Her düzeyde birleşik bir mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt vermek, bugünün en acil görevidir

Genel başkanımız Selma Gürkan’ın Evrensel Gazetesi’nde yayınlanan röportajı:

Sendikalar, saldırılara karşı sınıfın ve emekçilerin birliğine hizmet edecek ortak mücadele platformlarını oluşturmakla görevli ve sorumludurlar.

Hükümet, açıkladığı Yeni Ekonomi Programı ile krizin yükünü işçi ve emekçiler başta olmak üzere tüm halka fatura edeceğini ilan etti. Kısaca YEP olarak adlandırılan programla hedeflenen; kıdem tazminatı gibi kazanılmış hakların tasfiyesi ile birlikte işsizlik fonunun yağmaya açılması, çalışma hayatını esnek, yarı zamanlı çalışma gibi emek düşmanı uygulamalarla yeniden düzenleme, zorunlu BES uygulamasını yenileme gibi pek çok düzenlemeyle halkın çalışma ve yaşama koşullarını bugünden daha geriye götürecek uygulamaların hayat bulmasıdır.

Ekonomik kriz gerekçe gösterilerek ülke tekeller için dikensiz gül bahçesi haline getirilirken halk için adeta cehenneme çevrilmek istenmektedir. Tek adam yönetimini bir siyasal rejim olarak oturtmak isteyen siyasi iktidar ekonominin yanı sıra baskı, yasak ve şiddete dayalı bir siyasetle demokratik hak ve özgürlükleri de hedef almakta dış politikada savaşçı hatta ısrarını sürdürmektedir. Ekonomik ve siyasal alanda planlanan saldırılar geniş bir toplumsal ve siyasal kesimi hedef almaktadır. Tüm bu gelişmeler daha fazla ortak mücadele ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Bu gelişmeleri değerlendiren partimiz bir yanıyla mevcutta çeşitli platformlarda siyasi partilerle ve demokratik kitle örgütleriyle, ortak mücadele ihtiyacı ve biçimleri üzerine yürüttüğü tartışmayı konfederasyonlar, birlikler, sendikalar ve meslek örgütleri ile görüşmeler yaparak ilerletmeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda KESK, TTB, Türk-İş, TMMOB, DİSK ile konfederasyonlar ve birlikler düzeyinde görüşmeler yapılmış, sendikalarla merkezi ve şube düzeyinde bu görüşmeler devam ettirilmektedir.

Emek ve meslek örgütleri ve siyasi partilerle yapılan tartışmalarda ortak mücadele ihtiyacı konusunda bir hemfikirlik söz konusu ancak bunun nasıl, hangi taleplerle, hangi biçimle olacağına dair bir netleşememe ya da farklı düşünme hali mevcut.

Ancak iktidarın, YEP’in uygulanması için her yolu deneyeceğini görüyoruz. Grev yasakları, 3. havalimanı işçilerine olduğu gibi hak isteyene gözaltı, tutuklama, işten atmanın yanı sıra, işçi ve emek hareketindeki zayıflık, sendikaların ve sınıfın bölünmüşlüğü, iktidarın yanında saf tutan sendikaları da dikkate aldığımızda işimizin hayli zor olacağı ortadadır.

Sermaye sınıfının ve onun siyasi iktidarının saldırılarını, sendikalar, krizin yükünü çekmemek üzere asgari müştereklerde birleşerek ve taleplerini kazanmak için mücadelede ısrar ederek püskürtebilirler. Ancak burada sendikaların ve meslek örgütlerinin ortak tutum almalarında hâlâ sorunlar devam etmektedir. Emek ve meslek örgütlerinin yürüttükleri çalışmalarda; üyelerini ekonomik ve sosyal sorunların yanı sıra demokrasi ve barış mücadelesine kazanma çabasının olmayışı, olanın da zayıflığı, eylem ve etkinliklerin üyeleri ve tüm emekçileri bulundukları mevziden daha ileriye taşıyacak tarzda örgütlenmemesi, mesaj ve sosyal medya çağrılarıyla sınırlı bir örgütleme darlığı gibi çalışma tarzları üzerine yaşanan sorunları da eklemek lazım. Bu darlaştırıcı ve kısır çalışma tarzının sonucunda, niyetten bağımsız olarak,  işçi ve emekçilerin birleşmesi engellenmekte, üye ve tüm emekçilerin sorunu sahiplenmesi, sorunu için mücadeleye atılması sağlanamamaktadır. Bu sorunlar çözülmediği takdirde saldırıları püskürtmek mümkün olmayacaktır.

