiyoruz. Antalya’dan Bodrum’a Dersim’den Adana’ya kadar yurdun ormanları yangın alevleri arasında yok oldu. Öncelikle Emek Partisi olarak tüm bölge halkına, başta itfaiye emekçileri olmak üzere yangınlarda hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifa diliyor ülkede zarar gören tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, bir daha yaşanmaması için iktidarı sorumluluğa davet ediyoruz.

İnşaat ve maden baronları yine el ovuşturuyor

Yangınlar, seller ve taşkınlar, salgında patronların çarkı dönsün diyerek alınmayan önlemler, müsilajla kirlenen denizler, sayısı her gün artan işsizler ordusu, baş edemediğimiz hayat pahalılığı, kadın cinayetleri pek çok sorunla bizler boğuşuyoruz. İktidar ise karlı dağlardan serin, sanki bunca sorunun muhatabı ve sorumlusu kendisi değilmiş gibi hep sorumluluğu başkasına ya da başka yerlere atıyor. Artık kaç noktada yangın çıktı, kaçında söndü, kaçında devam ediyor sayamıyoruz ama son yapılan açıklamalarda 53 ilde 270 orman yangınından 267’sinin kontrol altına alındı belirtiliyor. Başta Tarım ve Orman bakanlığı olmak üzere ilgili kurumlar ve hükümet resmi verileri tamamen açıklamadılar fakat 9 kişi hayatını kaybederken binlerce hayvan ve canlı ölürken, tarım arazileri, seralar, ormanlar ve ekosistemi yandı ve bu süreç ormanlar ve yangınları konusunda pek çok şeyi de tartışmaya açtı.

Ormanlar da biz insanlar gibi canlıdırlar. Nasıl ki insan sağlığı konuşulurken, doktorlar tedaviden önce önleyici ve koruyucu sağlık hizmetinin önemine vurgu yapıyorlar. Ormancılık konusunda uzmanlar da öncelikli olanın önlem ve koruma olduğu belirtiyorlar. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre bu yıla kadar ülkemizde orman yangınlarının; %46,8’i ihmal, %9,4’ü kaza, %11’i doğal ve %24,7’si de bilinmeyen nedenlerle çıkıyor.

Ormanlar iktidarın politikaları ve ormanları sermayenin hizmetine sunan yönetim anlayışından yanıyor.

Orman yangınlarının temel nedeni hükümetin yanlış ormancılık politikaları ve özelleştirmelerle, vahşi madencilik politikaları ile sermayenin hizmetine sunulan ülkenin ormancılık yönetimidir. Orman Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre son 5 yılda, önceki 5 yıla göre yanan orman alanlarının yüzde 85, yangın başına düşen yanan alan miktarının da yüzde 72 artmış. Bu bulgular, 19 yıldır ülkeyi yöneten iktidar partisinin, son yıllarda orman yangınlarıyla mücadele konusunda kendi yönettiği önceki dönemlerle karşılaştırıldığında bile en kötü dönemini yaşadığını gösteriyor.

Sadece 2012-2014 döneminde yangın sayısında yüzde 49 artış olmuş, fakat daha sonraki dönemlerde düşük oranlarda (yüzde 7,2 ve yüzde 6,5) artış ve azalışlar olmuş. Yıllık yanan alan miktarında ise 2015-2017 dönemi hariç, yüzde 115’e varan olağanüstü artışlar olmuş. Bu kategoride son üç yıldaki artış da yılda ortalama 8 bin 123’den 12 bin 649’a çıkarak yüzde 55,7 oranına ulaşmış. Sadece bu rakam ve oranları analiz ettiğimizde; son yıllarda yangın sayısı çok fazla artmamış olsa bile, yanan alan miktarının ciddi oranlarda artmış olmasının, yangına erken müdahalede ve yangınla mücadelede son yıllarda oldukça başarısız olduğunun göstergesidir. Yangın başına düşen yanan alan miktarı; 2009-2011 döneminde 2,07 hektar olan bu miktarın, sürekli artarak 2018-2020 döneminde 5 hektara ulaştığını görülüyor. Yani yangına müdahalede başarı veya başarısızlığın en önemli göstergesi olan yangın başına düşen yanan alan miktarı; sadece 12 yıl içinde rekor bir oranla yüzde 141,6 artmış. Bu gösterge bize “yangınla mücadele dünyada birinciyiz, Avrupa’da birinciyiz, ABD’den ileriyiz” gibi yapılan içi boş propagandaların gerçekte bir karşılığı olmadığını gösteriyor. Burada dikkat çeken bir nokta da; bu dönemler arasında yangın başına yanan alan miktarındaki en büyük artışın yüzde 58,7 ile son üç yılda yaşanmış olması

