Nerede Olursak Olalım, İşyerlerinden Balkonlara 1 Mayıs Her Yerde

Dünya emekçilerinin azımsanmayacak bir kesimi bu yıl Birlik, Dayanışma ve Mücadele günü 1 Mayıs’ı, Covid-19 tehdidi altında, çoğu kere hiçbir koruyucu önlemin alınmadan ‘sürü bağışıklığı’na terk edildikleri işyerlerinde karşılıyor.

Salgın, ailesinin bakımını sağlamak, borç ve fatura ödemek, temel ihtiyaç maddelerini edinebilmek için her sabah toplu taşıma araçları ya da servislerle işe giden, arkadaşlarıyla dirsek dirseğe çalışan işçilerin ve emekçilerin arasından binlercesinin enfekte olmasıyla, birçoğunun ölmesiyle sürüyor.

Coronavirüs salgını ‘hepimiz aynı gemideyiz’ yalanını bozguna uğrattı. Kendilerini virüsün ulaşamayacağı biçimde korumaya alan sermaye sınıfı ile iliğine kadar sömürülen ama bir maskenin bile çok görüldüğü işçilerin hiçbir ortak yanları yoktur.

Bütün emekçiler can derdine düşmüşken en büyük pay yandaşlara gitmek üzere, sermaye sınıfının olası ve hayali kayıpları için fon ayıran iktidar, emekçilere sadece kolonya ve dua tavsiye etmiştir. Hükümet bu olağanüstü dönemi yine bir lütuf kapısı olarak gördüğü için, temsil ettiği sınıfın bütün taleplerine olumlu yanıt vermiş; ücretsiz iznin yasalaşmasında, esnek çalışmanın kurumsallaştırılmasında bir adım daha atmış, işçilerin sırtına ağır bir yük bindirmekten kaçınmamıştır. Salgın tek adam yönetiminin kendisini sağlamlaştırmaya; siyasi sistemde, örneğin yerel yönetimleri etkisizleştirmek suretiyle son budamaları yapmaya elverişli bir ortam olarak değerlendirildiği gibi, başta Kanal İstanbul olmak üzere kamuoyunun tepkisini çeken projelerin alelacele başlatılmasının ve yürütülmesinin fırsatı olarak görülmektedir. Dış politikada da, yayılmacı emellere uygun bir şekilde, salgının gölgesinde İdlib ve Libya’da çatışmalar ve sevkiyat kesintisiz devam etmektedir.

Bu sürecin en virütik tablosu kızların küçük yaşta evliliklerine icazet veren yasanın Meclise getirilmesine cüret edilmesi olmuştur. Karantina boyunca ev içi şiddetin artması, koruma tedbiri alınmadan kadınların ağır koşullarda yaşamak zorunda bırakılması buna eklenmelidir.

Coronavirüs salgını, tıpkı daha önce iç ve dış politika için her olay nasıl bir lütfa dönüştürülmüşse aynı perspektifle yönetilmektedir. İnsan sağlığı bile rejim bekasının dayanağı olarak görülmekte, tek adam rejiminin geleceğine yatırım imkanıolarak değerlendirilmektedir.

Dünya ve Türkiye ağır bir ekonomik krizin eşiğindedir. Bu krizi her zamanki gibi emekçilere fatura etmeye hazırlanan kapitalist devletlerin yöneticileri için coronavirüs salgını kapsamında alınması gereken acil önlemler ağır birer maliyet oluşturmaktadır. İbrahim Kalın’ın üretimin karantina kapsamında durdurulması talebine verdiği yanıttan da anlaşıldığı üzere iktidar maliyet hesabı yapmakta, kendisine yüksek gelen bu maliyeti ödemektense kalan sağlarla devam etmeyi tercih etmektedir.

Salgın sırasında işçilerin en önemli talebi “çalışması zorunlu olmayan işletmelerin ve fabrikaların” salgın süresince kapatılması ve işçilerin ücretli izne çıkarılmasıdır. Ne var ki, bu dönemde işçiler ücretli izne değil, kalabalık sayılar halinde işten çıkarıldılar, üretimin durdurulduğu işletmelerde çalışılmayan günler işçilerin ücretlerinden kesildi, enfekte olanlar ise kaderine terk edildi.

Salgın sağlıkta ve diğer hizmet sektörlerindeki özelleştirmelerle halka ait olan kamu kurumlarının sermayeye peşkeş çekilmesinin nasıl yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini de göstermiştir. Sağlıktaki tekelleşme emekçilerin canının ve hayatının hiçbir parasal anlam taşımadığı için değersizleştirilmesiyle sonuçlanmıştır.

Bu düzen böyle süremez. Emekçilerin en zayıf olduğu bir süreçte onları nasıl daha fazla istismar ederim, sömürürüm diye kafa yoran tek adam yönetimi salgın sürecini sadece sermaye sınıfı için iyi yönetmiştir. Emekçiler ise kendi kaderlerine terk edilmiştir.

O halde işçiler ve emekçiler,

Kendi ülkemizi, hayatımızı ve kaderimizi kendimiz yönetmek için hazırlanalım.

1 Mayıs Birlik Dayanışma ve Mücadele gününde çalışmak zoruna kalan kardeşlerimiz fabrikaları, işyerlerini 1 Mayıs meydanlarına çevirecektir.

Her nerede olursak olalım; işyerinden balkonlara, fabrika önlerinden pencerelere kadar 1 Mayıs’ta taleplerimizi haykıralım.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa yeni dünyayı işçi sınıfı ve emekçiler kuracaktır.

EMEK PARTİSİ

Genel Merkezi

TEILEN