Öncellikle muhalif kesimlerin içinde bulunduğu dağınıklığın, moral bozukluğunun aşılması gerekiyor

Gazete Patika’nın ”24 Haziran sonrası oluşan yeni siyasal durum, dengeler ve görevlerimiz” başlıklı röportaj dizisinden:

Gazete Patika: 24 Haziran seçim sonuçlarını nasıl okumalıyız? ‘’Yeni’’ sistem değişikliğinin ideolojik ve siyasal arka planına dair fikriniz nedir?

Emek Partisi: Tek adam rejiminin siyasi arka planını, neden rejim değişikliğine ihtiyaç duyduklarını “Devleti şirket gibi yönetmek gerekir” anlayışıyla başta Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları söylemişti zaten.  AKP, başkanlık rejimi tartışmaları ekseninde 2010 referandumu ile başlattığı süreci 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimleriyle siyasal rejimi tek adam tek parti yönetimi olarak tamamlama aşamasına geldi.  Hemen seçimler sonrası harekete geçen siyasi iktidar devlet yapılanması ve kamu idare yapılanmasını yeni düzene göre dizayn etmek üzere hızla cumhurbaşkanlığı kararnamelerini çıkarmaya başladı. Bakanlıklarla oluşturulan kabine ve bürokrasi kurumlarının şekillenmesi birbirini tamamlayarak gerçekleştirildi. Türkiye Cumhuriyetini A.Ş. haline getiren yapılanmaların ardından görev verilen bakanların ve atanan bürokratların sınıfsal konumları ve pozisyonları aslında burjuvazinin yeni rejiminin bir fotoğrafıdır.  Yeni rejimle hedeflenen; iç ve dış politikada hızla karar almak, engelsiz uygulamak, denetimsiz ve kuralsız, adrese teslim ihaleler, kamu kaynaklarının ve yeraltı yerüstü doğal zenginliklerin sınırsız kullanımı, ormanlık ve tarım arazilerinin rahat talanı gibi politikalara engel olduğunu düşündükleri mekanizmaları ve düzenlemeleri yok etmektir.

Yanı sıra rejim değişikliği sürecini elbette bölgede ve dünyada yaşanan gelişmelerden bağımsız ele alamayız. Ortadoğu coğrafyasında sınırların yeniden çizilmeye başladığı bir dönemde Türkiye bölgede lider ülke olma hesaplarıyla hareket etmiş, hükümet dış politikasını tamamen bu “Yeni Osmanlıcı” anlayışa göre kurmuştur. Bu gelişmeler de siyasal rejimin yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç duyulmasında etken olmuştur.

Bir de tabii Türkiye tek adam rejiminin inşası bakımından laboratuar nitelikte bir ülke olsa da. Dünyada da sağ popülist hareketlerin güçlenmesi, yeni faşist partilerin iktidara yaklaşması, ABD rejiminin de Trump’la birlikte kuralsızlaşıp daha da saldırganlaşması, kimi Orta Avrupa ülkelerinde iktidara gelen ırkçı, şoven partiler de düşünülürse Türkiye’yi de aşan bir altüst oluş dönemiyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

KP bir de bu istikrarsız çatışmalı dönemde devletin, ülkenin bir beka sorunuyla karşı karşıya olduğuna, dış ve iç düşmanların Türkiye’yi parçalamak için fırsat kolladığına ve bundan ancak kendisi etrafında toplanarak kurtulabileceğine süreç içerisinde yurttaşların bir kısmını ikna etti.

Seçimlerden hemen sonra sermaye örgütlerinin tamamı yaptıkları açıklamalarda dile getirdikleri destek, uzlaşma ve beklenti mesajları ile yeni politik sistemi güçlendireceklerini işaret etmiş oldular. Aslına bakılırsa “tek adam tek parti yönetimi” esasına göre siyasal rejimin yeniden yapılandırılması tek başına Erdoğan ve AKP’sinin ihtiyacı değil, başta tekeller olmak üzere sermayenin farklı kliklerinin, aralarında nüans görüş farklılıkları ve kısmen eleştirileri olsa da, genel olarak üzerinde ortak mutabık kaldıkları veya mutabık kalmayanların ise itiraz etmedikleri bir değişimdir.