  • 19 yıllık AKP iktidarı ormanlık alanlara turizm tesisleri, maden sahaları, enerji şirketleri ve yerleşim yerleri için yapılaşmaya verdiği izinlerle ormanları sömürü ve kar için rant alanı olarak görüyor. Otelden maden sahasına, çimento fabrikasından termik santrale kadar ormanlar şirketlerin insafına bırakılırken bu durum yıkımı ve yangınları artıran faktör oldu. 7917’si maden, 3409’u enerji, 6579’u ise diğer izinler olmak üzere 2015 ile 2017 arası toplam 17 bin 905 izin kapsamında 146 bin 273 hektar alanda maden, enerji ve diğer izinler kapsamında ormanlık alanlar bir şekilde koruma kapsamından çıkarılmış ve şirketlerin talanına açıldı. Bodrum Güvercinlik’teki yanan ormanlığın üzerine kurulan otel, Mersin Yeşilovacıkta orman içine kurulan çimento fabrikası, Muğla’daki termik santraller ve kömür depolama alanları, Kazdağılarından İkizköye, İkizdere’den Fatsa’ya kadar ülkenin her tarafında pek çok örnek sayılabilir.
  • Orman yangınları aynı zamanda ciddi bir hava kirliliği yaratmış ve halen halk sağlığı açısından ciddi bir risk. Halkın kendini koruyacağı uygun maskeler hızla ve parasız dağıtılmalı. Kısa ve uzun vadede olası akciğer hasarları için Sağlık Bakanlığı’nın koruyucu ve önleyici hazırlıklarını hızla yapıp kamuoyuyla paylaşması gerekiyor. Yangının çok yakınlarına geldiği Muğla Milas’taki termik santrallerde herhangi bir hasarın olup olmadığı; hasar varsa hangi alanlarda olduğu; bu bölgelerde asbestin herhangi bir bina ya da araçta kullanılıp kullanılmadığı; asbestin herhangi bir şekilde havaya karışıp karışmadığı hızla kamuoyu ve bilim insanlarıyla paylaşılmalı. Asbest kullanımı olan herhangi bir bina ya da araç varsa yangın sonrası dönemde hızla bilimsel yöntemlerle kaldırılmalı. Günlük hava ölçüm raporları, olası her risk parametresini de içerecek şekilde paylaşılmalı. Yerleşim yerleri ile iç içe ya da karayolları güzergâhı ormanlık alanlarda yangın çıkmasını ve artmasını sebep olacak bitki örtüsü, cam vs temizliğinin yapılmaması önemli bir etkendir.

Önlem yok, yangın söndürme planı yok, eldeki uçak filosu tasfiye edilmiş

Korunmayan ormanlar ve önlemede yaşanan eksikler nedeniyle ortaya çıkan yangınlarda ise siyasi iktidarı uygulamaları kapsamında yangın söndürme politikalarının aslında bir politikasızlık süreci olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar yangına ilk müdahale zamanı ve biçiminin önemli olduğunu belirtiyor. AKP iktidarı her ne kadar yangına müdahalede en hızlı ülkeyiz dese de önemli olanın yangın alanına ulaşmak değil yangının yayılmasını ve artmasını engelleyecek şekilde müdahale etmek ve söndürmek önemli ve bunun tam anlamıyla yapılmadığı uzamanlar tarafından da belirtiliyor.

Orman yangınlarının sonuçları itibariyle olumsuz etkilerine baktığımızda:                                                                                         

Birincisi; Muğla ilinde Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin yangın ortasında kalması orman için yapılaşmaya her ne sebeple olursa olsun izin verilmemesi gerektiğini ortaya çıkardı.

İkincisi; Manavgat ilçesinde ormanlıkların yanı sıra tarım alanları da çokça zarar görmüş ve bölgede tarımsal ve hayvansal üretim büyük darbe aldı. Sadece ahırlarda beslenen inekler değil yangından kurtulsa bile keçilerin beslenebileceği bitki örtüsü kalmadı.

Üçüncüsü; başta köylüler olmak üzere yüzlerce kişi sadece ağacını, hayvanını değil tarım alet ve makinelerinin yanı sıra başını soktuğu evini de kaybetti. Ev sadece bir çatı değil insanlar açısından hatıralar, gençlik, topluluk ilişkileri vs bir hafızadır ve evini kaybeden pek çok kişi aynı zamanda da sadece yangının değil geçmişinin hatıralarının yandığını da düşünerek psikolojik bir yıkımda yaşanıyor.

