Sermayenin Ekosistemi restore etme çağrısına karşı, işçi sınıfı ve halkımızı sistemi değiştirmeye çağırıyoruz

Bu yılki 5 Haziran Dünya Çevre Günü teması “ekosistemin restorasyonu” olarak belirlendi. Birleşmiş Milletler 5 Haziran vesilesiyle ekosistemi restore etme çağrısı yapıyor. “Eski düzenle birlikte yıkım, talan, tahribat devam etsin ama kıyısını köşesini biraz düzeltelim” diyor. BM’yi oluşturan ülkelerin “birleşmiş şirketler hükümetleri” de biliyor ki, kapitalist sistemin oluşturduğu enkaz ne boya ne de sıva ile kapanabilir. Ekolojik tahribattan zarar gören halk kitleleri sırf sistemi sorgulamasınlar diye burjuva iktidarlar bu sefer de “ekosistemi restore etmek” hayalini satıyorlar.  

Önlem alınmazsa 2030 yılında dünya sıcaklık artışının 1,5 santigrat dereceyi aşacağını söyleyen BM yetkilileri köklü önlem yerine restorasyondan bahsediyorlar. Oysaki küresel ısınmanın etkisiyle dünya hızla ısınırken, yağış dengesi değişmektedir. Kimi yerlerde seller, fırtınalar koparken kimi coğrafyalarda damla yağış düşmüyor. Tarım alanları kuraklaşıyor, yoksul halklar temiz su bulamıyor. 

2020 yılında dünyanın pek çok yerinde fırtına, sel ve kasırga nedeniyle tarım üretimi zarar gördü, insanlar evlerinden yurtlarından oldu. Küresel iklim değişikliği yeni göçleri tetikliyor. Çin ve Hindistan’daki sellerin verdiği zarar 42 milyar dolar, sellerde hayatını kaybedenler istatistiklere bile giremedi. ABD’de kasırga ve orman yangınlarının zararı 60 milyar doları buldu. Afrika’da iklim değişikliğine bağlı olarak oluşan çekirge istilası 8,5 milyar dolarlık zarara yol açtı. Avrupa’da gerçekleşen kasırga nedeniyle yaklaşık 3 milyar dolarlık zarar oluştu. Bengal Körfezinde yaşanan fırtınanın faturası 13 milyar dolar oldu. Sigorta bedeli üzerinden belirlenen bu rakamlar aslında katbekat büyüktür. Güney Sudan’da meydana gelen seller nedeniyle ülkenin bir yıllık tarım üretiminin tamamı zarar gördü, halk açlıkla karşı karşıya.

Giresun, Mersin, Bingöl’de yaşanan seller zaten bu istatistiklere hiç giremediler. Bugün küresel ısınmanın 1 santigrat artması nedeniyle yaşadığımız pek çok felaket, önümüzdeki yıllarda maruz kalacaklarımızın yanında adı bile okunmayacaktır. 

Barajlarımızdaki doluluk oranı hızla düşerken, tarımsal kuraklık nedeniyle Türkiye buğday üretiminin 4 milyon ton azalacağı tespit edilmektedir. Kuraklık nedeniyle arpa ve yem bitkileri üretimi azalırken hayvancılık ve gıda üzerindeki olumsuz etkileri yıl içinde yaşayacağız. 

Kapitalist politikalar nedeniyle gerçekleşen ekolojik yıkımın faturası her gün artıyor. İstanbul havaalanı ve bağlantı yolları için kesilen Kuzey Ormanlarına Kazdağları’nda altın şirketi tarafından kesilen yüz binlerce ağaç eklendi. İkizdere’den Mersin Emirler’e kadar yaşanan orman katliamları ise cabası. Kesilen ağaçların üzeri sembolik “hatıra ormanı” ya da “fidanlık” tabelalarıyla örtülmek isteniyor. 

Derelerimize kurulan HES’ler, boru ve tünele aldığı sudan mahrum kalan dere yataklarını, bitki örtüsünü yok ediyor. Enerji şirketlerinin kasasını dolduran HES’lerin yarattığı tahribat, kuruyan dereler Tarım Bakanlığının “suyun gücü milletle buluşuyor” reklam spotlarıyla pazarlanıyor! Can suyuna bile muhtaç kalan toprak ve bitki örtüsü her geçen gün biraz daha kuruyor. 

Termik santrallerden saçılan kül, toz ve gazlar tarım alanlarıyla birlikte işçilerin ciğerlerini söndürüyor. Siyanürle altın madenciliği yapılan maden sahalarında suya, toprağa ve bitkilere bulaşan zehir yaşamı tehdit ediyor. Toprağa gömülen nükleer atıklar, denize dökülen çöpler, atmosfere salınan gazlar, evet bütün bu tahribat ve yıkımlar “restorasyon” ile temizlenebilir mi?

Birleşmiş Milletler ve burjuva hükümetler, çevre sorununda kapitalizm karşıtı politik değişim talebinden korkuyorlar. “Restorasyon” stratejisinin nedeni de bu. Çünkü kapitalist düzen ortaya çıkan çöp dağları kadar kokuşmuş ve çürümüş bir düzendir. O nedenle bu düzenin restorasyonu değil, kökten değişmesi şarttır. Düzeni değiştirecek tek güç işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleridir. Yoksulluğu ve işsizliği dayatanla, iklim krizine neden olan, dünyayı yaşanmaz hale getiren aynı sistemdir. “Pandemiler çağı” diye distopik günler yaşamamızın sebebi de budur. 

EMEP, 5 Haziran Dünya Çevre Gününü egemen sistemin aksine bir mücadele günü olarak ele almaktadır. Bu nedenle 31 Mayıs ile 5 Haziran’ı içine alan haftayı “Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası” olarak ilan ediyoruz. Yaşanabilir bir dünya, gelecek kuşaklar için sağlıklı bir yaşam şüphe yok ki bu mücadelenin büyütülmesinden geçmektedir.

Restorasyon adımları kapitalist yağmanın ve doğanın talan edilmesinin cilasıdır!

Daha yeşil bir kapitalizm yok!

Ya barbarlık ya sosyalizm!

Sedat Başkavak

Genel Başkan Yardımcısı

TEILEN