İşçi Sınıfımız ve Emekçi Halkımız Kendi Özgücüne ve Örgütlülüğüne Güvenmelidir!

31 Mart Yerel Seçimleri egemen sınıflar cephesinden iktidarı elinde bulunduran Erdoğan ve hükümeti ile fiili iktidar ortağı Bahçeli’nin oluşturdukları “Tek adam ittifakı”nın yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Yerel seçimlerde bir gerileme sürecine giren Erdoğan ve “Cumhur İttifakı”, ülke nüfusunun önemli bir çoğunluğunun yaşadığı büyük kentlerin tamamında belediye başkanlıklarını kaybetmiştir.

“Tek adam, tek parti yönetimi” altında gerçekleşen bu ilk seçimde devlet imkânları “Cumhur ittifakı” tarafından sonuna kadar kullanılmış, rakip ittifak, parti ve adaylar üzerinde baskı ve zorbalığın her çeşidi devreye sokulmuştur. Bu yönlerden 31 Mart Yerel Seçimleri bugüne kadar gerçekleşmiş en adaletsiz seçim olarak ülke siyasal tarihindeki yerini şimdiden almıştır.

YSK tarafından açıklanan rakamlara göre “Cumhur İttifakı”nın ülke genelindeki oyları 24 Haziran seçimlerine göre 2 puan gerilerken, bu oran büyük sanayi kentlerinde 3 ila 12  düzeylerine varmıştır.

İttifakın büyük ortağı AKP elindeki birçok belediyeyi kaybederken, MHP elindeki belediye sayısını artırarak görece “ittifakın karlı partisi” olmuştur. CHP-İyi Parti ittifakı (Millet İttifakı) ile girilen il ve ilçelerde, bu ittifak özellikle CHP’ye yaramış ve elindeki belediyeleri artırmıştır. “Millet İttifakı”nın kaybeden tarafı ise İyi Parti olmuştur. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’nin seçimlerden kazanımla çıkmasında ve oylarını artırmasında, başta HDP olmak üzere, emek ve demokrasi güçlerinin oy desteğinin de önemli bir etkisi olmuştur.

Bölge illerinde ise “Tek adam tek parti yönetimi” tarafından halkın iradesi hiçe sayılarak kayyım atanan belediyelerin büyük çoğunluğu her türlü baskı ve tehdide rağmen HDP tarafından geri alınmıştır. Öte yandan, Muş, Şırnak örneklerinde olduğu gibi “nüfus mühendisliği” yapılarak ve seçim, sandık hileleriyle bazı belediyeler HDP’den alınmıştır. Dersim başta olmak üzere kaybedilen belediyelerde kayıpların nedeni olarak yalnızca baskı ve zor’un gösterilemeyeceği de açıktır. Bu sonuçlarda, HDP’nin bugüne kadar yaptığı belediyecilik pratiğinin, siyasal tutum ve yönelişlerinin olumsuz etkileri ortadadır.

Bilindiği gibi partimiz YSK kararıyla seçimlere sokulmamıştır. Seçimlere emek, demokrasi güçlerinin ortak bir platform ve adaylarıyla gidilmesi çağrımız ve çabalarımız ne yazık ki muhataplarımız tarafından beklenen karşılığı görmemiştir. Oldukça sınırlı sayıda il ve ilçede emek ve demokrasi güçleri ortak bir seçim tutumu belirleyebilmiştir. Partimiz bu il ve ilçelerde 7 belediye meclis üyeliği kazanmıştır.

Partimiz bağımsız adaylarla girdiği seçim çevrelerinde ise hedeflerine uygun biçimde başarılı bir seçim çalışması yürütmüş, açtığı platformla işçi ve emekçilerin kendi bağımsız sınıf çıkarları temelinde seçimlere katılmalarına olanak sağlamıştır. Dersim merkez ve ilçelerinde ise “Devrimci Güçbirliği” ile HDP çatısında girilen seçimlerde başarısız kalmamızın nedenlerini değerlendirmek ve örgütlenmesini yenilemek üzere il konferansı düzenleme kararı alınmıştır. 

Partimiz, birçok işçi ve emekçi mahallesinde ise muhtarlık seçimlerine ortak adaylarla veya kendi adaylarıyla katılmıştır. İşçi, emekçi mahallelerinde başta kazanan muhtar adaylarımızı olmak üzere adaylarımızın çoğunluğu % 5’lerden % 40’lara varan oylar almıştır. Bu kazanımlar ve işçi-emekçi halk desteği, önümüzdeki dönem de partimizin ve mücadelenin büyütülmesi için önemli bir dayanak olacaktır.