Dördüncüsü; ülke orman varlını kaybederken yangınlar aynı zamanda çevresel risklerde ortaya çıkarmaktadır. Bunlar yangınların kanserojen etkisi, yok olan ormanlar nedeniyle daha fazla sıcaklık artışı, bunca yangın sonrası gelen yağmurların külleri su kaynakları ve havzalarına taşıyarak suyun kirlenmesi de başka bir sonuç etkisi.

Sonuç olarak;

İtibardan tasarruf olmaz diyerek saray yapan, cumhurbaşkanlığına bir kaçı uçan saray olmak üzere 8, Genelkurmayı, Bakanları vs derken toplam 13 uçak alan iktidar, farklı illerde çıkan yangınlara, kiralık 3 uçakla müdahale ediyor. İtibarı sarayda, gösterişte, lüks ve şatafatta arayanlar yangınların arasından ne malımızı ne de canımızı kurtaramıyorlar. Uçan sarayları yanan ormanlara, evlere, yanarak ölen hayvanların üzere bir damla su dökemiyor. Yaklaşık 23 milyon hektar ormanlık alanı bulunan ülkemizde yangın hep var ama mücadele planı yok.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği sonucu bir yanda fırtınalar seller diğer yanda kuraklığa bağlı tarım üretiminin düşmesi ve başka bir yanda yanan ormanlar. Kapitalistlerin kar hırsına kurban edilerek talan edilen doğa, tahrip edilen çevre ve yetersiz koruma önlemleri, sonuç hep yıkım. Hükümetiyle, otel patronlarıyla top yekün sermaye grupları bir yandan timsah gözyaşı dökerken diğer yandan el ovuşturup yangınla açılan yeni rant alanlarının hesabını yapıyorlar. Hükümet, köylüyü krediyle borçlandırarak TOKİ’ye iş bağlama derdinde. TOKİ fırsatçılığı halkın yangınına benzin döktü. Antalya’daki yangının daha ikinci gününde kredi için yangınzedeleri arayan TOKİ, felaketin üstüne benzinle gitti. Yangının uğrattığı tahribatın üzüntüsü ile baş etmeye çalışan halk TOKİ fırsatçılığı ile bir kez daha yıkıldı. TOKİ projelerinin hazır olduğunu resmi hesabından da paylaşarak sosyal medyada da milyonların tepkisi çekti. Üstüne Gündoğmuş Belediye Başkanı’nın ‘Evi yanmayanlar keşke benim de evim yanacak diyecek’ sözleri de rant ve betona endeksli tek adam iktidarının sahaya yansıması ve itirafı olarak kayıtlara geçti. Ormanları talan ve tahrip eden enerji, sanayi, maden ve turizm şirketleri fidan bağışı ve ağaç dikme reklam kampanyalarıyla kendini temize çıkarma derdinde. Şirketlerin talan ve tahribatı karşısında sessizliği seçen burjuva muhalefet partileri de tek başına AKP iktidarını sorumlu tutarak kendi suçlarını gizleme derdindeler.

Emek Partisi olarak işçi emekçi halkımızı kapitalist talan ve tahribata karşı mücadeleye çağırırken, iktidarı da acil yapılması gerekenler konusunda uyarıyoruz.    

  1. Yangın bölgelerinde halkın barınma, sağlık, temizlik ve temel gıda ihtiyaçları ücretsiz ve kalıcı olarak karşılanmalı.
  2. Yangından zarar gören, evi, serası bahçesi yanan köylüler başta olmak üzere halkın zararı sigorta vs. şartı aranmaksızın devlet tarafından karşılanmalı.
  3. Yangından zarar görülen bölgelerde çiftçi borçlarının ertelenmesi çözüm değildir çiftçi borçları silinmeli. Vergi, SGK gibi ödemeler devlet tarafından karşılanmalı.
  4. Sürekli ormanları yanan ülkemizde, gerçek anlamda bir yangın söndürme filosu için gereken önlemler alınmalı.
  5. Yanan orman alanları kendini yenileyebilmesi için koruma altına alınmalı, kesinlikle imara açılmamalı, tek bir çivi bile çakılmamalı.
  6. Tüm bu çalışmalar şeffaflıkla yürütülmeli, halk karar alma süreçlerine dahil edilmeli
  7. Yaşanan yangınlarda sorumluluğu olanlar hesap vermeli ve söndürülmesinde sorumsuz davranan bakanlar dahil kamu personeli istifa edip hesap vermeli.

