“İşçiler en çok ‘korku, kaygı, kuşku, kavga’ ifadelerini kullandı”

Tuzla’da partimizin çağrısıyla yapılan işçi toplantısına katılan Evrensel Gazetesi’nden Uğur Zengin izlenimlerini yazdı.

Tuzla’da Emek Partisi’nin çağrısıyla yapılan bir işçi toplantısında anlatılanlardan ülke insanının ruh halini bugünlerde özetleyecek anahtar kelimeler çıkarılacak olsa, bu kelimelerin başında korku, kuşku, kavga, konuşamamak, umutsuzluk gelir. İşçilerin anlatımlarına göre şimdilik, Afrin operasyonu ‘meselesinde’ fikir birliğinin tek yolu hiçbir tartışma yapılmaması. Korkunun egemenliği de tartışmaya meyilli olanın önüne geçiyor.

KORKU

En başında ölüm korkusu var. Bir fabrikada çalışan kadın işçiler öğle yemeğine ayırdıkları vakti bugünlerde 5 dakikaya düşürmüş. Mola saatlerinin geri kalanında Afrin operasyonuna katılan askerler için Kuran-ı Kerim okumak var. Belki cepheye giden genci kendi çocuklarıyla özdeşleştiriyor. İçlerinden bir kadın işçiden “Bütün anneler ağlamasın diye mi dua etsek” teklifi de bir başkasının sorduğu, “Memleketin içinde ne oluyor?” sorusu tartışılmaya değer görülmüyor. Sonrası kavga ve gürültü. Tersanede ya da sokakta sık sık duydukları şu cümleleri aktarıyorlar: “Sen dikkat et. Orada burada konuşma”, “Konuşamıyoruz, yan yana gelemiyoruz.”

Genç bir işçinin kendisine söylediklerini aktarıyor başkası: “Korkuyorum. Böyle konuları konuşup hapse atılmaktan korkuyorum. Hayallerim de var ama. Sürünsem bile ölmeyeyim.”

KAVGA

Bir deri işçisi iller arası otobüs yolculuğunda gördüklerini anlatıyor: “Memlekete gidiyordum. Mola yerinde bizim otobüsün yanına bir başka otobüs geldi. İçinde de elleri kelepçeli onlarca erkek. Bir tane kadın yok.”

Daha önce böylesini görmemiş. Jandarmalar elleri kelepçelileri tek tek tuvalete götürürken onları izleyenler de “Terör örgütü” tahminine tutuşmuş. Biri diyor ki “Bunlar kesin ‘FETÖ’cü”, diğeri katılmıyor, “Bunlar ‘FETÖ’cü olamaz, bunlar PKK’lı”, “Yok bunlar Kürt”, “Tiplerinden belli bunlar Suriyeli.” Tahminlerin arasından duyulan yaşlı adamın sesi konuyu savaşa getiriyor: “Düne kadar Suriye’de bir şey yoktu da neden şimdi çıktı? Biraz akıllı olun. Ortadoğu’da ABD-Rusya savaşı, petrol savaşı hükmetme savaşı… Ezilen biz oluyoruz.”

İçlerinden biri yaşlı adamın “biz” demesinden şüphelenmiş: “Biz derken kimi kastediyorsun?” Diğeri “Suriye Öcalan’a kucak açmadı mı?” Bir başkası, “Bunlar ülke kurup bizi bombalayacak…”

‘UMUT’

“Türkiye hem ABD’ye hem Rusya’ya kafa tutuyor” söylemi defalarca farklı ağızdan söylendi. Bir işçi başka bir işçinin Türkiye’nin artık süper güç olduğuna inandığını söylüyor. ‘Süper güç olmak’ oldukça uç bir söylem olsa da pek çok işçinin de bu yönde beklentisi olduğu kesin. En azından “Böyle böyle süper güç olunur” diyen, “Süper güç olan bir ülkede yaşasa belki de ücreti artacaktır, koşulları iyileşecektir” diye düşünen var.

UMUTSUZLUK

Tuzla’da kurulu CSUN Fabrikasında işçiler -patron ilerisini göremediği için- 1 aydır çalışmıyor. Orada çalışan bir kadın işçi patronun “Önümüzü göremiyoruz” dediğini hatırlatarak soruyor: “Biz işsiz kalırsak ne olacak?”

MEDYA

Neredeyse her işçi medyanın rolünün altını çizdi. İşçilerin büyük bölümü hükümete yakın televizyon kanallarını izleyip, yine hükümete yakın gazeteleri takip ediyor. Ve bir işçinin arkadaşı kendisine tartışma esnasında diyor ki “Devlet yalan söyleyecek değil ki! Sen devletten iyi mi bileceksin.”

İŞÇİLERE YARARI OLUR MU?

Emek Partisi GYK Üyesi Metin İlgün anlatıyor: “Afrin’e yönelik operasyon sadece sınır dışına değil, ülke içine de yansımış durumda. 2019’da seçimleri kazanmak için mi yapıyor? Erdoğan kafasına estiği gibi mi hareket ediyor? İkisi de değil. Sermayenin işine gelmese bir partinin ya da kişinin tek başına yapacağı bir şey olamaz. 1980 sonrasında nasıl bir süreç işledi, Türkiye nasıl bir yol izledi ona bakmak lazım. Sendikalar tasfiye edildi, özelleştirmeler yaşandı, uluslararası sermaye bizim gibi ülkelere kaydı. Sermaye bu kadar hakim olunca yaşam biçimi, yönetme biçimi farklılaşmaya başladı. Körfez savaşında işçiler savaşı istemedi, sendikalar karşı çıktı. ‘1 koyup 3 alacağız’ dendi ama savaştan zarar gören sadece işçiler oldu. Şimdiki hükümet de Ortadoğu’da söz sahibi olmak istiyor. Sermayenin çıkarı için. Şimdiye kadar bu politikalardan işçilere bir yarar çıkmadı, şimdi de çıkmayacak.”

TEILEN