Sonuç itibariyle yeniden düzenlenen siyasal rejimin özelliklerini; çalışma hayatında sömürüyü katmerleştiren, ekonomik ve doğa kaynaklarını dizginsiz bir şekilde sermaye düzeninin yağma ve talanına açan, emekçi sınıflar ve demokrasi adına kazanılmış demokratik haklar ve siyasal özgürlükleri yok eden, kısıtlayan, dinci gericiliği, milliyetçiliği ve şovenizmi düstur edinmiş baskıcı, otoriter ve tekçi, dış politikada yayılmacı ve çatışmacı bir siyasal rejim olarak özetleyebiliriz.

24 Haziran seçim sonuçları bağlamında başta CHP ve İyi Parti olmak üzere burjuva muhalefetin yeni durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

EMEP: AKP ve gelmiş geçmiş müttefikleri salt siyasal rejiminin dönüşümü için parlamento ve bürokraside gerekli adımları atmakla kalmadı muhalefeti de dağıtmak için elinden geleni yaptı. Sendikalar, kitle örgütleri, meslek odaları gibi kurumlar ilk kez bu kadar zayıflamış durumda. Çünkü yıldırıcı epey taktik uygulandı. Seçimlerde Erdoğan’ın ilk turda kazanmış olması, AKP’nin MHP ile birlikte meclis çoğunluğunu elde etmesi muhalefette ilk etapta moral bozgunluğu yaratmış olması AKP’ye ve Erdoğan’a hareket alanı açtığını söyleyebiliriz. Önce millet ittifakını dağıttı. Sonra İyi Parti ve CHP içinde başlayan tartışmalara taraf olarak iç sorunlarını derinleştirmeye yönelik hamleler yaptı.

Oysa Bursa, Kocaeli gibi sanayi kentleri de olmak üzere önemli kentlerde AKP’nin oy kaybı söz konusuydu. Parlamentoda tek başına çoğunluğu alamamış, referanduma gitme ve anayasa değiştirme için gerekli sayıyı yakalayamamıştı. Seçimler öncesi muhalefette yaratılan hareket ve heyecan seçimler sonrası demokrasi ve özgürlükler talepleri etrafında bir mücadele platformu ile sürdürülebilirdi belki. Ancak, CHP ve İyi Parti başta olmak üzere parlamenter sistemin yürümesini isteyen burjuvazinin seçeneği durumunda olan partilerin böyle bir işlevi yerine getirmesini de beklemek gerçekçi değildir.

Bugün gelinen noktada CHP ve İyi Parti içerisinde yaşanan kurultay tartışmaları iktidarın elini güçlendirdi, seçimlerden beklediği sonucu elde edememesinin yaratacağı olumsuz etkiyi kırmış oldu. İç çekişmelere girmiş bir burjuva muhalefet partilerinin karşısında AKP ve Erdoğan deyim yerindeyse bildiği gibi at oynatmaktadır.  Ancak bizi esas olarak ilgilendiren kısım sermaye düzeninin farklı siyasal kliklerinin konumlarından ziyade işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi sınıfların mücadele seyri, toplumsal muhalefetin ve demokrasi mücadelesinin gelişkinliği ve gücü olması gerekir.

24 Haziran seçim sonuçları düzleminde HDP ve Devrimci, Demokratik toplumsal dinamiklerin durumuna ilişkin siyasal değerlendirmeleriniz nelerdir?

EMEP: 24 Haziran seçimlerinde, Türkiye’nin belli başlı egemen sınıfları hem Millet İttifakı hem de Cumhur İttifakı vasıtasıyla parlamenter sistem ile tek adam tek parti yönetimi arasında bir rejim tartışması yürüttüler. Biz de Emek Partisi olarak bunlardan birini seçmek zorunda olmadığımızı vurgulayarak, işçi sınıfı ve emekçilerin burjuva düzen seçeneklerinden bağımsız, kendi sınıfsal çıkarlarına ve halk egemenliğine dayanan bir demokrasi için mücadele etmelerinin zorunluluğunu öne çıkardık. Bu çerçevede, halk iktidarı ve halk demokrasisi için partimizin etrafında birleşme ve örgütlenme çağrısı yaptık.