EMEK PARTİSİ

EMEP ORMAN YANGINLARI RAPOR

HALKIN BİRİKİMİ VE ÜLKE KAYNAKLARI İTİBAR, LÜKS VE ŞATAFAT İÇİN DEĞİL HALK İÇİN KULLANILMALI 

Emek Partisi olarak yangın çıkan tüm bölgelerde ilçe, il, bölge örgütlerimizle, merkez yönetim kurulumuzla yangınların ortaya çıktığı ilk günden itibaren bölgedeki halkla, işçilerle, köylülerle hem yangın söndürme faaliyetlerinin hem de halkımızın acil, günlük ihtiyaçlarının karşılanması için yerel inisiyatiflerle dayanışma içinde olduk. Son olarak da Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ve beraberindeki heyetle Muğla, Aydın, Denizli, Antalya illerinde saha gezisi yaptı. Gezide yerel yöneticiler, üretici köylüler, dernekler, odalar, sendikalar, işçiler ve emekçilerle yapılan görüşmeler, incelemelerimiz sonucu ve konunun uzmanı mühendisler, akademik odalarının görüşleri, yayınlanmış bilimsel veriler ışığında hazırladığımız bu raporu kamuoyu ile de paylaşmak istiyoruz. Antalya’dan Bodrum’a Dersim’den Adana’ya kadar yurdun ormanları yangın alevleri arasında yok oldu. Öncelikle Emek Partisi olarak tüm bölge halkına, başta itfaiye emekçileri olmak üzere yangınlarda hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifa diliyor ülkede zarar gören tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, bir daha yaşanmaması için iktidarı sorumluluğa davet ediyoruz.

İnşaat ve maden baronları yine el ovuşturuyor

Yangınlar, seller ve taşkınlar, salgında patronların çarkı dönsün diyerek alınmayan önlemler, müsilajla kirlenen denizler, sayısı her gün artan işsizler ordusu, baş edemediğimiz hayat pahalılığı, kadın cinayetleri pek çok sorunla bizler boğuşuyoruz. İktidar ise karlı dağlardan serin, sanki bunca sorunun muhatabı ve sorumlusu kendisi değilmiş gibi hep sorumluluğu başkasına ya da başka yerlere atıyor. Artık kaç noktada yangın çıktı, kaçında söndü, kaçında devam ediyor sayamıyoruz ama son yapılan açıklamalarda 53 ilde 270 orman yangınından 267’sinin kontrol altına alındı belirtiliyor. Başta Tarım ve Orman bakanlığı olmak üzere ilgili kurumlar ve hükümet resmi verileri tamamen açıklamadılar fakat 9 kişi hayatını kaybederken binlerce hayvan ve canlı ölürken, tarım arazileri, seralar, ormanlar ve ekosistemi yandı ve bu süreç ormanlar ve yangınları konusunda pek çok şeyi de tartışmaya açtı.

Ormanlar da biz insanlar gibi canlıdırlar. Nasıl ki insan sağlığı konuşulurken, doktorlar tedaviden önce önleyici ve koruyucu sağlık hizmetinin önemine vurgu yapıyorlar. Ormancılık konusunda uzmanlar da öncelikli olanın önlem ve koruma olduğu belirtiyorlar. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre bu yıla kadar ülkemizde orman yangınlarının; %46,8’i ihmal, %9,4’ü  kaza, %11’i doğal ve %24,7’si de bilinmeyen nedenlerle çıkıyor.

Ormanlar iktidarın politikaları ve ormanları sermayenin hizmetine sunan yönetim anlayışından yanıyor.

Orman yangınlarının temel nedeni hükümetin yanlış ormancılık politikaları ve özelleştirmelerle, vahşi madencilik politikaları ile sermayenin hizmetine sunulan ülkenin ormancılık yönetimidir. Orman Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre son 5 yılda, önceki 5 yıla göre yanan orman alanlarının yüzde 85, yangın başına düşen yanan alan miktarının da yüzde 72 artmış. Bu bulgular, 19 yıldır ülkeyi yöneten iktidar partisinin, son yıllarda orman yangınlarıyla mücadele konusunda kendi yönettiği önceki dönemlerle karşılaştırıldığında bile en kötü dönemini yaşadığını gösteriyor.

