Ortaklaşma Tartışması Talepler Üzerinden Yapılmalı

Genel Başkanımız Selma Gürkan, 2019 seçimlerini ve ittifak tartışmalarını Evrensel Web TV’de yayınlanan Gündem Özel programında değerlendirdi.

AKP ve MHP’nin 2019 seçimlerine ‘Cumhur İttifakı’yla gireceğini açıklamasının ardından parlamentoda da gerekli yasal düzenlemeler için çalışmalar hızlandı. Meclis gündemine getirilen ve 26 maddeden oluşan seçim yasasında ise seçime ilişkin genel düzenlemeler ve ‘ittifak’lara yasal zemin kazandıracak düzenlemelerin ötesinde sandıkların başına asker ve polis dikilebilmesi, mühürsüz pusulaların geçerli sayılması gibi tartışmalı uygulamalar da yer alıyor.

2019 seçimlerine ilişkin tek ittifak tartışması AKP-MHP koalisyonuyla da sınırlı değil kuşkusuz. 16 Nisan referandumunda cumhurbaşkanlığı sistemine ‘hayır’ diyen çevreler 2019’a nasıl hazırlanacak, bir ittifak mümkün mü, en geniş demokratik cephenin oluşması için asgari zemin neleri kapsayabilir gibi pek çok gündem de tartışılıyor.

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan Evrensel Web TV’de yayınlanan Gündem Özel programında bu konulardaki soruları yanıtladı.

‘OHAL KALDIRILMALI, KHK’LER TÜM SONUÇLARIYLA İPTAL EDİLMELİ’

Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL o günden bu yana KHK’lerle devam ediyor. Afrin operasyonunun ardından yeni harekat işaretleri veriliyor. Tüm bu koşullarda seçime gitmek nasıl olacak?
Türkiye son 2 yıldır OHAL’lerle yönetiliyor. OHAL yasaklar, engellemeler, muhalefetin susturulması, hak taleplerinin bastırılmasını içeren bir durum. Bunun yanında hükümet, Afrin operasyonunu ve savaşçı politikaları da ekleyerek seçimi daha kolay alabileceğinin hesabını yapmakta. Sadece son bir hafta içerisindeki 8 Mart kutlamalarına baktığımızda bile OHAL’li Türkiye’nin fotoğrafını görebiliyoruz. Pek çok yerde mitingler, yürüyüşler yasaklandı.

OHAL koşullarında yapılan seçimin ne kadar demokratik olacağı, halkın tercihlerinin sandığa ne kadar yansıyacağı da tartışma konusu.

‘DÜZENLEMELER FİİLİ SUİSTİMALLERE YASAL GÜVENCE SAĞLAYACAK’

Seçim yasası, 16 Nisan referandumunda fiili olarak uygulanan ve halkın tepkisini çeken bazı düzenlemeleri de içeriyor. OHAL kaldırılsa dahi, bu düzenlemelerin hayata geçirilmesi yine OHAL gölgesinde bir seçime neden olmayacak mı?
Seçim yasası, 16 Nisan referandumundaki fiili gayrimeşru uygulamaların yasal güvenceye kavuşturulmuş hali. OHAL kaldırılsa bile, bu yasayla seçime gidildiğinde sandık iradesine gölge düşecektir. 26 maddeden birine bile işaret ettiğimizde bu görülüyor: Bir apartmanda oturan bütün komşular çeşitli sandıklara rastgele dağıtılacak. Daha öncesinde aynı binada oturan ve birbirini tanıyan insanlar aynı sandıkta oy kullanıyordu. Bu sandığa gayrinizami biçimde yerleştirilmiş başka seçmen kayıtları varsa, onlar çabuk fark ediliyordu. 16 Nisan, 1 Kasım ve 7 Haziran’da pek çok insanın kendi ikametinde bilmediği insanların kayıtları çıkmıştı. Şimdi nüfus sisteminde soy araştırması yapanlar olmayacak yaşta akrabalarının yaşadığına dair kayıtlar buluyor. Ölü canlar romanını hatırlatır düzeyde… Bu durum, bize ‘Mezarlardan kaldırdıklarına oy kullandıracaklar’ kaygısını yaşatıyor.

Yasada yer alan 26 maddenin 26’sı da demokrasi açısından problemlidir.

