Kürdistan’ın Yeni ‘eşkıya’ları!

Devletin Öcalan’la görüşmelere başlamasının ardından silahların sustuğu ve “demokratik siyaset” döneminin başladığı 2013 Newroz’unun üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti. ‘Demokratik siyaset’ dönemi, Kürdistan coğrafyasında çatışmalı sürecin; devletin Kürt ulusal mücadelesini bastırmaya yönelik dizginsiz terör politikasının geri plana düşürdüğü sorun ve mücadele alanlarının kendini göstermeye başladığı bir dönem oldu. Bu dönemin en gözle görülür hareketlerinden biri de, en ağır şartlarda ve hiçbir güvenceye sahip olmadan, örgütsüz çalışan işçi ve emekçiler cephesinde gelişmeye başladı. Bu dönemde tekstilden gıdaya, kamudaki taşeron işçilerden petrol işçilerine kadar ücret, çalışma koşulları ve sendikalaşma talepli birçok iş kolunda işçi grevleri ve eylemleri gerçekleşti. Gıda İş Genel Sekreteri Seyit Aslan ve EMEP Kürdistan örgütü yöneticisi İlhan İlbay ile Diyarbakır, Şırnak, Hakkari, Van ve Batman’da yaptığımız işçi toplantıları da, işçilerin kendilerine dayatılan kölece çalışma koşullarına karşı mücadele yönelimi içinde olduklarını bize bir kez daha gösterdi.

BAKANIN MEMLEKETİNDE KÖLELİK KOŞULLARI

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in memleketi Batman’da işçilerin anlattıkları, kölece çalışma koşullarını bütün açıklığı ile ortaya koyuyor. Düşünün ki işçiler, Batman’daki yüze yakın tekstil işletmesinden sadece ikisinde düzenli maaş alabiliyor. Günde 11 saat ve asgari ücretle çalışan Beşiri ve Messi tekstil işçileri, düzenli maaş alıyor olmalarını adeta bir ayrıcalık olarak görüyor. Patronların, teşvik kapsamında işletmelerinde çalışan İŞKUR işçilerinin banka kartlarına el koyup 460 liralık İŞKUR ücretinde bile 100-150 lira kesinti yapmaları, zaten söyleyecek söz bırakmıyor. İşte Batmanlı işçiler, ‘Çinleştirme’ adına dayatılan köleliğe karşı sonbaharda bir işçi kurultayı düzenlemeye hazırlanıyor.

ŞIRNAK’TA MADENCİ DİRENİŞİ

Şırnak’ta, Soma’daki işçi katliamından sonra kapatılan ocaklarının açılması için iki haftadır çadır eylemi yapan maden işçilerini ziyaret ettik. İşçilerden, Şırnak valisinin Soma katliamını bir fırsata çevirme peşinde koştuğunu öğrendik. Şırnak’ta 64’ü kuyu olmak üzere yaklaşık yüz kömür işletmesi var. Her kuyuda yaklaşık 20 işçi çalışıyor ve işçiler bu kuyuların sahibi gibi görünüyor. Ama gerçekte iş başka türlü yürüyor. İşletme ruhsatları olmayan işçiler, çıkardıkları her bir ton kömür için Geliş-Acar Madencilik şirketine 31 lira ‘fiş parası’ ödüyor. İşte Soma’dan sonra “güvenlik” gerekçesiyle madenleri kapatan devlet, şimdi bu madenleri maden tekellerine devredip bir de termik santral açmak istiyor. İşçiler iki haftadır buna karşı direniyor. Hakkını yemeyelim; Vali Hasan İpek, savaş nedeniyle köyleri boşaltılan ve yapacak başka işleri olmayan işçilere devletin şefkatli elini uzatmakta da geri durmuyor. Madenlerde güvenli çalışma koşullarını sağlamak yerine, çözüm olarak işçilere boş koruculuk kadrolarına geçmelerini öneriyor! Hani koruculuk kaldırılacaktı, hani “çözüm süreci”ndeydik  demeyin. Söz konusu olan Kürdistan’ın kaynaklarının sermayenin yağmasına açılmasıysa, AKP için gerisi teferruattır! Ancak mücadelelerinde kararlı olan ve “bu madenler halkındır; sermayeye de, termik santrale de geçit vermeyeceğiz ” diyen işçiler, şimdi bu madenleri kuracakları kooperatif ile işletmeye hazırlanıyorlar.

HAKKARİLİ FIRIN İŞÇİLERİ EYLEME HAZIRLANIYOR

Hakkari’de geçen yıl 6 günlük grevle patronlara taleplerini kabul ettiren ancak taleplerinin bir bölümü patronlar tarafından uygulanmayan fırın işçileri, yeni bir eyleme hazırlanıyor. Üstelik Gıda İş’te örgütlenen ve yaptıkları konuşmalarla Seyit Aslan’a söyleyecek fazla söz bırakmayan genç fırın işçileri; iletişim içinde oldukları enerji, sağlık gibi diğer iş kollarındaki örgütsüz işçilere de yol gösteriyor.

İŞKUR, İŞSİZLERİ AKP’YE YEDEKLEME KURUMU MU?

Van’da İŞKUR işçilerinin işlerine geri dönmek için başlattıkları eylem, üç haftasını doldurdu. Van depreminde büyük bir yıkım yaşayan 7 bin 286 İŞKUR işçisi için işten çıkarılmak, ikinci bir depremden farksızdı.  Fekiyê Teyran Parkı’nda görüştüğümüz işçiler, iş talepleri için Van Valisi Aydın Nezih Doğan’la yaptıkları görüşmede valinin  kendilerine “nankörlük ediyorsunuz”, “siz eşkıya mısınız” diyerek çıkıştığını anlattılar. Valinin söyledikleri, aslında AKP’nin (ve valilerinin) İŞKUR’u nasıl kullandıklarını gözler önüne seriyor. İŞKUR, işsiz insanların iş beklentisinin AKP’ye yedeklenmesinin bir aracından başka bir şey değildi. Ama işten çıkarılan işçilerin eylem yapması bu hesabı bozuyor, bu nedenle işçilere kızan vali, onları ‘nankörlük’le suçluyordu.

Son olarak, valinin işçileri ‘eşkıyalık’la suçlamasını bir tarafa not etmek gerekiyor. Diyarbakır Cezaevi’ndeki vahşetle özdeşleşen 12 Eylül faşizmine karşı Kürt ulusal mücadelesinin ortaya çıktığı yıllarda ilk Özal’dan duyduk ‘üç beş eşkıya’ sözünü. Devlete başkaldıranlar üç beş eşkıya idi ve devlet, nasılsa onların hakkında gelirdi… Hikayenin devamını biliyoruz. Şimdi ‘demokratik siyaset’ döneminde baskılara, sömürüye, kölece çalışmaya karşı demokrasi, barış ve insanca yaşam için mücadele eden işçi ve emekçiler Kürdistan’ın yeni “eşkıya”ları olma yolunda ilerliyor.

Yusuf KARATAŞ

Evrensel Gazetesi

TEILEN