Sadece 2012-2014 döneminde yangın sayısında yüzde 49 artış olmuş, fakat daha sonraki dönemlerde düşük oranlarda (yüzde 7,2 ve yüzde 6,5) artış ve azalışlar olmuş. Yıllık yanan alan miktarında ise 2015-2017 dönemi hariç, yüzde 115’e varan olağanüstü artışlar olmuş. Bu kategoride son üç yıldaki artış da yılda ortalama 8 bin 123’den 12 bin 649’a çıkarak yüzde 55,7 oranına ulaşmış. Sadece bu rakam ve oranları analiz ettiğimizde; son yıllarda yangın sayısı çok fazla artmamış olsa bile, yanan alan miktarının ciddi oranlarda artmış olmasının, yangına erken müdahalede ve yangınla mücadelede son yıllarda oldukça başarısız olduğunun göstergesidir. Yangın başına düşen yanan alan miktarı; 2009-2011 döneminde 2,07 hektar olan bu miktarın, sürekli artarak 2018-2020 döneminde 5 hektara ulaştığını görülüyor. Yani yangına müdahalede başarı veya başarısızlığın en önemli göstergesi olan yangın başına düşen yanan alan miktarı; sadece 12 yıl içinde rekor bir oranla yüzde 141,6 artmış. Bu gösterge bize “yangınla mücadele dünyada birinciyiz, Avrupa’da birinciyiz, ABD’den ileriyiz” gibi yapılan içi boş propagandaların gerçekte bir karşılığı olmadığını gösteriyor. Burada dikkat çeken bir nokta da; bu dönemler arasında yangın başına yanan alan miktarındaki en büyük artışın yüzde 58,7 ile son üç yılda yaşanmış olması.

  • 631 sayılı Orman kanununda yapılan değişiklikler. 42 kez değiştirilen Orman Kanunun 27’si, 2003 ile 2021 yılları arasında yapılmış ve bu değişikliklerle ormanların yapılaşmaya açılması kolaylaştırdı. En son 28 Temmuz’da yapılan Turizmi Teşvik Kanununda bile yapılan değişiklik ile Ormanlık alanlar ve hazine taşınmazlarının turizm teşvik kapsamında yapılaşmaya, dolayısıyla da talan ve tahribe açılması yasalaştırıldı. Yapılan bu düzenlemeler ormanları tahrip ederken ormanlarda ki yangınları da artıran etkenler oldu.
  • 19 yıllık AKP iktidarı ormanlık alanlara turizm tesisleri, maden sahaları, enerji şirketleri ve yerleşim yerleri için yapılaşmaya verdiği izinlerle ormanları sömürü ve kar için rant alanı olarak görüyor. Otelden maden sahasına, çimento fabrikasından termik santrale kadar ormanlar şirketlerin insafına bırakılırken bu durum yıkımı ve yangınları artıran faktör oldu. 7917’si maden, 3409’u enerji, 6579’u ise diğer izinler olmak üzere 2015 ile 2017 arası toplam 17 bin 905 izin kapsamında 146 bin 273 hektar alanda maden, enerji ve diğer izinler kapsamında ormanlık alanlar bir şekilde koruma kapsamından çıkarılmış ve şirketlerin talanına açıldı. Bodrum Güvercinlik’teki yanan ormanlığın üzerine kurulan otel, Mersin Yeşilovacıkta orman içine kurulan çimento fabrikası, Muğla’daki termik santraller ve kömür depolama alanları, Kazdağılarından İkizköye, İkizdere’den Fatsa’ya kadar ülkenin her tarafında pek çok örnek sayılabilir.
  • Orman yangınları aynı zamanda ciddi bir hava kirliliği yaratmış ve halen halk sağlığı açısından ciddi bir risk. Halkın kendini koruyacağı uygun maskeler hızla ve parasız dağıtılmalı. Kısa ve uzun vadede olası akciğer hasarları için Sağlık Bakanlığı’nın koruyucu ve önleyici hazırlıklarını hızla yapıp kamuoyuyla paylaşması gerekiyor. Yangının çok yakınlarına geldiği Muğla Milas’taki termik santrallerde herhangi bir hasarın olup olmadığı; hasar varsa hangi alanlarda olduğu; bu bölgelerde asbestin herhangi bir bina ya da araçta kullanılıp kullanılmadığı; asbestin herhangi bir şekilde havaya karışıp karışmadığı hızla kamuoyu ve bilim insanlarıyla paylaşılmalı. Asbest kullanımı olan herhangi bir bina ya da araç varsa yangın sonrası dönemde hızla bilimsel yöntemlerle kaldırılmalı. Günlük hava ölçüm raporları, olası her risk parametresini de içerecek şekilde paylaşılmalı. Yerleşim yerleri ile iç içe ya da karayolları güzergâhı ormanlık alanlarda yangın çıkmasını ve artmasını sebep olacak bitki örtüsü, cam vs temizliğinin yapılmaması önemli bir etkendir.
  • Ormanları koruma, yangınları önleme ve söndürmede başarılı olabilmek için OGM personelinin yörenin özelliklerini bilmeleri ve bölgenin arazi yapısını tanımaları gerekli. Manavgat Kalemler köyünden bir sakinin bir yıl önce köyün arkasındaki ormanda karşılaştığı Orman müdürlüğü ekibinin “Şişeler köyüne nasıl gideriz” diyerek yol sormalarının personelin bölgeyi bilmediğine ilişkin bariz bir örnektir.  
  • Küresel ısınma nedeniyle oluşan iklim krizinin sıcakları ve kuraklığı artıracağı, yağışları dengesizleştireceği, rüzgarın yön ve şiddetinde önemli farklılıklara yol açacağı, buna  bağlı olarak da orman yangınları açısından olumsuz etkilerin  gözlemleneceği biliniyordu. Özellikle Temmuz Ağustos aylarının kurak ve sıcak geçmesi nedeniyle yangınlar atmakta ve son yıllarda Eylül ve Ekim aylarında dahi yangınlar görülmektedir. Meteoroloji müdürlüğünün kuraklık uyarıları yaparken, başta Antalya olmak üzere güney kesimlerde hava sıcaklığında aşırı artışlar ve havadaki nem oranının %10’lara kadar düşmesi sonucu yangınların artacağı bilinirken olası yangınlar için hızlı müdahale ve söndürme için hala yangın uçak ve helikopterinden araç gereç ve ekipmana kadar yeterince hazırlık yapılmadığı gözlenmektedir.