Emek ve meslek örgütleriyle görüşmeleri yürütürken DİSK, KESK,T MMOB ve TTB tarafından yapılan ortak mücadele çağrısı, arkasından DİSK tarafından Türk-İş’e yapılan, Hak-İş’e de yapılsa iyi olur diyeceğimiz ziyaretler gibi atılan adımlar önemlidir ancak bu adımları ilerletilmedikçe sonuç alıcı bir etki yaratacağını söyleyemeyiz.

Bir kere sendikalar ekonomik ve çalışma yaşamına dair saldırılara karşı sınıfın ve emekçilerin birliğine hizmet edecek ortak mücadele platformlarını oluşturmakla görevli ve sorumludurlar. Merkezi olarak konfederasyonlar ya da sendikalar arasında yapılan ziyaretler ve sürece dair yürütülecek tartışmalar, merkezi olarak ortaklık sağlanıp sağlanmamasından bağımsız olarak, yerellerde, şube ve işyeri temsilciliklerinin yaşadığı sorunlara, karşılaştığı saldırılara karşı birliğin sağlanmasına olanak yaratacağı ortadır ve işçi sınıfının, emekçilerin böylesi bir birliğe bugün çok daha fazla ihtiyacı vardır. Çünkü saldırıların çok yönlü ve kapsamlı olduğu, siyasi iktidarın kutuplaştırıcı siyaseti işçi ve emekçiler nezdinde ayrışmayı derinleştirdiği bir süreci yaşıyoruz.

Krizin ortaya çıkardığı saldırılar hiçbir konfederasyon, emek örgütü, sendikalı ve sendikasız işçi ayırımı yapmadan tüm işçi ve emekçilere aynı oranda yansımaktadır. Öyleyse burada sendikalara ve emek örgütlerine düşen görev, öncelikle tabanda mücadele eğilimi taşıyan güçlerin önünü açacak, işçi ve emekçileri tabandan birleştirecek politikalar üretmek, talepler etrafında mücadeleyi örgütlemektir. Siyasi iktidarın kutuplaşma siyasetinde elini güçlendirecek, ortak mücadele hattının sınırlarını darlaştıracak, çeşitli sosyal ve siyasal kesimlerdeki mevcut ön yargıları pekiştirecek, emekçiler içerisindeki bölünmeleri derinleştirecek tutum, söylem ve eylemler bugünün ihtiyacı değildir. Aksine her düzeyde birleşik bir mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt vermek, bugünün en acil görevidir.

Demokrasi, barış ve özgürlükler mücadelesinin tarafı olan siyasi partilerin ve yapıların görev ve sorumluluklarını emek ve meslek örgütlerinden ayrı ele alamayız. Ancak elbette emek meslek örgütleri ile siyasi parti ve yapıların özgünlükleri, görev ve sorumluluklar bakımından farklılıkları dikkate alınmalıdır ve bu yadsınacak bir durum değildir. Burada üzerinde durulması gereken konu taleplerin ve hareketin özellikleri ve özgünlükleri dikkate alınarak emek ve meslek örgütleri ile siyasi parti ya da yapıların kendi asli faaliyetini sürdürmesi, hareketin güçlendirilmesi ve etki alanının genişletilmesi için ihtiyaç olan yerde yolların kesişmesinin sağlanmasıdır. Örneğin, mezarda emeklilik yasasına karşı sendikaların çağrısına partimiz ve emekten, barıştan ve demokrasiden yana olan siyasi partiler ve siyasal kesimler yanıt vermiş, yasa ertelenmiş, zamanın iktidarı yasayı büyük depremin toz, dumanı içerisinde çıkarmak zorunda kalmıştır. 1 Mart teskeresinin kabul edilmemesini sağlayan güç başka bir örnektir. Hak, hukuk, adalet talebiyle CHP tarafından çağrısı yapılan ama CHP ile sınırlı kalmayan Adalet Yürüyüşü başka bir açıdan örnektir.

Sonuç olarak; emek, barış ve demokrasiden yana olan siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, kadın ve çevre hareketleri gibi mücadele eğiliminde olan her toplumsal ve siyasal kesimin kendi asli çalışmalarını yürütürken, siyasal gidişatı değiştirecek, ekonomik ve demokratik kazanımlarla sonuçlanacak bir mücadele gücünü açığa çıkaracak birlikler için hep birlikte kafa yorması gerekir. Ancak, zamanın akışını düşünürsek kafa yormakla kalmayarak harekete geçmek önemli hale gelmiştir. Yerellerde bu kapsamda mücadele birliklerinin oluşması için olanakların daha fazla olduğunu görüyoruz ve bu olanaklar değerlendirilmelidir. Partimiz de bir taraftan kendi bağımsız çalışmalarını yürütürken diğer taraftan ortak mücadelenin koşullarını oluşturmak üzere bir çabanın içerisindedir.

TEILEN