Bu seçimlerde HDP’ nin barajı geçmesi; tek adam rejiminin geriletilmesi ve Kürt sorununun eşitlikçi, barışçıl çözüm imkânlarının ilerletilmesi açısından oldukça önemliydi. Bu somut gerçeği dikkate alarak seçimde HDP ve Demirtaş için oy istedik.  Bugün ortaya çıkan durum, partimizin ve diğer demokrasi ve barış güçlerinin ortaya koyduğu gibi HDP’nin barajı aşmasının önemini bir kez daha göstermiş oldu. Erdoğan’ın, parlamentoda istediği sayısal çoğunluğu engelleyici en önemli faktör HDP’nin barajı geçmesiydi ve Erdoğan’ın korktuğu durum başına geldi. Şimdi büyük bir kin ve öfkeyle HDP’nin barajı aşması için destekleyenleri tehdit etmektedir.

‘’Partimiz seçimlerden sonra ortak mücadele ihtiyacının artarak sürdüğünü düşünüyor ve bu konuda ısrarcı olmaya devam ediyor’’

Partimiz, seçimlerden önce, demokrasi güçlerinin geniş mücadele birliğinin oluşturulması için özel bir çaba sarf etti. Bunun için başta HDP ve ÖDP olmak üzere çeşitli parti ve örgütlerle ısrarcı görüşmeler yaptı. Ancak, böyle bir birlik ne yazık ki oluşamadı. Partimiz seçimlerden sonra ortak mücadele ihtiyacının artarak sürdüğünü düşünüyor ve bu konuda ısrarcı olmaya devam ediyor. HDP’li olsun olmasın, çok farklı toplumsal ve siyasal kesimlerden destek alarak barajı aşan HDP de demokrasi güçlerinin ortak mücadelesini ilerletilmesi açısından etkili bir rol üstlenebilir.

Demokratik bir ittifak kurulamasa da 24 Haziran seçimleri emek, demokrasi ve barış mücadelesinin bileşenlerinin dayanışmasına sahne olmuştur. Baskıcı, otoriter gerici bir iktidara boyun eğmeden mücadele edecek önemli bir potansiyel ortaya çıkmıştır. Bugün için ülkenin en azından yarısının bu gerici ve baskıcı politikalara onay vermediği açıktır. Demokratik haklar ve siyasal özgürlüklerden yana güçler olarak bu durumu iyi değerlendirmek zorunluluğuyla karşı karşıyayız.

‘’Yeni’’ sistem değişikliği ile birlikte emekçiler ve ezilenler açısından ekonomik ve siyasal saldırı ve kuşatma daha da derinleşecektir. Yeni dönemde emekçiler ve ezilenleri bekleyen tehlikeler nelerdir?

EMEP: OHAL kaldırıldı ama cumhurbaşkanına olağanüstü yetkiler tanınarak kalıcılaştırıldı. Devletin alt kurumları “Reis”in talimatlarını sorgulamadan hayata geçirmekle yükümlü hale getirildi.  Buna ek olarak valilere tanınan inisiyatifler sayesinde de hal iyice cendereye alınabileceği bir pozisyona sokulmaya çalışılıyor. 650 vekilin olduğu bir meclis vardır ama işlevsizdir. Sendikalar, meslek örgütleri tehdit altındadır. DDK’na verilen bir tür kayyum yetkisi bu tehdidin açık göstergesidir. Siyasi iktidarın beğenmediği, uygun bulmadığı bir sendikanın, meslek örgütünün yönetimleri DDK eliyle görevden alınabilecektir.

Tek kişinin talimatıyla grevler yasaklanabilecek, işçi ve emekçilerin örgütleri dağıtılabilecektir. Metal, cam, gıda işkolunda yasaklanan grevler yeni dönem siyasal rejimin adeta habercisi olmuştur. OHAL kalkmasına rağmen Flormar işçilerinin haklı direnişlerine yönelik baskılar ve engellemeler yeni rejimin yapabileceklerinin örneklerindendir. Ormanlık alanlar, tarım arazileri, SİT alanları tehdit altındadır. Yağma ve talan siyaseti engelsiz bir şekilde sürdürülecektir.