Önlem yok, yangın söndürme planı yok, eldeki uçak filosu tasfiye edilmiş

Korunmayan ormanlar ve önlemede yaşanan eksikler nedeniyle ortaya çıkan yangınlarda ise siyasi iktidarı uygulamaları kapsamında yangın söndürme politikalarının aslında bir politikasızlık süreci olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, yangın bölgesinde olan halkımız da yangına ilk müdahale zamanı ve biçiminin önemli olduğunu belirtiyor. AKP iktidarı her ne kadar yangına müdahalede en hızlı ülkeyiz dese de önemli olanın yangın alanına ulaşmak değil yangının yayılmasını ve artmasını engelleyecek şekilde müdahale etmek ve söndürmek önemli ve bunun tam anlamıyla yapılmadığı uzamanlar tarafından da belirtiliyor.

  • 23 milyon hektar ormanı olan bir ülke olarak, orman yangınlara hızla müdahale edecek başta yangın söndürme uçağı ve helikopteri olmak üzere yeterli donanıma sahip olmadığımız ortaya çıktı.
  • Kamu kurumu özelliği taşıyan Türk Hava Kurumunun (THK) elinde yangın söndürme uçağı ve deneyimli personeli olmasına rağmen kurumun ve deneyimli personeli ihale vb oyunlarla yangın söndürme faaliyetinden saf dışı bırakıldı.
  • THK hangarlarındaki yangın söndürme uçaklarını Almanya, İtalya, Yunanistan, Mısır ve Fransa kullanırken ülkemizde hangarlarda çürümeye terk edilmiştir. Yangın söndürme alanında deneyimli pilot ve teknik personel THK’ya atanan kayyum tarafından işten atılarak Türk Hava Kurumu tamamen işlevsizleştirildi.
  • Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli “yangın söndürmeyi özelleştirmedik” diye demeç verse de yangın söndürme işi için ihale ile uçak ve helikopter kiralanması bir özelleştirmedir ve devletin asli işi olan “uçakla kullanılarak yangın söndürme” işi ihale ile Rus yangın söndürme uçağı şirketine verildi.
  • Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, iki yıl önce “yangın söndürmede helikopterler uçaktan daha verimli, uçakların yangını hedeflemesi daha zor ” dedi. Bundan bir hafta sonra amfibik yangın söndürme uçağı almaya gittiği Rusya’da “Türkiye’deki yangınlarda en önemli konunun dar alanda manevra kabiliyeti olduğunu ve test ettiği uçağın kumandalarının yumuşaklığını ve manevraya gelebileceğini” söyledi. Yangının çıktığı 28 Temmuzdan buyana önce “envanterimizde yangın uçağı yok” dedi. Sonrada “en güçlü hava filosuna sahibiz” dedi. Bütün bu sözler yangın söndürme ve ekipman konusunda iktidarın bir dediğinin diğerini tutmadığını ve bununda AKP iktidarının orman yangınları konusunda farklı çıkarları olan şirketler arasında gidip geldiğini gösterirken yangınlarla mücadeleyi de zayıflatmaktadır.
  • Ormanlarda yangına müdahale edecek koridorların olmaması, uçak ve helikopter dışında diğer araçların yangın söndürmede etkin kullanımını zayıflattığı da başka bir sorun.
  • Personelin bilgi, birikim deney ve tecrübe açısından yetersizliği rotasyon vs gibi uygulamalarla bulundu bölge ve özelliklerini, yangın şekillerini tanımadan başka bir yere gönderilmesi nedeniyle yaşanan eksikliklerin yanı sıra Orman personelinin koruyucu elbise ve ekipman açısından da yetersiz ve korumasız olması yangına müdahaleyi aksatan faktörlerdir. Alanda gözlemlediğimiz kadarıyla penyeden polyestere çeşitli çabucak yanacak kıyafetlerle yangına müdahale etmeye çalışan personelin gerçek anlamda koruyucu elbise ve oksijen tüpü gibi koruyucu ekipmandan yoksun olduğunu belirtebiliriz. Paylaşılan her ihtiyaç listesinde yanmaz eldiven, fener, pil ilk sıralarda yer aldı. Bir arazözde 6 kişi çalışması gerekirken 3 kişinin çalışmak zorunda kaldığı görüldü. Müdürlerin 4×4 lüksünden, itibarından tasarruf etmeyen iktidar anlayışı çalışan sayısı, maaşı, ihtiyaçlarından tasarruf edince sahada işçilerin az sayı ve malzeme ile ölümü pahasına ileri atılmasına yol açtı. İşçilerin yetersizliği sivil halkın da eğitimsiz olarak yangına atılmasına, hayatlarını riske atmasına neden oldu.
