Örgütlü Gücümüzle Ve Mücadelemizle Kazanacağız

Adaletsizlik ve eşitsizliğin hakim olduğu, siyasi iktidarın tehdit ve kutuplaşma dilini günlük siyaset içerisinde normalleştirdiği, topluma korku salmaya çalıştığı, toplumun ortak değerlerini siyasi istismar aracı yapmaktan kaçınmadığı bir seçim sürecinin sonuna gelindi. Erdoğan yerel seçim sürecini, kayyımlardan kaçınmayacakları mesajı vererek başlatmıştı. Sonrasında muhalefet parti başkanları ve siyasetçiler dahil, yer yer seçmenlere kadar; terörist, darbeci, dış güçler gibi sıfatlarla yürütülen siyasi propaganda, iktidar mensuplarının siyasi rutini haline geldi. Yerel seçimleri beka meselesine bağlayarak düşmanlık yaratmaktan geri durmadılar. Son günlere gelindiğinde AKP Genel Başkanı Erdoğan ve Bakan Soylu başta olmak üzere iktidar mensupları, suç olduğunu bildikleri açıklamaları ile Millet İttifakı ve HDP listelerinde yer alan adayları, iftira ve yalanlarla hedef gösterdiler ve seçilmeleri halinde görevden alacaklarını, halkın iradesini tanımayacaklarını söyleyerek seçmen üzerinde baskı kurdular.

2019 yerel seçimleri; adaletsizliği ve eşitsizliğiyle, seçim almak için tehdit, şantaj, iftira ve yalanlarda bir sınırın olmadığını göstermesiyle şimdiden seçim tarihindeki yerini aldı.

Bunca hukuksuzluğa, eşitsizliğe, adaletsizliğe rağmen elbette sandığa gidilecektir. Seçim süreci iktidar ittifakının “tek adam yönetimi”ne dayanan rejiminin bütün özelliklerini açıkça göstermiştir. Halkın önemli bir kesimi böylesine baskıcı ve otoriter bir siyasi rejimi kabul etmezken, şimdi iktidara destek veren toplumsal kesimlerin de bu gidişattan rahatsız olduğunu görmekteyiz. Seçimler yerel olmakla birlikte, toplumun bu siyasal gidişata dair sözünü söyleyeceği bir özellik taşıdığından aynı zamanda geneldir. Yarın sandığa gidilecek ve halk yerel yöneticilerini seçmekle birlikte, yaşamış olduğu yoksulluk, işsizlik, siyasi gerilimler ve kutuplaşmalardan sorumlu gördüğü Cumhur İttifakı’na ve politikalarına da itirazını göstermiş olacaktır. Erdoğan’ın ve müttefiklerinin kaygıları bu sebeptendir ve ortaya attıkları beka meselesi esasında kendi iktidarlarının geleceği ve bekasıdır.

17 yıldır tek başına, son bir kaç yıldır ittifaklarıyla ülkeyi yöneten siyasi iktidarın, seçimin son eşiğinde sandık güvenliğinden bahsediyor olması manidardır ve bir iktidar için utanç konusudur.16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimlerinde, seçim yolsuzluğu ve şaibelerinin geldiği nokta kamuoyunda seçim güvenliği ve sandık sonuçlarının objektifliği konusunda kaygı yaratmaktadır. 31 Mart oy kullanma ve sayma sürecinin şeffaf yürümesi, izlenmesi, denetlenmesi ve sonuçların objektif olarak kayıtlara geçmesi için tüm yurttaşlar kendini görevli saymalıdır.

İktidar seçim sürecinin başından beri her aşamada halkın oy verme eğilimlerini etkilemek, korku ve çaresizlik yaratmak üzere muhalefetten seçilenlerin kayyımla karşı karşıya kalacağı tehdidini kullanmıştır. Seçimlerden sonra iktidarın bu tür hukuksuzluklarına izin verilmemeli, halkımız sandıktan çıkan iradesine sahip çıkmalı ve bu sahiplenmenin ülkede demokrasi mücadelesinin ilerlemesine katkı sunacağı bilinmelidir.

Seçim, ülkeyi ve halkı kuşatan ekonomik ve politik sorunlara çözüm üretemeyeceği gibi baskıların ve hak gasplarının, ağırlaşan ekonomik krizin, işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarındaki sorunların süreceği görülmektedir. Suriye ve Kürt sorununda tıkanma ve çözümsüzlük de derinleşecektir.

Sonuç olarak, 31 Mart’ta çıkacak sonucun siyasetin gidişatına etki etmesi kaçınılmazdır. İyi bir sonuç çıkarsa umutlar tazelenecektir. Dolayısı ile 31 Mart kadar sonrası da önem arz etmektedir. Seçim sürecinde ortaya çıkan olanakların değerlendirilerek, mücadelenin ortaklaştırılıp, ilerletilmesi ve geliştirilmesiyle bu baskılar ve siyasal gericilik geriletilebilecektir. Ayrıca demokrasi mücadelesinin kazanılması; Kürt sorunun demokratik çözümü, laiklik, adalet, yargı bağımsızlığı, örgütlenme ve siyaset hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, cinsler arası hak eşitliği gibi demokratik hak ve siyasal özgürlüklerin birbirinden koparılmadan birlikte mücadele konusu yapılmasıyla mümkün olabilir.

Demokrasi ve özgürlükleri kazanmanın yegane yolu, halkın örgütlü gücünü ve mücadele birliğini sağlamaktan ve bunda ısrar etmekten geçmektedir. Şimdi tüm emek, demokrasi ve barış güçlerinin, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve mücadelenin neferlerinin bu sorumlulukla ve görevle hareket etmesi gereken süreçtir. Halkın kazanımının yolu buradan geçmektedir ve hepimizin yürümesi gereken yol da budur. 

SELMA GÜRKAN

Genel Başkan

TEILEN