Bu düzende yasanın, hukukun işlemeyeceği, tek yasanın “tek adam”ın talimatı olacağını zaten biliyorduk ve bu uygulama açıkça başladı. Siyasi iktidar toplumsal düzeni de yeni rejime göre yeniden düzenlemek üzere adım atmaktadır. Kadın politikaları, eğitim ve sağlık politikaları da buna uygun ele alınıyor.  Bakanların seçimi bile amaçla uyumludur. Belediyelerin, diğer yerel yönetim birimlerinin de buna göre yeniden şekillendirilmesi hedefleniyor.

Son günlerde dolar karşısında Türk lirasının değer kaybı olarak yaşanan kriz sadece ABD ile yaşanan gerilim politikalarının sonucu olarak görülemez. İktidarın 15 yıllık icraatının getirdiği noktadır bu. Siyasi iktidar becerirse bu krizin siyasi faturasını muhalefete, ekonomik faturasını da emekçilere, halka kesmeye çalışacak görünüyor.

Kısacası yeni rejim, işçi sınıfı başta olmak üzere tüm emekçi sınıfları, hak ve özgürlük isteyen tüm toplumsal kesimleri, demokrasi ve barış isteyen mücadele güçlerini hedef almak, engellemek ve susturmak ve bastırmak üzere kurgulanmaktadır.

 Faşizme ya da diktatörlüğe karşı devrimci ve demokratik platformlarda ‘’Birlik, Demokratik Cephe ‘’ vb tartışmalar yürütülmektedir. Bu bağlamda hem bu tartışmalara ve hem de devrimci, demokratik toplumsal dinamiklerin önümüzdeki dönem siyasal mücadele hattı ne olmalıdır? Sorusuna dair çözüm önerileriniz ve perspektifiniz nedir?

EMEP: Bugün siyasal iktidar iktisadi ve siyasi saldırılarını başta işçi hareketi olmak üzere emek hareketinin zayıflığı, örgütsüzlüğü ve politik olarak sermayeden bağımsız, kendi siyasal seçeneğini oluşturacak bilinç ve mücadele eğilimine sahip olmaması nedeniyle pervasızca sürdürmektedir. Dolayısı ile sınıf partisi olarak biz işçi sınıfının ve emek hareketinin içinde bulunduğu sorunları ve zayıflıkları aşması, kendi talepleri ve sınıf çıkarları için kendi örgütlülüğünü oluşturması, sınıf olarak kendi mücadele deneyimlerini ileriye taşıyacak bir birikim oluşturması için çaba sarf ediyoruz. Bütün gücümüzü buna yoğunlaştırıyoruz.

Emek Partisi olarak uzun zamandır ortak talepler etrafında mücadele birlikleri, ittifaklar üzerine tartışmalar ve çalışmalar yürütüyoruz. Siyasi iktidarın çok yönlü saldırılarını başka türlü karşılamamız mümkün değil.  24 Haziran seçimlerinde de böyle bir demokratik ittifak kurarak ortak adayla seçimlere girebilseydik belki de farklı bir sonuç elde edebilirdik. O zaman da bu fikrimizde de ısrar ettik ve tartışmaları bu kapsamda yürüttük.

Bugün de Öncellikle muhalif kesimlerin içinde bulunduğu dağınıklığın, moral bozukluğunun aşılması gerekiyor. Çünkü henüz hiçbir şey bitmiş değil. Sermaye güçlerinin Erdoğan ve AKP’si öncülüğünde güçlendirmek istediği tek adam rejimine karşı, demokratik haklar ve siyasal özgürlükler için ortak mücadele hala elzem ve zorunludur. Bunun imkânları da vardır. Biz de, bu yaklaşım ve sorumlulukla hareket ederek, ortak talepler etrafında ortak mücadele platformları oluşturma çalışmalarında, özellikle yerel düzeyde işçi ve emekçilerin ortak mücadelesini ilerletecek platformların örgütlenmesinde ısrarı sürdüreceğiz.

TEILEN