  • Yangınlara tepkiyi şovenizme yöneltmeye çalışan iktidar blokunun, epeydir nefret diliyle sürdürdüğü düşmanlaştırıcı politikanın bir devamı olarak yaşanan yangın bölgesinde yabancı avı ve kimlik kontrolü  (en son Balıkesir’den kız arkadaşını görmeye gelen gencin arabası yabancı plaka diye linçe uğramasına kadar varırken) yangınlara müdahale de gönüllü katılımını baltalayan ya da engelleyen bir seyir izledi. Orman yangınlarında sorumluluğunu gizlemeye çalışan iktidar, emekçi halk kitleleri arasında kutuplaştırmayı körüklemeye çalışırken kimi ırkçı ve komplocu grupların “kimlik kontrolü vs” girişimlerine göz yumduğu fakat yöre halkının genelinin bu provokasyonlara da pirim vermediği görülmüştür. İktidar ve kapitalistler orman yangınların söndürülmesi yönündeki yetersizliği ve plansızlığının üstünü örtmek için kendi dışında herkesi suçlayarak, halkı da kutuplaştırarak karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Ormanına ağacına sahip çıkan yangını söndürürken el ele vererek can pahasına birlikte mücadele eden üretici köylü ve işçileri de karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Ağacına ormanına sahip çıkan köylü ile aynı yörenin insanı maden ocaklarında çalışan işçisini de karşı karşıya getiriyor.
  • Tunceli’de, Hakkâri’de, Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Ağrı’da, Elazığ’da ve bölgenin diğer şehirlerinde neredeyse her dönem yanan ormanları söndürmeye giden halka bu seferde izin verilmedi. Bölgede birçok şehirde askeri operasyonlar sonucunda yangınların meydana geldiği ve bu yangınlara müdahale etmek isteyen bölge halkının başta Tunceli ve ilçeleri belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri olmak üzere yöre halkının engellendiği görüldü. Ege’de, Akdeniz’de yangınları söndürmek için çağrı yapan seçilmiş yerel yöneticilerin tüm çalışmaları ve dayanışma çağrıları merkezi iktidarın iş bilmez bürokratlarınca engellenmeye çalışıldı.

Orman yangınlarının sonuçları itibariyle olumsuz etkilerine baktığımızda:                                                                                         

Birincisi; Muğla ilinde Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin yangın ortasında kalması orman için yapılaşmaya her ne sebeple olursa olsun izin verilmemesi gerektiğini ortaya çıkardı.

İkincisi; Manavgat ilçesinde ormanlıkların yanı sıra tarım alanları da çokça zarar görmüş ve bölgede tarımsal ve hayvansal üretim büyük darbe aldı. Sadece ahırlarda beslenen inekler değil yangından kurtulsa bile keçilerin beslenebileceği bitki örtüsü kalmadı.

Üçüncüsü; başta köylüler olmak üzere yüzlerce kişi sadece ağacını, hayvanını değil tarım alet ve makinelerinin yanı sıra başını soktuğu evini de kaybetti. Ev sadece bir çatı değil insanlar açısından hatıralar, gençlik, topluluk ilişkileri vs bir hafızadır ve evini kaybeden pek çok kişi aynı zamanda da sadece yangının değil geçmişinin hatıralarının yandığını da düşünerek psikolojik bir yıkımda yaşanıyor.