Ekonomik kriz, uzlaşma çağrıları ve önümüzdeki süreç

“Cumhur İttifakı”nın özellikle AKP’nin büyük şehirlerde ve sanayi kentlerinde oylarının düşmesi ve belli başlı belediyeleri kaybetmesinde ekonomik kriz süreci ve bunun koşulladığı hayat pahalılığı ve yoksullaşma önemli bir etkide bulunmuştur. Başta Kocaeli, Bursa, Gaziantep, Kayseri olmak üzere “Cumhur İttifakı”nın kazandığı kentlerde bile oy kaybetmesi bunun somut ifadesidir. Bunun yanı sıra en küçük bir hak arayışı ve demokratik talebin “teröristlik” ve “darbecilik”le yaftalanarak şiddetle bastırılması; siyasal gericiliğin ve despotizmin toplumsal yaşamın bütün alanlarında her gün daha fazla hissedilir hale gelmesi “Tek adam tek parti yönetimine” karşı olan öfke ve hoşnutsuzluğu artırmış ve daha önce “Cumhur İttifakı”na oy veren işçi ve emekçilerin hoşnutsuzluğu ve tepkisi de bu tepkiyle birleşerek sandıklara yansımıştır.

Ortaya çıkan seçim sonuçları politik istikrarsızlık öğelerinin hızla biriktiğini gösteriyor. Uluslararası sermaye çevreleri, işbirlikçi tekelci burjuvazi, Erdoğan hükümeti ve burjuva muhalefetin liderliğini yapan CHP de bu durumun farkındadır. Ancak, ekonomik krizin derinleşerek süreceğini “herkesten iyi bilen” tekelci burjuvazi bu süreçle birleşen bir politik istikrarsızlık istemiyor. Nitekim TÜSİAD da bu durumun bilinciyle uyarılarını yapan ilk sermaye örgütü olmuştur.

TÜSİAD açıklamasında “Yerel seçimlerin de geride kalmasıyla, önümüzdeki seçimsiz dönem ekonomik, sosyal ve siyasal reform gündemimiz için önemli bir fırsat” diyerek uluslararası sermaye cephesinin de beklentilerine uygun olarak yapılmak isteneni gözler önüne seriyor. Egemen sınıflar cephesinden iktidarı-muhalefetiyle uyumlu bir çizginin izlenmesini gerektiren bu yaklaşım, ekonomik krizin ağır faturasını işçi sınıfımız, emekçiler ve ezilen halk kitlelerine keserek, Kıdem Tazminatı gibi tarihsel kazanımları ortadan kaldıracak “yasal düzenlemeler” ve uygulamaların “Yapısal Reform” adı altında hayata geçirilmesini amaçlıyor.

Ne var ki, politik istikrarsızlık öğeleri 1 Nisan sabahına göre azalmamış, artmıştır. Erdoğan, AKP ve “Cumhur İttifakı” bakımından seçim sonuçları, hazmedecekleri sınırların ötesine geçmiş, bu bağlamda İstanbul seçimleri üzerinde bir operasyon başlatılmıştır. Tek adam, tek parti iktidarının halkın iradesini yok sayan bu tutumu kabul edilemezdir. İstanbul seçimini CHP adayı Ekrem İmamoğlu kazanmıştır ve YSK vakit geçirmeksizin İmamoğlu’nun mazbatasını vermelidir. Yine bölge illerinde yeniden kayyım atamaya yönelik girişimlere son verilmeli seçilmiş belediye başkanlarına mazbataları verilmelidir.

Sonuç olarak, işçi sınıfımız ve emekçi halkımız 31 Mart’ta “Tek adam, tek parti yönetimi”nin delinmez denilen zırhını delmiş, bünyesinde onulmaz bir yara açmış, moral ve özgüven kazanmıştır. Önümüz işçi sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü olan 1 Mayıs’tır.  İşçi sınıfı, emekçiler, kır ve kentin yoksulları krizin yükünün sırtlarına yıkılmasına yönelik girişimleri püskürtmek için güçlerini birleştirmeli ve 31 Mart’ın verdiği özgüvenle bu gücü 1 Mayıs’ta alanlara taşımalıdır.

Bu politik ortamda her ulus ve milliyetten işçi sınıfımız ve emekçi halklarımız egemenlerin “istikrar” demagojilerine ve burjuva muhalefetin “reformist hayaller” yaymasına prim vermeden kendi özgücüne ve örgütlülüğüne güvenmeli ve bu güce yaslanarak gelecek güzel günlere yürümelidir!

Emek Partisi (EMEP)

Genel Yönetim Kurulu (GYK)

11 Nisan 2019

TEILEN