‘YASAYA KARŞI MÜCADELE ORTAKLAŞMALI’

Bu yasa yürürlüğe girerse, OHAL koşulları ortadan kaldırılmazsa ne yapılacak? Boykot mu gündeme gelecek?
Elbette seçimin meşruiyeti üzerine gölge düşmüş olacak büyük oranda. Dolayısıyla biz seçim yasasıyla seçime gitmemek için bugünden mücadele etmek gerektiğini düşünüyoruz. Bunun bir ayağı parlamento olacak. HDP ve CHP gibi yasaya karşı siyasi partilerin yürüteceği teşhir önemli. Ama bu mücadele Meclisle sınırlı olursa çok eksik kalır. Sokakta halka düzenlemenin neden antidemokratik olduğunu, halkın iradesine ipotek konulması anlamına geldiğini anlatmamız gerekiyor. Bu yasaya karşı demokrasi, emek ve barış güçlerinin mücadelesinin de ortaklaştırılması gerekiyor.

Bugünü ‘Her şey olmuş bitmiş’ şeklinde ele almak umutsuzluk göstergesi olur, baştan teslim olmak anlamına gelir. Seçim yasası çeşitli siyasal ve toplumsal kesimlerde fazlasıyla tartışılıyor. Önümüzdeki dönem açısından belki ortak mücadele platformlarının zeminini bu yasaya karşı mücadele üzerinden değerlendirebiliriz.

Elbette ki, boykot demokratik seçenekler içerisinde yer alıyor. Ancak bugünün koşulları itibariyle boykot seçeneği uygun değil. Toplumun büyük bir kısmının siyasi olarak iktidardan umudunu kesmesi ve arayış içerisinde olması gerekir ki, boykotla yeni bir siyasi seçeneği ortaya çıkarabilelim. Bugün için esas olarak hükümetin yasasına karşı mücadeleyi örgütlemek gerekir.

‘CUMHUR İTTİFAKI SİYASAL GERİCİLİĞİN İNŞA GÜCÜDÜR’

AKP ve MHP’nin oluşturduğu ‘Cumhur İttifakı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ittifaka karşı birlik arayışları da var…
AKP-MHP ve dışarıdan destekle BBP’nin koalisyonu, kendilerinin ifade ettiği gibi bir seçim ittifakı değil. Tabii ki, seçim de bu ittifakın bir parçası ama onlar diyorlar ki, “Bir iktidarı yeniden şekillendirmenin ortaklığıdır bu, bir siyasi ortaklıktır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Cumhur İttifakı’nı ‘Asgari bir ittifak değil, azami bir ittifak’ diye ifade etti…
Bu birliktelik şurada hemfikir oldu: Siyasal özgürlüklerin daraltılması, yasaklar, düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerin yasaklanması, savaşçı ve kutuplaştırıcı politikalar… Siyasal gericiliğin temsilcisi durumundaki bu koalisyon aynı zamanda tek adam-tek parti yönetiminin inşa gücünü de oluşturmakta. Yani Türkiye’de faşizm temelli siyasal rejimi inşa etmenin siyasi gücü ve iradesi olarak ortaya çıkmaktadır.

‘ERDOĞAN İKİ KUTUPLU BİR SİYASET ÖRMEYE ÇALIŞIYOR’

Erdoğan, sağ, milliyetçi, muhafazakar siyasal kesimin ve burjuvazinin en gerici kliklerinin temsilcisi olarak kendi koalisyonunu bu temelde oluşturmaya çalışırken aslında iki kutuplu bir siyaset merkezini de örmeye çalışıyor.
Bir, kendisinin etrafında şekillenen sağ, milliyetçi, muhafazakar bir siyasi mihrak. Diğer tarafta da CHP’nin etrafında sol-sosyalist ya da diğer siyasal ve toplumsal kesimlerin yer aldığı bir siyasal oluşum. Böylece iki kutuplu siyasal oluşum da kendi şansının daha yüksek olduğunu düşünüyor. CHP ve HDP üzerinden yürüttüğü tartışmalar da budur. Kendisine yerli ve milli diyerek -ki hiç ilgisi olmayan bir ittifaktır bu- olumluluk atfederken, çeşitli söylemlerle aslında diğer tarafta bir araya gelebilecek güçleri şeytanlaştıran bir yaklaşıma sahip. Siyasal gericiliği temsil eden koalisyonun karşısında gericiliğe karşı mücadele etmek isteyen, bu gericiliğe karşı duran bütün kesimlerin mücadele ortaklığı üzerinden bir birlikteliği tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz.