Dördüncüsü; ülke orman varlını kaybederken yangınlar aynı zamanda çevresel risklerde ortaya çıkarmaktadır. Bunlar yangınların kanserojen etkisi, yok olan ormanlar nedeniyle daha fazla sıcaklık artışı, bunca yangın sonrası gelen yağmurların külleri su kaynakları ve havzalarına taşıyarak suyun kirlenmesi de başka bir sonuç etkisi.

Sonuç olarak;

İtibardan tasarruf olmaz diyerek saray yapan, cumhurbaşkanlığına bir kaçı uçan saray olmak üzere 8, Genelkurmayı, Bakanları vs derken toplam 13 uçak alan iktidar, farklı illerde çıkan yangınlara, kiralık 3 uçakla müdahale ediyor. İtibarı sarayda, gösterişte, lüks ve şatafatta arayanlar yangınların arasından ne malımızı ne de canımızı kurtaramıyorlar. Uçan sarayları yanan ormanlara, evlere, yanarak ölen hayvanların üzere bir damla su dökemiyor. Yaklaşık 23 milyon hektar ormanlık alanı bulunan ülkemizde yangın hep var ama mücadele planı yok.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği sonucu bir yanda fırtınalar seller diğer yanda kuraklığa bağlı tarım üretiminin düşmesi ve başka bir yanda yanan ormanlar. Kapitalistlerin kar hırsına kurban edilerek talan edilen doğa, tahrip edilen çevre ve yetersiz koruma önlemleri, sonuç hep yıkım. Hükümetiyle, otel patronlarıyla top yekün sermaye grupları bir yandan timsah gözyaşı dökerken diğer yandan el ovuşturup yangınla açılan yeni rant alanlarının hesabını yapıyorlar. Hükümet, köylüyü krediyle borçlandırarak TOKİ’ye iş bağlama derdinde. TOKİ fırsatçılığı halkın yangınına benzin döktü. Antalya’daki yangının daha ikinci gününde kredi için yangınzedeleri arayan TOKİ, felaketin üstüne benzinle gitti. Yangının uğrattığı tahribatın üzüntüsü ile baş etmeye çalışan halk TOKİ fırsatçılığı ile bir kez daha yıkıldı. TOKİ projelerinin hazır olduğunu resmi hesabından da paylaşarak sosyal medyada da milyonların tepkisi çekti. Üstüne Gündoğmuş Belediye Başkanı’nın ‘Evi yanmayanlar keşke benim de evim yanacak diyecek’ sözleri de rant ve betona endeksli tek adam iktidarının sahaya yansıması ve itirafı olarak kayıtlara geçti. Ormanları talan ve tahrip eden enerji, sanayi, maden ve turizm şirketleri fidan bağışı ve ağaç dikme reklam kampanyalarıyla kendini temize çıkarma derdinde. Şirketlerin talan ve tahribatı karşısında sessizliği seçen burjuva muhalefet partileri de tek başına AKP iktidarını sorumlu tutarak kendi suçlarını gizleme derdindeler.  

Emek Partisi olarak işçi emekçi halkımızı kapitalist talan ve tahribata karşı mücadeleye çağırırken, iktidarı da acil yapılması gerekenler konusunda uyarıyoruz.    

  1. Yangın bölgelerinde halkın barınma, sağlık, temizlik ve temel gıda ihtiyaçları ücretsiz ve kalıcı olarak karşılanmalı.
  2. Yangından zarar gören, evi, serası bahçesi yanan köylüler başta olmak üzere halkın zararı sigorta vs. şartı aranmaksızın devlet tarafından karşılanmalı.
  3. Yangından zarar görülen bölgelerde çiftçi borçlarının ertelenmesi çözüm değildir çiftçi borçları silinmeli. Vergi, SGK gibi ödemeler devlet tarafından karşılanmalı.
  4. Sürekli ormanları yanan ülkemizde, gerçek anlamda bir yangın söndürme filosu için gereken önlemler alınmalı.
  5. Yanan orman alanları kendini yenileyebilmesi için koruma altına alınmalı, kesinlikle imara açılmamalı, tek bir çivi bile çakılmamalı.
  6. Tüm bu çalışmalar şeffaflıkla yürütülmeli, halk karar alma süreçlerine dahil edilmeli.
  7. Yaşanan yangınlarda sorumluluğu olanlar hesap vermeli ve söndürülmesinde sorumsuz davranan bakanlar dahil kamu personeli istifa edip hesap vermeli.
TEILEN