‘Cumhur İttifakı’na karşı oluşabilecek birliktelik hangi ilkeler çerçevesinde bir araya gelmeli sizce?
Türkiye’nin temel meseleleri var: İşsizlik, yoksulluk, ekonomide kötüye gidiş, kutuplaşma, demokratik hak ve özgürlüklerin engellenmesi, siyasi özgürlüklerin kısıtlanması, inanç özgürlüğü gibi, temel demokratik ve ekonomik sosyal sorunlar birikmiş durumda. Bu sorunların ortaya çıkardığı talepleri karşılayacak ve bu sorunların çözümünü oluşturacak bir siyasi merkeze ihtiyaç var. AKP ve MHP’nin oluşturduğu ittifakın karşısında, ‘Siyasi partilerin oluşturacağı bir ittifak’ şeklindeki tariften ziyade, ‘Nasıl bir ülkede yönetilmek istiyoruz, nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz?’ sorusuna vereceğimiz cevaplarla bu cevapların ortaklaştırdığı toplumsal ve siyasal kesimlerin bir araya gelmesi, en azından ortak hareket edebilmesi önemlidir diye düşünüyoruz.

Burada söylemeye çalıştığımız şey, tek çatı altında birleşme değil; bir mücadele ortaklığından bahsediyoruz. Referandum döneminde kısmen ‘hayır’ çalışması diye ifade edilmişti.

Mesele aslında iktidarın yarattığı kutuplaşmayı derinleştirecek bir pencereden bakmak değil; Türkiye’de yaşanan sorunların çözümü noktasında bir araya gelebileceğimiz siyasal koşulları yaratmamız gerekiyor.

Bizim söylemeye çalıştığımız kapıları kapatmak yerine, ülkenin sorunlarının nasıl çözüleceğine dair birbirine pencere açmak.

Söylediklerinizden şöyle bir çıkarımda bulunuyorum; cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Erdoğan’a karşı 16 Nisan’da ‘hayır’ cephesinde yer alan birkaç isim olacak. Seçim taktiği temel olarak ikinci tur üzerinden mi kuruluyor?
Henüz netleşmiş taktikler yok, üzerinde tartışılıyor. Bu tartışmalar çok kıymetli bizce. Kuşkusuz burada sosyalistlerin önemli bir görevi var. İleriye dönük kısıtlı, dar birlikteliklerden ziyade ülkenin temel sorunlarını tespit edip bu sorunları çözebilecek siyasi refleksleri ortaya çıkarabilmeliyiz.

‘Cumhur İttifakı’na karşı öne sürülen iki öneri var. Biri, CHP’nin merkez sağ ile ittifakına; diğeri ise CHP, HDP ve sol-sosyalist çevrelerin ittifakına dayanıyor. Sanırım matematiksel olarak iki seçenek de yüzde 50+1 gerçekliğini bugün açısından sağlayabilecek gibi durmuyor. Peki, bu cephenin genelini kapsayabilecek ‘asgari’ bir zemin var mıdır?
‘Türkiye’deki toplumun büyük bir çoğunluğu milliyetçi-muhafazakar. O nedenle kazanmanın yolu milliyetçi-muhafazakar bir ittifaktan geçiyor’ anlayışı yanlış bir anlayış. Bunun yanlışlığı ortaya çıktı, hem geçen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hem de yerel seçimlerde… Kuşkusuz toplumdaki muhafazakarlık, milliyetçilik ve şovenizm dikkate alınabilir. Ama burada asıl tercih edilmesi gereken şey, 15 yıllık siyasi iktidarın yarattığı sorunlar ve bu sorunların çözümü noktasında nasıl adım atılacağı.

Bütün güçleri kapsayabilecek, bütün güçlerin rahatlıkla ‘evet’ diyebileceği demokratik bir ittifak gönlümüzün arzu ettiği şeydir.

TÜRKİYE ‘BİR’DEN BÜYÜKTÜR

Gürkan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için de şunları söyledi: “8 Mart’a girerken kadınların mücadele iradesi azmi ve gücü aslında demokrasi mücadelesinin iradesinin azminin ve gücünün nelere kadir olduğunu gösterdi. Yeter ki halk güçleri, emek güçleri, barış güçleri ülkenin geleceğine dair ortak kaygılarını birleştirebilsinler. Biz çoğuz, dezavantajımız ayrı durmamız. 80 milyonuz,
80 milyonun örgütlü gücü bir avuç azınlığı yener. Türkiye ‘bir’den büyüktür diyebiliriz.”

 

TEILEN